İstanbul Bilgi Üniversitesi, Milliyet İK ve İnsankaynaklari.com’un birlikte gerçekleştirdiği son araştırmaya katılanların yüzde 82’si “Eğer maaşım işimin zorluğuna göre olsaydı, şu an kazandığımdan daha fazla kazanırdım” diyor
Goodyear firmasında 20 yıl boyunca vardiya usulü çalışan Lilly Ledbetter, 60 yaşında emekliliğine günler kala bir gün posta kutusunda isimsiz bir mesaj bulur. Mesajda Ledbetter’ın maaş bordrosunun yanı sıra kendisiyle birebir aynı işi yapan üç erkek arkadaşının da bordroları vardır. Ve durum Ledbetter’ın enayi yerine konduğunu göstermektedir. Ledbetter 1998’de cinsiyet ayrımcılığından firmaya dava açar. Ancak yıllar süren dava kimsenin beklemediği şekilde sonuçlanır. Yüce Mahkeme bu tip şikâyetlerin, kişinin ilk maaşını aldıktan sonra 180 gün içerisinde yapılmasının gerektiğini söyleyerek davayı Ledbetter aleyhine sonuçlandırır.
Bugün birçoğumuz Ledbetter’ın konumundayız. Maaş dağılımı, özellikle de mavi yakalı değilseniz, pozisyona veya unvana endeksli olmaktan çoktan çıktı. Artık her şey kişiye bağlı. Sizinle aynı işi yapan, hatta belki sizin yaptığınız işi bile yapmayan bir başka kişi belki daha güzel olduğundan, ya da daha kaslı veya patronunuzun espri anlayışına yakın durduğundan, nadiren de daha becerikli olduğu için sizden daha fazla maaş alıyor olabilir. Hatta Ledbetter gibi mavi yakalılar bile bazen bu haksızlığa maruz kalabiliyor.
Dolayısıyla sözlü bir kontrat olmasa da herkes durumun farkında. Ve genellikle de herkes kendini ‘mağdur’ sanıyor; özellikle de güzel ülkemizde. Herhalde bu durumun, OECD’nin daha yeni açıkladığı ‘gelir dağılımı adaletsizliği’ raporunda, Türkiye’nin, Meksika’nın ardından ikinci sırada yer almasıyla doğrudan ilişkisi var. Zengin ve fakir arasındaki uçurumun neredeyse kast sistemini aratmayacak şekilde netleşmiş olması, sanırım bireylerin kendilerini ve başkalarını objektif değerlendirememeleri ve eşitsizliği doğal kabul etmeleriyle de sonuçlanabiliyor.
ADALET ARANIYOR
Bu hafta İnsankaynaklari.com’la beraber yaptığımız anketimizin sonuçları da bu görüşü destekliyor. Anketimizi cevaplayanların yüzde 82’si “Eğer maaşım işimin zorluğuna göre olsaydı, şu an kazandığımdan daha fazla kazanırdım” demiş. Mağdur psikolojisi mi acaba? Yaklaşık yüzde 10 kazandığından şikâyetçi değilken, sadece yüzde 9 açık yüreklilik gösterip “Ben bu parayı hak etmiyorum kardeşim!” diyebilmiş. Ve bu durum, acı ama gerçek, küresel değil.
Amerika’da Randstad USA ve Harris Interactive tarafından 2006’da yapılan bir araştırmada, çalışanların yüzde 50’si pazar ortalamasını kazandığına, yani maaşının adaletli olduğuna inanırken, sadece yüzde 39 pazar şartlarına göre daha az para kazandığını söylemiş. Fakat bu bile oranın gerçekliğini sorgulamaya yetmiş. Maaşlar üzerine her türlü rakam ve önerinin bulunduğu Salary.com sitesinin “2006/07 Çalışan Memnuniyeti ve Tutundurma Araştırması” bu konuda anahtar.
