20
Mart
2026
Cuma
YAŞAM

GORA: Bu filmin yıldızı Sadri Alışık

G.O.R.A. rekorları kıra kıra yoluna devam ediyor. Bu ülkede yerli veya yabancı hiçbir film, ‘böylesi bir başarı’yı tatmamıştı.  

Cem Yılmaz’ın Dünya’dan G.O.R.A. gezegenine uzanan yolculuğunu, eksen alan film, Uzay Yolu, Altı Milyon Dolarlık Adam, Star Wars, Matrix ve benzeri bilimkurguların parodisi gibi görünmekle birlikte, aslında hepsinden öte, Hollywood filmlerinin parodisi olan Beşinci Element’in deyim yerindeyse, yeniden ‘okunduğu’ bir yapım; yani ‘parodinin parodisi’. Ya da suyunun suyu mu desek ‘Arif’çe!...

BİR ‘UZAYCILIK’ OYUNU

G.O.R.A., ne kadar çok espriyle donatılmış, hatta ne denli çok oyuncu ve oyunculuk gösterisi ile zenginleştirilmiş olursa olsun, erkeklerin ergenlik öncesi çağlarına özgü ‘askercilik’, ‘kovboyculuk’, ‘hırsız polisçilik’ benzeri bir ‘uzaycılık’ oyunu.

Sinema bir düş dünyası, bir fantazya evreni olarak düşünüldüğünde, fantastik konular, masallar, destanlar, süper-kahramanlar açısından bir hayli zengin olan geleneksel kültürüne rağmen; bilimin kurgulanması noktasında, Türk bilimkurgu denemeleri, sinema tarihi boyunca asıllarının fantastik hatta ‘kitsch’ örnekleri olmaktan öteye gidemedi

G.O.R.A.’DA EKSİK KALAN ‘SAMİMİYET’

Hollywood tarzı bilimkurgu sineması teknolojilerinin taklit edilemezliği, yalnızca tematik suretlerden feyz alan ve oyuncunun samimiyetiyle inancına dayanan Türk usulü bir uzay/bilimkurgu/fantastik türü çıkarmıştı ortaya.

Sinemamızın zaten pek de zengin olmayan tarihine şöyle bir baktığımızda, bir ‘Uzay Yolu - Star Trek’ parodisi olarak kabul edebileceğimiz ‘Turist Ömer Uzay Yolunda’ya, üzerindeki her türlü spekülasyona karşın ‘ciddiyetle’ ve ‘inançla’ yapılan bir film ‘Dünyayı Kurtaran Adam’a; bir ‘yaratık’ filmi olan ve E.T.’yi kopyalayan ‘Badi’ gibi ‘ilkel’ örneklere rast geliyoruz.

Yaşadığımız yüzyıla özgü bir teknoloji obezitesinin eseri olan G.O.R.A.’da ise eksik kalan hatta yoksullaşan, işte bu filmlerdeki samimiyet!

BİR ‘MUKALLİT’ OLARAK CEM YILMAZ

Ayağı yere sağlam basan karakterlerden ziyade, basmakalıp, derinliksiz ve geçmişsiz tiplemelerle yol alınmak istenmiş. Tüm oyuncuların gözü ister istemez G.O.R.A.’nın güneşi Cem Yılmaz’da. 2 ana, 2 de yan rol canlandıran Yılmaz ise bir ‘mukallit’ olarak çok önceden çizdiği yolda istikrarlı biçimde devam ediyor. Ancak Arif’i canlandıran Cem Yılmaz, ‘ne role soyunurlarsa soyunsunlar yaptıkları işe gönülden inanan eski Yeşilçamlılar’a asla benzemiyor; daha çok, kendisiyle dalgasını geçen bir oyuncu; bir Sadri Alışık parodisi.

OFSAYT OSMAN’DAN BİR GOL DE ‘GORA’YA

Aslında filmi de, Cem Yılmaz’ın kendisi kadar parodi. G.O.R.A.’nın içine saplanmış ‘Serseriler Kralı’ filminden 30 saniyelik bir sekans karşısında, Yılmaz’ın oyunculuğu hiç bitmeyecek bir ruh üşümesi geçiriyor.

