Artvin'de Milli Eğitim Bakanlığı Hizmetiçi Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen "Türk Dili ve Edebiyatı" konulu seminerde konuşan Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Necat Birinci, edebiyat dersi ile millet olma heyecanı, şevki, güzelliği ve duygusunun anlatıldığını söyledi.
Halk Eğitim Merkezi salonunda yapılan semineri Artvin Valisi Cengiz Aydoğdu, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Necat Birinci, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Muhammet Nurdoğan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Andı, Başkent Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Nurettin Demir, İl Milli Eğitim Müdür Vekili Burhan Ünlü ile Artvin ve ilçelerinde görev yapan edebiyat öğretmenleri izledi. Seminerin açılış konuşmasını yapan Artvin Valisi Cengiz Aydoğdu, "Dil bizim vatanımız, düşüncelerimizin vatanı, fikirlerimizin, hayallerimizin içinde yaşadığı şeydir" dedi.
Türk milletinin dünya üzerinde yaşadığı yeri seçen nadir milletlerden biri olduğunu anlatan Vali Aydoğdu, şöyle konuştu: "Bu manada dilin bizim için çok büyük bir önemi var. Sadece Türk Dili ve Edebiyat öğretmeni olmak değil, ideallerin öğretmenleri olmak, hayallerin, duyguların, heyecanların, ilklerin öğretmeni olmak gibidir. Onun için dili bütün çağrışımlarıyla düşündüğümüzde o millet olmak için gerekli haleti ruhiyenin birbirimize intikalini sağlayan bir vasıta olarak gördüğümüzde, diller milletlerin tek bayrağıdır ifadesi olarak söyleniyor. Bu çerçevede bir başka gerçek de şu; ancak bağımsızlığı olan, devletleri olan, orduları olan, ekonomileri olan millet dildir, yoksa lehçedir deniyor. Bunu da çocuklarımıza böyle öğretelim"
Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Necat Birinci ise konuşmasında öğretmenlerin tıpkı bütün insanlar gibi etten, kemikten, sinirden yaratılmış insanlar olduğunu belirterek "Sokaktaki herhangi bir vatandaş gibi günlük hayatın içinde yaşıyoruz. Fizik yapımız bizi onlardan ayrı tutmuyor. Ama öğretmen olunca bir başka değişik özellik karşımıza çıkıyor. Bu Türk gençlerine yeni şeyler anlatma heyecanıdır" dedi.
Öğretmenleri diğer insanlardan ayıran marketin sahibinden, kasiyerinden ayıran çeşitli eşya satan delikanlıdan ayıran veya nüfus memuru emeklisinden ayıran bir başka güzellik olduğunu ve bunu Yunus Emre'nin 14. Asır'da "Bir ben vardır bende, bende içeru" sözleriyle ifade ettiğini anlatan Birinci, şöyle konuştu: "Bizim içimizde bizi erkenden uyandıran bizi Türkiye'nin çocuklarına Türk gençlerine yeni şeyler anlatma heyecanıyla şekillendiren, biçimlendiren, düşündüren ve yola koyduran, bir duygu içimizde uyanmıyorsa yani o içimizde gerçek öğretmenlik kimliği yoksa ki var olduğuna biz hep inanıyoruz. Bizi diğer insanlardan ayıran en önemli özellik budur."
Öğretmen olarak sorumlulukları olduğunu anlatan Birinci, bunun da öğretmenin genel tavrı olduğunu söyledi. "Bunun içinde Türkçe ve Türk Dili Edebiyat Öğretmeni olmak kendi meslek gurubu içerisinde çok ayrı bir özelliği ve sorumluluğu da bizim üzerimize getiriyor" diyen Birinci, şöyle konuştu: "Bir matematik dersini, fizik dersini, kimya bilgisini bir başka yabancıya anlatabilir, anlattırılabilir çocuklarımıza öğretebiliriz ama Türkçeyi ve Türk Edebiyatını bu milletin ezelden ebede taşıyan bu kutsi varlığı ancak Türk çocuklarına, Türkiye'nin evlatlarının sadece en mükemmel en olgun en etkili en onurlu bir milletin mensubu olma duygusu içinde kök salacak şekilde yetiştirecek olan sadece Türkçe ve Edebiyat öğretmenleridir."
