Fatoş Güney: Duvar'da Yılmaz'ın asistanıydım. Bir hapishane ortamı yaratılmalıydı. Çocukları havaya sokmak için birtakım şeyler yapıldı, ama hiçbir zaman can acıtmak şeklinde olmadı.
DERYA SAZAK: "Duvara Karşı" nın yönetmeni Fatih Akın'ın "Yılmaz Güney filmi" çekme projesini anlatırken Daily Telegraph gazetesinde çıkan "O bir kahramandı" sözleri, Güney'in 1984'te yönettiği son filmi "Duvar"da çocuk oyunculara yönelik şiddet uyguladığı iddialarını yeniden gündeme getirdi. Ertuğrul Özkök, Akın'ın Güney'in oğluyla konuşmasında geçen bir "kulak çekme" anısından hareketle "Çocuğunu döven kahraman olmayı hak ediyor mu?" diye yazdı.
FATOŞ GÜNEY: Bir anne olarak çok yaralandım bu yazıdan. Çünkü baba oğul arasındaki çok hassas bir ilişki gerçek olmayan şekilde çarpıtılarak aktarılmış. O yüzden dava açtım. Güney'i Türk sinemasına olan katkısı ve eserleriyle tartışmak gerekiyor. Akın'ın, film yapma projesi bu yönüyle önemli. 1.5 yıldır iletişim içindeyiz.
Yılmaz Güney sineması hakkında çok şey yazıldı. Yol filmiyle Cannes'da 1982'de "Altın Palmiye" ödülünü Costa Gavras'ın Kayıp filmiyle paylaşmış bir sinema adamı Güney.
1958'de geliyor Yeşilçam'a. Kendini kabul ettirmek için sıradan filmlerde oynuyor. Oyunculuğuyla dikkat çekiyor. Bu filmlerdeseyircisini oluşturmaya başlıyor. Edebiyata ilgisi var. Bir hikâyesinde "komünizm propagandası" yapmaktan yargılanıyor ve 2 yıl ceza alıyor. O kadar genç ki, "Komünizm nedir, bilmiyorum hâkim bey" diye kendini savunuyor.
"Çirkin Kral" efsanesi de 1970'lere gelmeden önceki filmlerde doğuyor.
Kafasında hep sosyal içerikli, insanları uyandırmaktan yana filmler yapmak var ama ilk dönemde yapamıyor. Sinemada Yılmaz'la ilgili "yeni gerçekçilik" dönemi Umut'la başlar. 1970'den sonra yaptığı filmlerin hepsi güncel. Umut'ta çektiği arabacı Cabbar'ın öyküsü, yoksulluk ve çaresizlikten defineye aramaya başlayan bir insanın sonunda deliye dönmesinin gerçekçi dille sinemaya aktarılmasıydı. Hayatı yakalamıştı Yılmaz. Arkadaş, Sürü, Duvar'a baktığınızda Türkiye'nin bugün de gerçeği orada anlatılanlar. 
ABD'li çavuştan kaçınca
Anadolu insanı Güney'in film kahramanlarıyla kendini özdeşleştiriyor.
O dönemlerde seyircinin de şartlanması var. Yılmaz hep adaletsizliklere karşı koyan bir kahraman. Umut'ta çok büyük risk aldı. Yeni evliydik, yapımcıların uyardığın hatırlıyorum. Cabbar zavallı bir faytoncu, ABD'li çavuştan dayak yer pabucunu bırakıp kaçar silahını atar, bu sahneler Güney seyircisi açısından kolay kabul edilebilir olay değildi. n "Çuval geçirme" olayına benzer bir tepkiyi çağrıştırıyor! Umut sansüre uğrayor. 1971'de Cannes Film Festivali'ne gönderilmesi olay oluyor. Yurt dışına kaçırılıyor, bu yönüyle ilk örnek. Niye bu kadar baskı görüyor?
Bir bozuk düzen eleştirisi. Arabacı Cabbar ile define arayan hoca profili dine alaycı bakış olarak görüldü. Çok saçma gerekçeler. Yılmaz her zaman büyük mücadele verdi sansüre karşı. İşaretlerle, mimiklerle, bakışlarıyla anlaşıyordu halkla. Umut, Cannes'da büyük ilgi gördü ve "yeni gerçekçilik" akımının sinema klasikleri arasına girdi.
'Fatih Akın çok değerli'
Akın, Güney karşılaştırması için ne söyleyeceksiniz?
