Geçen hafta kaybettiğimiz ünlü güreşçi Gazanfer Bilge, kazandığı paranın bir bölümünü gençlerin eğitimi için harcayan hayırsever biri olarak da tanınmıştı.
Takvimler 1948 yılını gösterirken dünya, dumanı tüten büyük savaşın acılarını üzerinden atmaya çalışıyordu hâlâ. 1940 ve 1944’te olimpiyat oyunları yapılamamıştı.
Zaten kimsenin sefalet ve düşmanlıkla geçen bu yıllarda sporu düşünecek hali de yoktu. Ancak spor, savaş sonrası toplumları birbirine ve hayata bağlamak için yine en kuvvetli harç olarak görülmüş, 1948 Olimpiyatları’nın Londra’da yapılmasına karar verilmişti.
II. Dünya Savaşı’nın mağlupları Almanya, İtalya ve Japonya’nın alınmadığı bu oyunlar, altı şampiyonluk çıkaran güreşçilerimiz sayesinde Türk spor tarihine geçecekti. İşte bu altın isimlerin ilki Gazanfer Bilge oldu.
Cumhuriyetin ilan edildiği yıl, Karamürsel’de güreş aşığı altı çocuklu bir ailenin beşinci evladı olarak dünyaya gelmişti Bilge... Buna rağmen bahriyeli olarak yaptığı askerliğine kadar güreşten uzak durmuştu. Bu dönemde Avrupa şampiyonu Servet Meriç’ten güreş dersleri aldı. Yeteneği, rekabetçi kişiliği ve minderdeki hareketliliğiyle kısa sürede sivrildi. İşi uzatmayı sevmiyor, ayakta dalarak rakibini havalandırıyor, sarmayı takıp süratle tuşa gidiyordu.
Suç ve ceza!
Güreşseverler maça çıkarken Bilge’ye, uzun süre minderde kalması için adeta yalvarıyor, “Para verip seni izlemeye geldik” diyorlardı. 23 yaşında Avrupa şampiyonu olduğunda onu filme alan İsveçliler, sarma oyununu “Bilgesax” adıyla literatüre geçirdiler.
Ve 1948 Londra... Olimpiyatta finale gelinceye kadar 62 kilodaki tüm maçlarını tuşla kazanan Gazanfer Bilge, finalde de İsveçli rakibini pes ettirdi. Aynı dakikalarda diğer iki minderde de Celal Atik ve Yaşar Doğu olimpiyat şampiyonu oluyor, Türk güreş tarihinin en şanlı sayfası yazılıyordu.
Türk milleti olimpiyat dönüşü Bilge ve diğer kahramanlarını bağrına bastı. Ne var ki güreş tarihçisi Ali Gümüş’ün vurguladığı “Türkiye’de hiçbir şampiyon cezasız kalmaz!” ilkesi, Gazanfer Bilge için de işledi.
Hükümetin emriyle valilikten Bilge ve diğer şampiyonlara 20’şer bin lira “mükafat” verildi. Bu parayla o dönemde mütevazı bir ev alınabiliyordu. O dönemde spor “amatörce” yapılan bir uğraştı, para almak yasaktı. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK), bu güreşçileri para ödüllerini kabul ettikleri için “profesyonel” ilan etti.
Bilge 1952 Olimpiyatları için Helsinki’ye gittiğinde acı haberi aldı. TMOK tarafından adı bildirilmediği için oyunlara katılamadı. Bu “turistik” gezi yine de hayırlı bir sonla bitti. Fin Türkleri Derneği Başkanı Zuhur Tahir beyin kızı Yıldız hanımla evlenen Bilge, yurda madalyasız ancak mutlu döndü.
Bu tarihten itibaren mindere küserek turnuvalara katılmayan şampiyon pehlivan, işadamlığına soyundu. Kadıköy’den Kocaeli’ne otobüs kaldırarak başladığı sektörde kendi adıyla kockoca bir otobüs filosu kurdu, yurdun dört köşesini birbirine bağladı.
Hayırseverlik abidesi
Minderde “acımasız” olduğu kadar günlük hayatta “yufka yürekli” ve “hayırsever” kişiliğiyle tanınırdı... Otobüsçülükten kazandığını memleketi Karamürsel’e yatırdı. Önceliği de eğitime verdi.
Bağışladığı araziler üzerine, sağladığı kaynakla Kocaeli Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, Meslek Yüksek Okulu, Turizm Yüksek Okulu, Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurdu inşaa edildi. İşitme Engelliler Okulu, Çocuk Yurdu, Sağlık Ocağı, Spor Tesisleri ile belediye binası, el sanatları kursu, içme suyu tesisleri ve cami yaptırdı.
Bugün Gazanfer Bilge adını taşıyan okullarda binlerce öğrenci bursla okuyor, hemşehrileri sağlık hizmeti alıyor, gençler spor yapıyor.
“Bilge’nin eserleri”
K.Ü. Gazanfer Bilge Beden Eğitimi SYO
K.Ü. Gazanfer Bilge Meslek Yüksek Okulu
K.Ü. Gazanfer Bilge Turizm Yüksek Okulu
Gazanfer Bilge Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurdu
Gazanfer Bilge İşitme Engelliler Okulu
Gazanfer Bilge Çocuk Yurdu
Gazanfer Bilge Sağlık Ocağı
Gazanfer Bilge Spor Tesisleri
Belediye Binası
El Sanatları Kursu
İçme Suyu Tesisleri
Gazanfer Bilge Camii