Londra'da bulunun gazeteci Bahattin Çağdaş'ın Kenthaber için kaleme aldığı Mısır izlenimleri..
Sözde demokrası havarisi Amerika’nın, iki yüzlülüğüne en iyi örnek ülkelerden biri de Mısır’dır.

Hüsnü Mübarek
Mısır; 1981 yılından beri, yani yaklaşık 26 yıldır Hüsnü Mübarek’in diktasında yönetiliyor. Mübarek’e karşı muhalif olan Müslüman Kardeşler Örgütü’nün, ne tür baskı ve işkencelere maruz kaldığını, zaman zaman, kısmen de olsa medyada görüyoruz. Mübarek’e karşı, değil muhalefet yapmak aleyhinde konuşmanız bile zor.
Bir süre önce bulunduğum Mısır’da, bu konuyu da kısıtlı da olsa gözlemlemeye çalıştım.
Fırsat buldukça, denk geldikçe kişilerle konuşmayı denedim.
Bir çok kimse bu tür konuların “masa altında” konuşulduğunu belirtiyor.
Bir yanda ağır bir yoksulluğu, düzensizliği, kadere razı olmuşluğu, diğer yanda da bu durumun etkilemediği keyifleri yerinde bir kesimi görüyorsunuz.

“Bunca yıldır Mübarek ne yaptı?” diye soruyoruz, “kesesini doldurdu, durumu idare etti şimdi de oğlunu yerine nasıl getirebilir, onun planlarını yapıyor” diye cevap alıyoruz.
Sohbetlerde fazla yol alamıyorsunuz.
Dünya gündeminde demokrasi konusu açıldığında Mısır’dan hiç söz etmeyen Amerika’yı bir kez daha yad ediyorsunuz.
Ne ise, bu girişten sonra biz gezi izlenimlerimize dönelim.
ARAP ÜLKELERİ VATANDAŞLARINA 10 KAT DAHA UCUZ

Londra’dan 5 saatlik bir uçuşla Mısır’ın Şarm el Şeyh (Sharm El Sheikh) şehrindeyiz.
İngilizler Mısır’a Egypt diyerek bu konuda da cinsliklerini göstermiş.
Pasaport kuyruğunda iki şey düşünüyorum.
Birincisi; uzun yıllar atalarımızın hakimiyetinde kalan Mısır’a, vize alarak girmenin verdiği karışık duygular, ikincisi; görevlilerin, “Türk Pasaportu’nu görünce tepkileri nasıl olacak?” merakı.
Mukayese yapmak için diğer turistleri izliyorum. Farklı bir muamele ile karşılaşmıyoruz.
Çölün ortasındaki Şarm El Şeyh’de turistler için her şey düşünülmüş.
Genç rehberimiz, çevreyi bize ve araçtaki diğer turistlere anlatmaya çalışıyor.
Bir ara (Casino) kumarhaneleri gösteriyor.
Sonra özellikle bize dönüp mahçup bir ifadeyle, “haram ama ne yapalım” diyor.
Mısır’da hem yerli halka, hem de diğer Arap ülkeleri vatandaşlarına fiyatlar 10 kat daha ucuz.
İran, Lübnan, Türkiye vb. bir kaç ülke bu ucuzluktan yararlanamıyor.
Mısır halkına, turistik tesislerde bile ucuz fiyat uygulanıyor.
Bizde ki gibi, “Turiste ucuz yerliye pahalı” değil.
Mısır’da bu imkandan çok az bir kesim yararlanabiliyor.
Düz işçinin aylık maaşı 84 YTL, Bir doktor 840 YTL alıyor, Kiralık ortalama bir ev 420 YTL
OSAME’NİN TEHLİKELİ TAKIMI