Akın çok değerli, gerçekten çok yetenekli, deha denilebilecek sinyaller veren yeteneğe tabi. Çok çarpıcı bir sinema dili var.
Yılmaz, 20 yıl emek verdikten sonra bir Umut filmini yapmıştır örneğin. Akın da olgunlaşacak daha farklı filmler yapacak. Karşılaştırmak yanlış olur. Güney'in sinemasından etkilendiğini anlatmak için "Yılmaz Güney'in çocuklarıyız" diyor. Sanatçıların bu şekilde karşılaştırılmasına karşıyım. Yılmaz'ın 38 tane ulusal ve uluslar arası ödülü var.
Vatandaşlıktan çıkarılınca ağladı
Paris'te Yavuzer Çetinkaya'ya, "Bir gün mutlaka döneceğim. Sen de dön. Ülkende çekeceğin en kötü film burada yapacağın başyapıttan daha iyidir" diyor. Nâzım Hikmet gibi hep vatana dönme özlemi...
Dönüş özlemi hep vardı. Vatandaşlıktan çıkarıldığı zaman ağladığını hatırlıyorum. Çok tepki duymuştum. Türkiye'ye bir gün mutlaka döneceğine inanıyordu. Cuntacıların da kaçmak zorunda kalacaklarını düşünüyordu. Ne yazık ki öyle olmadı.
Türkiye naaşı için hazır değil 
Kürt sorununa nasıl bakıyordu?
Asla bir Kürt milliyetçisi değildi. Kürt meselesini Türkiye'nin demokrasi mücadelesi içinde görürdü. Kültürel haklarını kazanmalarını savunurdu. Kendine aydın diyen her demokrat insanın savunması gereken değerlere sahipti.
Naaşını getirmek gibi bir girişiminiz oldu mu?
Hayır. Türkiye şu anda demokrasiye geçiş süreci yaşıyor. Bu tamamlanmadan Yılmaz'ın da özgürlüğüne kavuşmasına, naaşının ülkesine getirilmesine hazır bir ortam görmüyorum.
Kurtlar Vadisi'nin patlama yaptığı ortamda bunları olağan saymak gerekiyor.
Neyse ki 'Babam ve Oğlum' gibi filmler de yapılıyor. Çağan Irmak çok naif bir film yapmış ama o dönemleri yaşamadığı için biraz eksik anlatmış.
Güney'in sineması daha sorgulayıcı, sarsıcı ve uyandırıcıydı. O tür filmler çekmek cesaret istiyor. Ne yazık ki hâlâ özgür bir toplum değiliz.
Buradan sağ çıkartmazlar
Yumurtalık'ta hâkim Safa Mutlu'nun öldürülmesi yaşamınızın dönüm noktası olmalı. Güney, cinayetten hüküm giydi. Siz de oradaydınız.
Çok büyük bir tahrik ve taciz söz konusuydu. Böyle bir şey olacağını düşünmedik, sataşmalar söz konuydu Yılmaz ekibi sakinleştirmeye çalışıyordu. Hiç istenmedik bir olay.
12 Eylül koşullarında cezaevinden kaçış nasıl oldu?
Bu olaydan ötürü kaçtığımızı birçok kişi düşünebilir ama kesinlikle bundan ötürü değildir. Cezasının 7.5 yılını yatmıştı, geriye birkaç yılı kalmıştı. Dışarıdaki arkadaşları Güney adlı bir dergi çıkartıyorlardı, Yılmaz da oraya siyasi düşüncelerini yazıyordu. Bunlardan ötürü 100 yıl ceza istemişler. Askeri darbe dönemimde "Beni buradan sağ çıkartmazlar" duygusuna kapıldu.
1984'te Paris'te kaybettiniz. Hastalığı ne zaman fark edildi?
Cezaevinde başlamış. Defalarca hastaneye çıkmasına rağmen hep geri gönderiyorlar. Ameliyatını yapan doktor 2 yıllık hadise demişti.
'Kasımpaşalı Recep'i bulamadık
Sürü ve Yol, Türkiye'de cezaevinde çektiği filmler, 12 Eylül döneminde yurtdışına kaçtıktan sonra cezaevindeki sübyan çocukları anlatan Duvar'ı çekiyor. Sette "sadistçe bir terör estirdiği" suçlamaları karşısında Güney, Fransız bir gazeteciye "Cezaevindeki çocukları ya okul müsameresi gibi çekecektim, ya da yüzlerindeki korkuyla gerçekçi bir atmosfer yaratacaktım" yanıtını verir.
