
İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Adana Şube Başkanı Abdullah Bakır, Türkiye'de nüfusun yüzde 98'inin deprem kuşağı üzerindeki bölgelerde yaşadığını belirterek, tüm toplumsal yaşamın deprem tehlikesine göre tanzim edilmesi gerektiğini söyledi. Bakır, İmar Kanunu, Afet Kanunu, Yapı Denetim Kanunu, yerel yönetimlerle ilgili kanunlar, mühendislik ve mimarlık hizmetlerini düzenleyen kanunların değişmesi gerektiğini bildirdi.
Bakır, düzenlediği basın toplantısında, 1998'den bu yana Ceyhan depremini, depremin acı sonuçlarını ve yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarını hatırlattıklarını, bundan sonra da hatırlatmaya kararlı olduklarını söyledi.
Ceyhan depremini unutmayacaklarını, unutturulmasına izin vermeyeceklerini, görev ve sorumlulukları hatırlatmaya devam edeceklerini ifade eden Bakır, sözlerine şöyle devam etti: "Ceyhan depreminde 145 insanımız hayatını kaybetti. Bin 517 vatandaşımız yaralandı. 48 bini az hasarlı, 19 bini orta ve 9 bini ağır hasarlı olmak üzere yıkılanlar da dahil 76 bin konut ve iş yeri depremden etkilendi. Saklanmak istenen gerçekler elbette Adana'yla sınırlı değil. Deprem bir Türkiye gerçeği olarak karşımızda durmaktadır. Bir doğa olayı olan deprem ne yazık ki ülkemizde doğal afete dönüşmekte ve telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açmaktadır. Dünya üzerindeki aktif deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunan ülkemiz topraklarının yüzde 96'sı farklı oranlarda deprem tehlikesi altındadır. Nüfusunun yüzde 98'i deprem kuşağı üzerindeki bölgelerde yaşamaktadır. 1903 yılından bugüne 26 büyük deprem meydana gelmiş ve resmi rakamlara göre bu depremlerde 100 bine yakın insanımız hayatını kaybetmiştir."
TÜİK verilerine göre, ülkemizdeki konutların yüzde 40'ının kaçak ya da ruhsatsız olduğu; yapı kullanma izin belgesi baz alınırsa bu oranın yüzde 67'e çıkacağını vurgulayan Bakır, şunları söyledi: "15 milyon civarında olduğu tahmin edilen bina stokunun yüzde 10'unun yenilenmesi, yüzde 30'unun onarılması gerekmektedir ki, bu, konutların yüzde 40'ının kullanılmaz olduğunu göstermektedir. Bütün bu oranların işaret ettiği nokta, olası bir depremin felaket boyutu alacağıdır."
Bakır, Milli Eğitim Bakanlığı Yatırım ve Tesisler Genel Müdürlüğü'nün, Nisan 2007'de açıkladığı rapora göre; ülke genelinde MEB'e bağlı okulların toplam 240 milyon metrekare kullanım alanı bulunduğu ve 120 milyon metrekarelik alanda güçlendirme çalışması yapılması gerektiğinin ortaya çıktığını söyledi.
Güçlendirme için yaklaşık 15 milyar TL bir paraya ihtiyaç duyulduğunu anlatan Bakır, sözlerine şöyle devam etti: "Tuhaf ki bu paranın bütçe içinde karşılığının olmadığı belirtilmektedir. Aynı şekilde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nın güçlendirme çalışmaları ile hazırladığı verilere göre; okul, hastane ve benzeri 77 bin 522 kamu binasından ancak 764'ünün güçlendirilmesi tamamlanmıştır. 32 bin 432 okul binasından 276'sı, 9 bin 503 hastaneden 55'i güçlendirilmiştir. Güçlendirilmesi gerekenlerle güçlendirilenler arasındaki uçurum, hayatımızın ne düzeyde risk altında olduğunu göz önüne sermeye yeterlidir."
