Tokat’tan ailesiyle birlikte göçtüğü İstanbul’da kapıcılık yapan babasına yardımcı olmak için okulu bırakıp bakkal çıraklığına başlayan Kenan Demir’in hayatı, ünlü basketbolcu Chris Corchiani’yle tanışınca değişti. Yeni babası sayesinde Kevin Corchiani oldu, öyküsünü ‘Çırak’ kitabında anlattı
Bu yıl gösterime giren, başrolünde Nehir Erdoğan’ın olduğu ‘Broken Angel’ (Meleğin Sırları) adlı film, bir Türk-Hollywood ortak yapımı olmasıyla çok konuşulmuştu. Filmi konuşturan bir başka etken de yapımcı Kevin Corchiani’ydi. Çünkü filmin Türk oyuncularının bile ilk etapta Amerikalı sandığı Corchiani, aslında Tokat Niksar’ın Gözpınar Köyü’nde doğan Kenan Demir’di. Corchiani’nin ikinci baskı yapan ve “Bazılarınız beni Kenan, bazılarınız da Kevin olarak tanırsınız” diye başlayan ‘Çırak’ adlı kitabı, 27 yaşındaki Kevin’ın ‘hayatlarını’ anlatıyor.
Yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu Kenan Demir. Ailesi geçim derdi yüzünden önce Sivas’a, 1994’te de İstanbul’a göç etti. O dönemde ortaokul çağında olan Kenan, para kazanması gerektiği için okula ara verip Ataköy Kardeşler Büfe’de getir götür işlerine bakmaya başladı. Kızıl saçlı, sevimli bir çocuktu, kısa sürede herkesin sevgisini kazandı. Babası bir apartmanda kapıcılık yapıyordu.
Bir gün, ona “Hello!” diyen bir sesle irkildi. Kafasını çevirdiğinde ona bir kart uzatan, çevresindeki insanlardan daha uzun, yakışıklı bir adam gördü. Kartın üstünde Bocton Celtics’in 12 numaralı formasını giymiş birinin fotoğrafı vardı. Kenan karta daha dikkatli bakınca bunun karşısındaki adam olduğunu gördü. Bu, ünlü basketbol oyuncusu Chris Corchiani’nin ta kendisiydi. Corchiani o sırada Efes Pilsen’de oynuyordu. Kenan, “O dakika hayatımın değişeceğini anladım” diyor. Birbirinin dillerine ve yaşantısına yabancı bu ikili zamanla çok yakın arkadaş oldular. Chris ve eşi Stewart, Kenan’ı oğulları gibi seviyor, evlerinde ağırlıyorlardı.
Almanya, İspanya ve Amerika...
Bir süre sonra Chris Corchiani, bir Alman takımıyla anlaşıp Almanya’ya taşındı. Kenan çok üzülerek uğurladığı en yakın dostundan tam bir ay haber alamadı. Bu sürenin sonunda ise Corchiani ailesinin kendisini yanlarına aldırıp okutmak istediği haberi geldi. Kenan’ın ailesi önce karşı çıksa da sonra ikna olup oğullarını Almanya’ya yolcu etti. Kenan artık hiç bilmediği ama mutlu olacağını hissettiği bir hayatın oyuncusu olmuştu. Orada okula başladı. Almanya’dan sonra İspanya’ya, oradan da Amerika’ya yerleşecekti.
Türkiye’de okuyamayıp çıraklık yapmak zorunda kalan Kenan, gittiği okullarda başarılarıyla dikkat çeken bir öğrenci oldu. Aralarda Türkiye’ye gelip buradaki ailesini de ziyaret ediyordu. Kenan Demir artık Kevin Corchiani’ydi. Appalachian Üniversitesi’nde başladığı iletişim ve pazarlama eğitimini Kuzey Carolina Üniversitesi’nde tamamladı.
Hemen iş hayatına atıldı, bu sırada ‘Bridge to Turkiye Fund’ kuruluşuyla yakın ilişkiler kurdu ve bu vesileyle Osman Sınav’la tanıştı. “Hayatım boyunca sinema yapmayı hayal etmiştim” diyen Kevin, böylece bu hayalini gerçekleştirmenin ilk adımını da attı, ‘Meleğin Sırları’ filminin yapımcılığını üstlendi.
Henüz 27 yaşında olsa da “Yaşadıklarım roman olur” diyen Kevin, hayatının ‘Çırak’ adını verdiği bir kitapla anlatmaya karar verdi. Kitabın ilk baskısının tümünü ‘bir işadamı’ aldı. Şimdi ikinci baskısını yapan kitabını tanıtmak için bir minibüse binip bütün Türkiye’yi dolaşmayı planlıyor, “Bu ülkenin ilk kitap turnesine ben çıkacağım” diyor. Türkiye’de yoksulluk ve mücadeleyle başlayan hayatının kendisine yaptığı sürprizi herkesle paylaşmak ve bir umut olmak istiyor.
‘Ben Türk’üm diye böğüreceğim!’
Kevin Corchiani’nin yeni projesiyse bir ‘öğretmen filmi’ çekmek. Film, Amerika’da yaşayan bir Türkiyeli öğretmenin yaşamını anlatacak. Kevin’in kendi hayatını filme çekmek gibi bir planı da var elbette ama “Daha zamanı var” diyor. Çünkü son sahnede “Sokaktan alıp oynatacağım” dediği kendini oynayan oyuncu Oscar heykelciğini kaldırsın istiyor.
Gittiği her yerde Türkiye’yi tanıtmayı kendine görev edinen ve “Ben Türkiye’nin kültür elçisiyim” diyen Kevin, 11 Eylül saldırısından sonra Amerika’da Müslümanlara yönelik ayrımcı bakış açısının kendisine yansımadığını belirtiyor. Bunun nedeni sorulduğundaysa Amerikalılara benzemeye çabaladığını, ‘farklı görünmediği için de dışlanmadığını’ söylüyor.
Kültür elçiliği, Kevin için öyle bir görev ki, en büyük hayali olan Oscar heykelciğini ellerinde tutup havaya kaldırdığında Türkiye’ye en anlamlı hediyesini verebilmek için söyleyeceklerini de düşünmüş. Aynen kendi sözleriyle: “Ben Türk’üm diye böğüreceğim!”
çok üzücü bir hayat ama bende yurtta kalıyorum ama herşeye rağmen hayata tutnması umudunu hiç kaybetmemesi daha güzel ve onur verici bir durum bence BEN KEVINI ÇOK SEVİYORUM