‘Serseriler Kralı’nın en can alıcı yeri olan unutulmaz son sahnesinde, ‘Ofsayt Osman’ rolündeki Sadri Alışık, “Bu da mı gol değil ha; söyleyin, bunu da mı atamadım?” diye ağlarken; kimin ‘oyuncu’, neyin ‘film’ olduğu meselesi kendiliğinden çözüm buluyor ve bu sekans, G.O.R.A.’nın ‘planlanmamış’ kilit sahnesi oluyor.

SURET ÇOK, ASLI YOK

O kadar çok ‘suret’ var; peki aslı nerede? Sadri Alışık’ın özüne vakıf olunmadan, onun suretlerinden birinin taklidi olmak ve Türk Sineması’nın en çok seyirci tarafından izlenmesi neredeyse kesin olan bir ‘uzaycılık’ oyununun ‘yaratıcısı’ olmak !.. İzleyenlerde ister istemez bir soru can buluyor: Bu Arif, Avrupa Yakası’ndaki Şesu’yu andırmıyor mu biraz? Gerçi Şesu da Cem Yılmaz’ı taklit ediyordu. E peki, Yılmaz zaten Sadri Alışık suretlerinden biri değil miydi?

HA RÖGAR, HA LOGAR; AMA İLLE DE LOGAR

G.O.R.A.’nın aksak hayat çizgisi, kendini yine, içindeki Komutan Logar’la ele veriyor: Cem Yılmaz, Arif’in dışında

canlandırdığı ikinci baş karakter olan ‘kötü’ Komutan Logar’la, bir nevi ‘yalan yanlış bilinenler’in çizdiği yoldan yürüyeceğinin bir işaretini çakıyor seyirciye. Ha ‘rögar’, ha ‘logar’; ama ille de ‘logar’! [Bkz: Aslı ‘rögar’ olup, dilimize girerken her nedense ‘logar’ oluvermiş olan dairevi kanalizasyon kapakları]

‘BİRİLERİ SENİN İÇİN BİLİYOR; SEN TÜKET’

Sanatın ve hatta canlıların, tekniğin olanaklarıyla çoğaltılabildiği bir dönemde yaşamaktayız. Sanatın, insanın ve aklın geri çekildiği böylesi bir çağda, tekniğin bizatihi başat olması hiç şaşırtıcı değil. Günlük yaşamda kullanılan teknolojiler, bilgiyi alınıp satılan bir paket program haline getirince, ortaya çıkan sanatsal denemeler de, suretlerinin suretlerini olanaklı kılan tekno-gösterilerden ibaret. Nihai tüketici-seyirciye verilen mesaj da “Birileri senin için biliyor zaten; sen yalnızca tüket!” oluyor.

Hasan Bülent Kahraman’ın ‘Kültür Tarihi Affetmez’ kitabındaki saptamayla, ‘Hiçbir sorumluluk üstlenmeyen ancak her türlü hakka sahip olduğunu düşünen’ bir kuşağın sorgusuz sualsiz kabullenebileceği türden bir ‘film’le karşı karşıyayız. Ne de olsa teknoloji tanrısını dizginlemeyi başarmış gibi görünen bir yapım bu.

TEK DERDİ ‘MATRAK GEÇMEK’

Sisteme muhalif olmayan bir sanat eseri ve düşün(dür)meyen bir sanatçı olamayacağına göre, tek derdi her şeyle ‘matrak geçmek’ olan bir yapım, kendi sınıfını kendi belirlemiş demektir.
Artık filmler, bilgisayar teknolojilerinin sayısal ve işlemsel ürünleri olarak ortaya çıkmakta. İşte bu noktada, iyiden iyiye duyarsızlaşan kuşaklara, ‘çözüm insanın kendisindedir’ mesajı yine ‘Beşinci Element’ benzeri parodi filmlerden geçerek ulaştırılmak isteniyor.

‘TEKNİK YETERSİZLİK’ KOMPLEKSİMİZ

Türk Sineması söz konusu olduğunda, ülkemiz seyircisinde neredeyse bir kompleks yaratmış olan ‘teknik yetersizlik’ sorunsalı, bu filmde şaşırtıcı ölçüde aşılmış gözüküyor. Bunda, teknik ekibin, reklam endüstrisinde yıllar boyu edindiği deneyimin, filme olumlu biçimde yansıması etkin olmuş hiç kuşkusuz.

