Türkiye Ziraat Odaları Birliğince (TZOB) akademisyenlerden oluşturulan çalışma grubu, geçen ay yayınladığı "Süt ve Süt Hayvancılığı" raporundan sonra şimdi de, "Kırmızı Et Hayvancılığı" raporunu açıkladı.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar tarafından Karamanda açıklanan rapora göre, tüm iyileştirmelere rağmen yurtiçi yetiştirme ile et talebi karşılanamayacağı ve et açığının 2010 yılında 98 bin ton, 2025 yılında ise 327 bin ton olacağı belirtildi.
Karaman Ziraat Odası Toplantı Salonunda basın toplantısı düzenleyen TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiyede kırmızı et üretimi ve hayvan sayısında meydana gelen değişimlerle ilgili olarak, "2003 yılında 1990 yılına göre kesilen sığır ve dana sayısında yüzde 42.65lik, koyunda yüzde 62.33lük, keçide yüzde 58.62lik ve mandada ise yüzde 88.51lik bir azalma olmuştur. 2003 yılında 1990 yılına göre sığır eti üretiminde yüzde 11.73, koyun eti üretiminde yüzde 56.11, keçi üretiminde yüzde 49.03 ve manda eti üretiminde de yüzde 85.07lik bir azalış olmuştur. Toplam et üretimindeki azalış ise yüzde 27.6dır. Sekizinci 5 yıllık kalkınma planı raporuna göre, yapılacak tüm iyileştirmelere rağmen yurt içi yetiştirme ile et talebinin karşılanamayacağı, 2010 yılında 97.4 bin ton, 2025 yılında ise 327.1 bin ton bir et açığının olacağı, bu nedenle et gereksiniminin mümkün olduğunca koyun, keçi ve manda gibi sığır dışındaki diğer kaynaklardan karşılanmasına çalışılmasının gerektiği belirtilmektedir. Bu türlerin et üretimindeki azalmalar dikkate alındığında özel önlemler ve desteklemelerle bu türlerin üretiminin teşvik edilmesi gerekmektedir" dedi.
"TÜRKİYEDE ET VERİMİ ABYE GÖRE DÜŞÜK"
Başkan Bayraktar, AB ve Türkiyede hayvan başına et verimlerinin karşılaştırılması konusunda ise "Türkiyede sığır ve dana et verimi hayvan başına 183 kg, koyun ve kuzu et verimi hayvan başına 18 kg, keçi et verimi 19 kilogram ve manda et verimi ise 179 kilogramken bu oran Avrupa Birliği ülkelerinde; sığır ve danada hayvan başına 278.2 kilogram, koyun ve kuzuda 14.8 kilogram, keçide 9.1 kilogram ve mandada ise 215.4 kilogramdır. Ülkemizde et üretiminin sığır ve eti ağırlıklı yapıldığı düşünüldüğünde verimimiz ABye göre çok düşük seviyelerdedir. Hayvanlarımızın yıllık 50 milyon ton kaba yem ihtiyacı vardır. Bunun 35 milyon tonu değişik kaynaklarla karşılanmakta 15 milyon tonluk açık olmaktadır. İhtiyacın karşılanan kısmının 10-15 milyon tonluk kısmı ise kalitesi düşük kaynaklardır ve bunlarda eklendiğinde toplam yem açığımızın 25-30 milyon ton olduğu söylenebilir. Hayvan başına verimlerin artırılmasında kaliteli kaba yem kaynaklarının üretilmesi gerektiği düşünüldüğünde ülkemizde bu kaynakların acilen temin edilmesi gereklidir. Bu amaç için öncelikle yem bitkileri ekim alanlarının toplam ekilebilir alanlar içerisindeki oranının yüzde 6lardan gelişmiş ülkelerdeki oranlara yani yüzde 25-30lara çıkarılması, meraların ise en kısa zamanda tespit ve tahdit çalışmalarının bitirilerek ıslahlarının yapılması ve hayvancılığın hizmetine sunulması gerekmektedir. Şuanki et fiyatları 1.5 yıl önceki fiyatlarla aynı seviyede, bir önceki yılın fiyatlarının ise gerisindedir. Üretici 2003 yılının Mart ayında 1 kilogram et satarak 25 