Duvar'da Yılmaz'ın asistanıydım. Bir hapishane ortamı yaratılmak durumundaydı, yoksa müsamere gibi olurdu. Asla şiddet denemez. Ama çocuklardan rol almak için, onları havaya sokmak için birtakım şeyler yapıldı, ama bunlar hiçbir zaman tokatlamak, dövmek, can acıtmak şeklinde olmadı. Sadizm değil, asla olamaz. Yılmaz bir tokat bile vurmadı. Film çekilirken bir yandan dokümanteri yapılıyordu, Güney'in bir çocuğa tokat atsa görüntüsü olur. Cezaevi atmosferi yaratmak üzere baskı kurulmuş olabilir ama kitaptaki gibi çocuklar film bittiğinde Yılmaz ağabeylerinden ağlayarak ayrılmışlardır.
Güney çiftinin filmi
Duvar'la ilgili eleştirilerin kaynağı nedir?
Fransızların tepkisidir bu. Çünkü Türkiye'den bir sinema adamı çıkıyor Fransa'ya geliyor ve hemen Kültür Bakanlığı desteğini alıyor. Bunun yol açtığı kıskançlıklar. Ayrıca ideolojik nedenler. Yılmaz'ın sineması Fransa'daki muhafazakârların hoşuna gitmedi.
Yol'a Cannes'da verilen ödül Yılmaz Güney'le dayanışma anlamına mı geliyordu?
Hayır, ödülü getiren filmin gücüydü. Tüm oyuncuların paylarını da unutamayız. Ödülün siyasi nedenlerle verildiği safsatadır.
Çocuk motifini sevecenlikle kullandığı filmleri yok mu? "Baba"da çocuklarına "bisiklet ve mandolin" alma tutkusunda bir insan...
Gerçekten büyük bir hümanistti Yılmaz. Hep derdim ki , "Yılmaz senin karşılaştığın kalleşlikleri ben yaşamış olsam bir daha insanlıkla ilgili hiçbir şey yapmak istemem". Bitmez tükenmez bir insan sevgisi vardı.
Sizi Yılmaz Güney'e çeken neydi? Umutsuzluklar filmindekine benzer bir aşk ve tutku mu? Farklı bir sosyal çevreden geliyordunuz.
Umutsuzluklar bizim filmimiz zaten. O tartışmalar bizim aramızda geçmişti.
Filmleri sizde mi?
104 filmi kayıp. Türkiye'de ayrılmamızın ardından 12 Eylül rejimi tarafından tüm negatifler Yeşilçam'dan toplatılıyor. Yok ediliyor orijinalleri. Geride kalan 13 filme sahibiz. Diğerleriyle ilgili belki tek tük kopyaları olabilir ama negatifleri bulamazsınız.
Erdoğan seçilince
'Kasımpaşalı Recep' diye bir film çekmiş 1965'te, kırk yıl sonra Kasımpaşa'dan aynı isimde bir başbakan çıkması ilginç değil mi?
Evet, AKP iktidara gelip Recep Tayyip Erdoğan başbakan olunca bazı televizyonlardan gelip 'Kasımpaşalı' filmini bizden istemişlerdi ama yok.
Milliyet / Derya Sazak - Sohbet Odası
Yayın Tarihi :
6 Mart 2006 Pazartesi 11:24:08
Yorumlarınız
besra tuncer IP: 81.213.183.xxx Tarih : 6.03.2006 16:04:27
Hayatım boyunca hayranlık duyduğum tek insan acaba senin gibi bir yürek bir dahi daha gelirmi bu dünyaya 1958 den 2006 yılları gören insan sen asla ölmedin yüreğimizdesin..........
oktay demirci IP: 212.175.177.xxx Tarih : 6.03.2006 13:24:38
hiç kime güney hakkında konuşarak pirim yapmasın.O bu ülkenin yetiştirdiği ender insanlardan birtanesidir.Rahmetle anıyorum.ruhun şad olsun.
Rahmi Cagan IP: 84.56.233.xxx Tarih : 6.03.2006 16:18:02
Beni nicin kimse vatandasliktan cikarmadi peki oktay kardesim? Yoksa benmi biseyleri yanlis yapiyorum? Iyi bir sanatci olabilir, iyi bir insanda olabilir fakat iyi bir Türk oldugunu kimse iddia edemez. Saygilarimla