Yalnız teknik sorunlar (Hollywood’daki emsallerinin 10’da 1’i civarında bir harcama yapılarak) aşılırken, filmi ‘film’ yapan değerler göz ardı edilmiş hiç sakınılmadan.

HANGİSİ ‘ASIL’, HANGİSİ ‘TAKLİT’

Aslının yerini, taklidi aldı ve hangisinin ‘asıl’, hangisinin ‘taklit’ olduğunun ayrımını yapacakların sayısının azalması bir yana, bu ayrımın yapılması dahi artık önemsenmez duruma geldi.
Film, ‘karakterlerin dramatik yapı içinde geliştikleri bir senaryo’ya sahip değil; daha doğrusu ‘senaryo’ya sahip değil.

Zaten yaratıcıları dahil hiç kimse, bu prodüksiyonun ‘cidden’ bir sinema filmi olduğu iddiasında değil; olamaz da!

Film, ‘karakterlerin dramatik yapı içinde geliştikleri bir senaryo’ya sahip değil; daha doğrusu ‘senaryo’ya sahip değil.

Tüm unsurlar Cem Yılmaz’ın kafasındaki hikayeyi anlatmasına yardım eden ayrıntılar sadece; tatil köylerinde animatörlerin geceleri gerçekleştirdikleri tematik bir animasyon.

‘GÖZÜN GÖRDÜĞÜ HER ŞEY SİNEMA’ MIDIR?

‘Gözün gördüğü her şey sinemadır’ düşüncesinde olanlar dışında G.O.R.A.’nın bir sinema filmi olarak algılanması imkansız; sinema salonunda oynuyor olmasını ve patlamış mısır eşliğinde seyredilmesini yeterli bulanlar da çıkabilir elbet.

Pazarlamasını doğru yaptığında, ‘ne versen gider’ kurallarının uzun zamandır işlemekte olduğu bu piyasada, hemen her gidenin pişman olduğu ‘Asmalı Konak’ dahi, seyirci rekorlarına imza atabilmişti.

G.O.R.A: BİR CEM YILMAZ ‘MEDİTASYONU’

G.O.R.A., sanatçının kendisi tarafından kullanılmaktan pörsümüş - filmde defalarca gösterdiği seks dergisinin yaprakları denli yapış yapış olmuş - bütün sermayesini çoktan tüketmiş bir tipleme üzerine bina edilmiş bir Cem Yılmaz ezberi.

Çok başarılı bir şovmen olduğu su götürmez olan Yılmaz, ‘sürekli tekrar’ın, kitle üzerindeki ‘medite edici etkisi’ni kullanıyor.

Karikatür, film, reklam ve gösterilerinde defalarca kullandığı tiplemeyi, Yılmaz tekrar kullanıyor; sömürüyor da denilebilir.

Yapımda emeği olan teknik ekip ve oyuncuların hemen hepsi, kendine düşeni, elinden gelenin en iyisini vererek yerine getirmeye çalışmış. Ama ortaya çıkan şey film değil; sadece bir gösteri. ‘Mesaj kaygısız’, suyunun suyu esprilerle ‘günü kurtaran’ bir yapım G.O.R.A.

Bu absürd Cem Yılmaz prodüksiyonu, ‘Kibar Feyzo’ ve ‘Süt Kardeşler’ gibi defalarca izlenen filmler yanında pek anılmayacak; ‘Kahpe Bizans’ın bir derece üstündeki yerine geçip yerleşecek.

HOLLYWOOD’A VAR DA, GORA’YA YOK MU?

Beklentiler törpülenmiş olarak gidildiğinde ve de beyazperdeye yansıyanın bir ‘film’ olması beklenmediğinde, eğlendiren bir yapım G.O.R.A.; hele benzeri Hollywood yapımlarına tonlarca para akıtıldığı ve sinema çıkışı, damakta bir keçiboynuzu tadı bıraktıkları düşünüldüğünde...

gora
Yayın Tarihi : 30 Kasım 2004 Salı 09:13:48
Güncelleme :30 Kasım 2004 Salı 15:32:19


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?