Güneş batımında deve turu yapmak için şehrin biraz dışına çıktık.
Çevredeki Granit dağları insana “başka bir gezegendeyiz” hissi veriyor.
Dağlar, keskin hatlı, sivri, bazıları sanki gotik mimariyle yapılmış büyük katedralleri anımsatıyor.
Bu dağların yaşları küçük! olduğu için ( 2 milyon yıl) graniti çabuk dağılıyormuş.
Develer kalkarken ve çökerken yer ve semer arasında yaklaşık 80 derecelik bir açı oluşturuyor. Düşmemeniz an meselesi. Bu nedenle özellikle belinize çok dikkat etmeniz gerekiyor. Gece otelde, Osame’nin tehlikeli takımı adlı grup bir gösteri düzenledi.
Çöl savaşçıları gibi giyinmiş kara maskeli bu takım, kılıçlarıyla kırık camlar üzerinde yürüyüp, çivili tahtalarda yattılar. Irak’da olanları protesto edercesine, gösteri sonrası, özellikle seçtikleri bir İngiliz erkek turisti soyup donla sahnenin ortasında bırakıp gösteriyi sonlandırdılar.
Ertesi günü Kızıldeniz’deki Tiran Adası’na gittik. Burası ve asıl büyük alanı oluşturan Ros Muhammed Milli Parkı, dünyanın ikinci büyük su altı parkı.
Buralar koruma altında, avlanmak, kirletmek yasak. Denizin altındaki rengarenk balıkları görmeniz için dalmanıza gerek yok. Sahilden adım atar atmaz etrafınızda oynaşıyorlar. İnanılmaz güzel renklere sahipler. Şöyle bir donup kalıyorsunuz.
KAHİRE VE PİRAMİTLER
Şarm El Şeyh- Kahire arası otobüsle 6 saat, uçakla 40 dakika.
Otobüs yolculuğu hem güvenli değil hem de saatlerce çöl seyretmekten dolayı sıkıcı.
Ertesi günü 40 dakikalık bir uçuştan sonra Kahire (CAİRO) semalarındayız.
Heyecan ve hevesimiz dorukta. Uçak daha inmeden merakımız havadan piramitleri kıyısından köşesinden görebilir miyiz? Maalesef!
İndikten sonra orta yaşlı bir Mısırlı önümüze çıkıyor. “Türk müsünüz?” diye soruyor. “Nasıl anladınız?” karşı sorumuza, “hissettim ve kokunuzu aldım” diyor.
Gülüşüyoruz. Niyeti, yaklaşık 500 dolarlık günlük tur satmakmış.
İç sesimiz doğrultusunda, gün boyu bizle olacak bir taksici ile anlaşıyoruz.
ARABALAR ÇAPRAZLAMA GİDİYOR
Ve Kahire’nin o korkunç trafiği bize hoş geldin diyor. Yine de,” İstanbul trafiği iyidir”demiyoruz, kimse dedirtemez de. Arabaların çoğu eski, dökük. Bir dönem bize dayatılan Murat arabalar, biraz daha derli toplu duruyor. Kahire’nin havası tehlikeli oranda kirli. Kesif bir eksoz kokusu hakim.
Trafikte arabalar birbirine paralel değil, çaprazlama gidiyor.
Bu arada Mısır’da şoförlerin gece far kullanmamasının sebebi “Göz aldığı”içinmiş!
İlk durağımız en eski ve basamaklı piramit Sakkara oluyor.
Piramidin giriş kapısında, turla gelmediğimizi, yanlız olduğumuzu anlayan, Mısırlı “rehber”,
bize bir anahtar gösterip adeta yapışıyor. Bizde, “Anahtar da bir hikmet vardır”diye adamın peşi sıra dolaşıyoruz. “Hikmet” olmadığını bahşişi verdikten sonra anlıyoruz.
Yığıntı tuğla tepeciği gibi duran, bu en eski piramit, bizde biraz hayal kırıklığı yaşatıyor.
Çöplerle dolu bir akarsu boyunca, yaklaşık yarım saat arabayla gittikten sonra, çirkin Apartkondular arasından Giza Piramitleri bizi “bıkkın” bir şekilde selamlıyor.
Burdaki 3 piramit ve Sfenksi gezmek yarım günümüzü alıyor.
Dışarıda yemek yiyebileceğimiz otantik ve temiz bir yer arıyoruz. Ama ikisini bir arada bulmak mümkün değil. Karşı olduğum, fast-food zincirlerinden birine talim ediyoruz.

BUNCA SORUNA RAĞMEN HUZUR VE BARIŞ VAR
Ertesi gün Mısır Müzesi’ndeyiz. Eserlerin çoğunluğu, lahitler, mumyalama tezgahları, oda mezarlar. Hanedana ait devasa heykeller.
Mumyalar (MUMMY) bölümünde, bir zamanların kral ve kraliçelerine ait 30 mumya var. Bir kraliçe evcil hayvanını da (babylon) beraberinde mumyalatmış.
İnsan düşünüyor,“keşke enerjilerini, zamanlarını, emeklerini, ölüme çare bulmak vs. gibi bu işlere değil de, daha faydalı şeylere harcasalardı”diye.
Mısır’da bunca fakirliğe rağmen insanların birbirlerine sevgiyle yaklaştıklarına tanık oluyor, şaşırıyorsunuz. Trafik keşmekeşinde bile kavgaya rastlamıyorsunuz.
Farklı dinlerdeki gençlerin birbirlerine “kardeşim”diye hitap ettiklerini görüyorsunuz.
Bu durumu kimi, “fakirliğin yakınlaştırması”, kimi de Mısır’ın peygamberler diyarı olmasından kaynaklanan “huzur ve barış yeri” olmasına bağlıyor. Biz karar veremiyoruz.
bahacagdas@yahoo.com.tr