kilogram yem alabilirken, 2004 yılının Mart ayında 20 kg yem alabilmiş, 2005 yılının Mart ayında ise 19 kilogram yem alabilmiştir. Yani geçen 1.5 - 2 yıllık süreçte üreticinin satın alma gücü yüzde 23 oranında azalmıştır. Büyükbaş et fiyatları ülkemizde ABye göre yüksek olmasına rağmen küçükbaş et fiyatları ABde bizden daha yüksektir. Örneğin 2004 yılında ABde genç sığır eti kilogram fiyatı 2.7 Euro iken ülkemizde 3.7 Euro, sığır eti kilogram fiyatı ABde 2.6 Euro iken ülkemizde 3.3 Eurodur. ABde 2004 yılında kuzu eti kilogram fiyatı 4.8 Euro iken ülkemizde 3.6 Euro/kgdır. Burada kuzu eti fiyatları hariç diğer et fiyatları Avrupa Birliğinden yüksek gözükse bile ABde üreticilere hayvan başına verilen destek miktarlarını da kattığımızda aslında üreticimizin AB üreticisinden daha az kazandığını söylemek mümkündür" şeklinde konuştu.
"DESTEKLER ARTIRILMALI"
AB ve Türkiyede kırmızı et hayvancılığı destekleme politikaları ve hayvan başına verilen destek karşılaştırılmasıyla ilgili olarak da bilgi veren TZOB Başkanı Bayraktar, "Ülkemizde et sektörüne yönelik olarak büyükbaş hayvan başına yaklaşık 56.3 Euro destek verilirken Avrupa Birliğinde yaklaşık 480.5 Euro destek vermektedir. Bunun yanında ülkemizde küçükbaş hayvancılığa yönelik olarak hiçbir destek verilmezken (2005 yılında gen kaynaklarının korunması amacıyla hayvan başına verilecek destek hariç), ABde kasaplık kuzu ve oğlakta 21Euro/baş, süt tipi kuzu ve oğlakta 16/8 Euro/baş, anaç koyun ve keçide 16,8 Euro/baş olarak doğrudan ödeme yapılmaktadır. Bunun dışında geleneksel koyun ve keçi üretim alanlarının korunması için hayvan başına 7 Euro ödeme yapılmaktadır. Avrupa Birliğine girişte ülkemizin rekabet gücü en yüksek olan ürünler grubunda yer alan koyun ve keçi eti için desteğin olmaması bu avantajımızı kullanmamızı engellemektedir. Bu nedenle en kısa zamanda bu ürünlerin üretimine yönelik ekstra destekler verilmeli bu avantajımız değerlendirilmelidir. 2004 yılında verilen et teşvik priminden gerçek üreticiler faydalanamadı. Üreticilerin büyük bir kısmı hayvanını direkt kesime göndermek yerine celep, cambaz gibi aracılara satmaktadır. Teşvik priminin verildiği yılda da aynı durum olmuş, bu tür aracılar üreticilerden aldıkları hayvanları kesime göndererek teşvik priminden faydalanmışlardır" dedi.
Bayraktar, canlı hayvan ve et kaçakçılığının hayvancılık sektörüne etkileriyle ilgili olarak ise "Sınırlarda kontrollerin yetersiz olması, sığırlarda kayıt içi küpe sistemi varken küçükbaşlarda beyanın esas alınması, pazarlarda gerekli tedbirlerin alınmaması, mezbahalarda gerekli kontrollerin yapılmaması; bunların dışında üreticilerin üretim maliyetlerinin çok yüksek olması, hayvan fiyatlarında sınır ülkelerine göre yüksek olması neticesinde ülkemize kaçak hayvan girişleri olmaktadır. Ziraat odalarının verdiği bilgilere göre kaçak yollarla sınırlarımızdan canlı hayvan girişleri özellikle havaların ısınmaya başladığı uygun ortamlarda başlamaktadır. Kaçakçılığı önlemek için sınır bölgeleri başta olmak üzere yetiştirici maliyetlerini düşürmeye yönelik destekleme politikalarının uygulanması gerekmektedir. Bunun yanında kurumlar arası koordinasyon sağlanarak kaçakçılığa yönelik idari tedbirler alınmalıdır" diye konuştu.