Başbakanlık Konut Müsteşarlığı'nın raporuna göre, Adana'da 95 bin konut açığı bulunduğunu, ruhsatlı konut üretiminde açık yaşanacağının belirtildiğini söyleyen Bakır, sözlerini şöyle sürdürdü: "Konut açığının 2010 yılında 95 bin civarında seyredeceği tahmin ediliyor. Raporda, Adana özelinde nitelikli konut konusunda politikaların geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor. Bunun anlamı açık. Adana nitelikli konut sorunu yaşayan bir kentimiz. Bir başka ifadeyle; Adana'da ruhsatsız, kaçak ve herhangi bir mühendislik hizmeti almadan üretilen yapılar mevcut. Bunun tehlikeye davetiye çıkardığına ise hiç kuşku yok."
Bugün siyasi iktidarın 2002 yılından bu yana deprem önlemleriyle ilgili pek çok söz verdiğini ancak pek azını tuttuğunu ifade eden Bakır, şöyle konuştu: "2002 yılında işe Deprem Konseyi'ni lağvederek başlayan siyasi iktidar, 2004 yılında bizzat kendisinin topladığı Deprem Şurası Sonuç Bildirisi'nde başta Yapı Denetim Yasası olmak üzere mevzuat değişikliklerine doğrudan vurgu yapılmışken, Şura'da tartışılanları ve Sonuç Bildirisi'nde öne çıkarılan konuları sumen altı etmiştir. Şura'nın açılışında bir konuşma yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğa n, '21. Yüzyıl Cumhuriyet Türkiye'sinin artık deprem manzarası yaşamaması gerektiğini ifade etmiş, yaşanan acılardan ders aldıklarını belirtmiş ve bu konuyla ilgili ellerinden geleni yapacaklarını sözlerine eklemiştir. Verilen sözlerin tutulduğunu düşünürseniz aldanırsınız. Verilen sözlerin tutulmaması bir yana, Hükümet programında, Dokuzuncu Kalkınma Planı'nda deprem önlemleri yer almamış, bunun yerine kentsel talanı kışkırtan 'kentsel dönüşüm projeleri' öne çıkarılmıştır."
Abdullah Bakır, tüm toplumsal yaşamın deprem tehlikesine göre tanzim edilmesi, İmar Kanunu, Afet Kanunu, Yapı Denetim Kanunu, yerel yönetimlerle ilgili kanunlar, mühendislik ve mimarlık hizmetlerini düzenleyen kanunların değişmesi gerektiğini söyledi. Bakır, Doğal Afet Sigortası'nın (DASK) yeniden düzenlenmesini, Yapı Denetim Yasası'nın günün koşulları dikkate alınarak gözden geçirilmesini, pilot uygulamaya son verilerek ülke geneline yayılması gerektiğini anlattı.
Abdullah Bakır, gerek yapılar için gerek yapı üretim sürecinde bulunan ve sorumluluk üstlenenler için "Mali Sorumluluk Sigortası" ve "Mesleki Sorumluluk Sigortası" getirilmesi gerektiğini söyledi. Kaçak yapılaşmanın önlenmesi gerektiğini anlatan Bakır, sözlerini şöyle tamamladı: "Emredici plandan tanımlayıcı plana geçilmeli, coğrafi bilgi sistemi oluşturulmalı ve uydu teknolojileri devreye alınmalı, deprem önlemleri için dış kaynaklı fon yerine genel bütçeden pay ayrılmalıdır. Güçlendirme çalışmaları acilen tamamlanmalı, yıkılması gereken binalar yıkılmalı, bütün bu işler için gereken para genel bütçeden sağlanmalıdır. Güçlendirme çalışmaları hükümetin merkezi plan ve programı kapsamında ele alınmalı, kamuoyu güçlendirilmeye ihtiyaç duyulan ve güçlendirilmesi tamamlanmış binalar konusunda bilgilendirilmelidir. Deprem Fonu'nda biriken paralar amaç dahilinde değerlendirilmeli ve özelikle güçlendirme, yenileme çalışmaları için kullanılmalıdır."
![]() |