Site, çalışanların kendi yaptıkları iş tanımlarından ve/veya unvanlarından ne kazanabileceklerini hesaplayarak bir karşılaştırma yapmış. Sonuçlar, yüzde 30’un hak ettiğinden yüksek bir unvana sahip olduğunu, yüzde 35’in dışarı çıktığında da bulabileceği bir maaşı kazandığını, yüzde 20’nin dışarıda bu parayı bile bulamayacağını ve sadece yüzde 15’in gerçekten hak ettiğinin altında kazandığını ortaya çıkarmış. Ama Türkiye’deki orana da aynı indirimli payla (bir’e iki buçuk) bakmanın doğru olmayacağını düşünüyorum. Hele bir de bu krizle maaş adaletsizliğinin varabileceği noktaları düşünürsek tenzilata pek de gerek olmayacak gibi maalesef.
Bunları konuşmanın bu küresel mali kriz sırasında belki hiç zamanı olmadığını düşünenler olabilir. Ama tam da bu krizin tetikleyicisi olan kapitalist düşünce yapısının mihenk taşlarından olduğu için aslında zamanı. OECD raporunda, üye ülkelerdeki refah düzeyi açısından toplum içindeki eşitsizliğin 2000’den bu yana Kanada, Almanya, Norveç, ABD, İtalya, Finlandiya ve İngiltere’de, yani iş dünyasının kalbinde, gözle görülür bir biçimde artmış olması da bunun bir başka kanıtı. Üst yönetim ve diğer kademeler arasındaki maaş farklarından söz ediyorum. CEO’ların dudak uçuklatan cinsten paraları sadece bir sene içinde kazanabilmeleri sonunda göze geldi! Heidrick & Struggles’un Southern California Üniversitesi’yle beraber, 660 halka açık firmanın 768 yöneticisiyle yaptıkları son araştırmada, Amerikalı halka açık şirketlerin kurul üyelerinin her üçünden biri de artık CEO maaşlarının çok fazla olduğunu söylüyor. Peki sonuçta CEO’ların maaşlarını da zaten bu kurullar belirlemiyor mu? Evet ama onlar da görünen o ki, topu, kendilerini bu konuda yönlendiren danışmanlık firmalarına atıyor. Tabii ki kriz bunları da törpüleyecek, hatta yerinde ise ponza taşıyla taşlayacak; bence çok geç kalınmış olsa da. Biz de bunları gazetelerden okuyarak duygulanacağız. Mesela ben Deutsche Bank CEO’su Josef Ackermann’ın çıkan küresel mali kriz sebebiyle bu seneki bonusundan vazgeçtiğini açıklamasından çok ama çok duygulandım. 2007’de aldığı bonus 12,6 milyon euro dersem sanırım sizlerin de gözleri nemlenecek!
ZENGİN OLMA REHBERİ
Madem haksız kazançtan bu kadar söz ettik, “Yeter artık enayi yerine konduğum” diyenlere bir faydam dokunsun bari. Hadi gelin hangi işlerle kısa yoldan zengin olabilirsiniz söyleyeyim! Şaka bir yana, Amerika’da hangi işler hak ettiğinden fazla para kazandırıyor diye yapılan bu listenin büyük ölçüde ülkemizle örtüşmesi ilginç. Buyurun size “Benimle aynı işi yapanlar ne kazanıyor?” dedirtmeyecek o önemli liste:
10. Düğün/özel gün fotoğrafçıları.
9. Büyük havayollarındaki kaptan pilotlar.
8. Havaalanlarındaki bagaj taşıyıcılar (inanmayacaksınız ama Amerika’da yaklaşık 70 ila 100 bin dolar kazanıyorlarmış senede!)
7. Pahalı semtlerde çalışan emlak komisyoncuları.
6. Motivasyon konuşmacıları.
5. Eski politikacılar.
4. Ortodontistler.
3. Zayıf performans gösteren firmaların CEO’ları.
2. Uzun dönemli kontrat yapan sporcular.
1. Fon yöneticileri.
Eğer maaşınız işinizin zorluğuna göre olsaydı...
Şu anda kazandığımdan daha çok kazanırdım : % 81,52
Şu anda kazandığımdan daha az kazanırdım : % 8,94
Şu anda kazandığımın aynısını kazanırdım : % 9,53