"ET SANAYİİNDE DÜZENLEMELERE GİDİLMELİ"
Et sanayiinde yaşanan sorunlara da değinen Bayraktar, "Ülkemiz kasaplık hayvan kesimlerinin büyük bir bölümü halen küçük ve iptidai mezbahalarda gerçekleştirilmekte, et ve et ürünleri çoğunlukla hijyenik ve teknolojik açıdan uygun olmayan şartlarda üretilmeye çalışılmaktadır. Diğer taraftan kasaplık hayvanların nakil şartları arzu edilen düzeyde değildir. Kesim öncesi kötü muameleler nedeniyle hayvanlar strese girmekte ve et kalitesi olumsuz etkilenmektedir. Küçük işletmelerde soğutma üniteleri bulunmadığından karkaslar olgunlaştırılamamakta, iç organların muhafazası sorun olmakta, yan ürünler değerlendirilememekte, yine karkaslar, deri ve iç organlar uygun olmayan araçlara nakledilmektedir. İşletmelerde yeterli eğitime sahip eleman sayısı da hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmamaktadır. Bütün bu nedenlerden dolayı ülkemizde kasaplık hayvanların büyük ve modern işletmelerde kesilerek etkin bir şekilde değerlendirilmesini sağlayacak düzenlemelere gidilmesine ihtiyaç vardır. Ülkemizde işletme başına düşen hayvan varlığı AB ülkelerine göre çok düşük seviyededir. Nitekim Türkiyede işletme başına düşen hayvan sayısı 4 iken ABde 44dür. Bu durum ve diğer sebepler yüzünden hayvan başına verimlerimiz ABnin çok gerisinde kalmaktadır. Diğer taraftan girdi maliyetlerimiz de gerek AB gerekse dünya ölçeklerine göre çok yüksek durumdadır. Mevcut bu durum dikkate alındığında hayvancılık sektörümüzün rekabet gücünün yetersiz olduğu açık olarak görülmektedir. ABye üyelik süreci ve 2005 yılında yapılacak Dünya Ticaret Örgütü müzakereleri ile alınacak kararlar dikkate alınarak hayvancılığımıza rekabet gücü kazandırmak zorundayız. Aksi halde ABye ve dünyanın tarım ürünü ihraç eden ülkelerine pazar olmamız kaçınılmazdır" diye konuştu.
Bayraktar, toplantının ardından çiftliklerde incelemelerde bulundu.
koyun ve kuzu basına destekleme yapılacak diye bir haber var bu doğrumu?nekadar yapılacak ögrenebilirmiyiz
büyükbaş hayvan kesim fiatları artmaz ise hayvan yetiştiricilerimizin %60 yapamaz hale gelecek ve türkiyede kırmızı et bulmak ve alıp yemek çok zor olacak zor olacak derken market fiatı artacak vatandaşımız kırmızı et alamaz hale gelecek.ve bunun yanısıra türkiyeyi sefalet beklemekte vatandaşımız diğer yiyeceklere yüklenecek ve bu sefer onlarda fiat artışı yaşanacak,hani bunun neresinde enflasyon düşmesi bu demek türkiye sefalete gidiyor demek okadar bilen büyükbaş yetitiricilerimiz var. bilinçli yetiştirmek varken bilmeyen kişilere neden yolveriliyor. yapamaz olanlara katkıda bulunarak çiftliklerimizi çoğaltıp yurt dışına ihracat yapmak varken kendi halkımızı zor durumda bırakıp kötü yollara yönlendiriyorsunuz.
et fiyatlarına göre besicilik yapılamaz hale geldi.Besicilik yapanlara teşvikler düşük düzeyde artmasını talep etmekteyim. ZONGULDAK KOZLU LU KIZILCAKESELİ SEFER GİRGİN