3 yıl içerisinde 41 bin öğretmene ulaşarak seminer verdiklerini ifade eden Birinci, sözlerine şöyle devam etti;" Biz inanıyoruz ki 41 bin edebiyat öğretmeni ile 3 yıl içerisinde görüşmemizde bu öğretmenler ve daha görüşemediğimiz 44 bin edebiyat öğretmenin daha kendilerinin ayaklarına gitmediğimiz bu meslektaşlarımız bu bilinç ve anlayış içinde Yunus'u anlatırken, Dede Korkut Hikayaleri'nden bahsederken, Göktürk Kitabeleri'nin bir yapıtı üzerinde dururken ve millet psikolojisinin o Oğuz Kaan'ın destanı içinde aldığı şekli ifadelendirirken, Fuzuli'nin derin hasret duygusu içinde bunu duygularıyla beraber işlerken, Namık Kemal'in heyecanını dile getirirken, Yahya Kemal'in bir medeniyetin şekillendirdiği düşüncelerini anlatırken, Cahit Sıtkı'nın şahsi duygularıyla beraber işlediği aşk ve ölüm duygusunu anlatırken, Türk gençliğine bu duyguyu yani tarihin derinliklerinden gelen bugün var olma bilincini verdiğimize inanıyoruz. Eğer veremiyorsak bugünden itibaren bunu verelim."
Çalışmalarının sadece bir dilin yapı şeklini öğretmek olmadığını anlatan Birinci, sözlerine şöyle devam etti: "Onu yabancı bir flolog da yapabilir, nitekim Türkçe'nin ilk olgun gramerini Jan Doni diye bir Fransız yapmıştır. Ama Fransız o Türkçe'nin ruhunu hiçbir zaman görememiştir. Türkçenin ruhunu, Türk ruhunu bilen insanlar ancak görebilir, onlarda edebiyat öğretmenleridir. Biz öğretmenler amatör ruhla çalışan profesyonel insanlarız. Fuzuli tek başına Fuzuli değildir, Yunus Emre tek başına Yunus Emre değildir, o bir millet adına konuşuyor. Namık Kemal'in heyecanı tek başına Namık Kemal heyecanı değildir, bir milletin heyecanıdır. Yahya Kemal'in Süleymaniye'de Bayram Sabahı şiirinde dili bir, imanı bir, insan yığını dediği yığın olmaktan bizi kurtaran bu dildir. O dili sizler öğrenciye anlatıyorsunuz. Onun için bir milletin heyecanını, bir milletin duygusunu, bir milletin şevkini ve güzellik anlayışını anlatıyoruz. Onun için işimiz hem kutsi hem de zor. Milletin adına konuşuyoruz. Edebiyat dersi milletin adına konuşmaktır."
Anadolu'nun çok büyük medeniyetler gördüğünü ifade eden Birinci, sözlerine şöyle devam etti: "Sizinle çıkalım şöyle bir dolaşalım, buradan içeriye doğru gidelim. Sivas, Erzurum, Ankara'ya doğru. Bir kol Konya'ya doğru gitsin, bir kol Yozgat'a, Çankırı'ya gitsin oradan daha gellendiren, biçimlendüneye inelim, Sümerler yaşadılar, Hititler yaşadılar, Asurlar yaşadılar, Etiler yaşadılar ama kendileri yok, bir Eti vatandaşını Ankara'da göremeyiz, Hitit'i Çorum'da göremeyiz. Niçin göremeyiz? Onlar dillerini kaybettiler, dillerini kaybeden her şeyini kaybeder, onun için sizler bir milleti ayakta tutacak en önemli bir varlığın öğreticilerisiniz."
Seminerde Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu Halk Edebiyatı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Fakültesi Öğretim Üyesi Muhammet Nurdoğan "Eski Türk Edebiyatı", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Andı "Yeni Türk Edebiyatı", Başkent Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Nurettin Demir de "Dil bilimi -Türk Dil Bilgisi" konularında öğretmelere bilgi verdiler.
iha
Yayın Tarihi :
4 Aralık 2006 Pazartesi 09:16:03