3
Mart
2026
Salı
POLİS/ADLİYE

HUKUK YOKLUĞUNUN ACISINI ÇOK ÇEKTİK

Demokrasi ve hukuk dışı etkilerin sonuçlarını 1970, 1980, 1990 kuşakları yaşamları içinde daha objektif değerlendirebilir. Bu süreçlerde üretilen güvenlik politikalarının ve uygulamalarının yarattığı siyasi, sosyal, ekonomik, psikolojik sonuçlar, 'güvenlik konsepti' kavramının 'demokrasi' ve 'demokratik zihniyet' bağlantısının önemine dikkatleri çeker.

Giriş: Türkiye’nin içerisinden geçmekte olduğu objektif ve sübjektif koşullarda, “Türkiye Siyasetinde Demokratikleşme ve Güvenlik Sorunları” meselesinin, Sakarya Üniversitesi’nde, Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından ‘seminer’ konusu yapılmasını önemsiyorum.

19-20 Kasım 2009 tarihinde Ankara’da, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından düzenlenen, ‘Güvenlik Sektöründe İyi Yönetişim’ konulu çalışmadan sonra, meseleye ‘demokrasi-güvenlik’ kavramlarının bütünselliği çerçevesinde yaklaşılması, sorunlar yumağını çözmeye çalışan Türkiye’nin gerçeklerinin anlaşılabilmesine yardımcı olacaktır.

Her ülke, her toplum farklı özelliklere sahiptir. Tarih içinde yürüyüşleri, karşılaştıkları sorunlar, sosyo-politik, sosyo-ekonomik koşulları, psikolojik şartları, rejimlerinin ve içerisinde yer aldıkları sistemlerin etkileri ile kurumsal yapıları ve siyasetlerinin nitelikleri, toplumsal yapılarının özellikleri, ‘çözümler’ için bütünlük içinde, değerlendirilmesi gereken hususlardandır. Bu sebeplerle, Uluslararası İlişkiler Bölümü içinde ‘Güvenlik ve İyi Yönetişim’ meselelerinin geliştirilerek, araştırma ve değerlendirme konusu yapılması önem kazanmıştır.

‘Savunma-Güvenlik-İstihbarat’ bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. İç Güvenlik, Dış Güvenlik, Uluslararası Güvenlik konuları arasında da ayrılmaz bir bütünlük mevcuttur. Küreselleşmenin, uluslararası, ülkelerarası ilişkilerin, küresel güç dengelerinin; siyasi, ekonomik, askeri, kültürel, boyutlarının, güvenlik meseleleriyle nedensellik bağlantılarının tespiti, öncelikle dikkate alınacak hususlardandır.

Meselelere ifade edilmeye çalışılan geniş perspektif çerçevesinde yaklaşılmasının kaçınılmazlığına paralel olarak; çözümlerde ülkelerin, siyasi hareketlerin sahip oldukları ‘vizyon’a göre üretecekleri politikaların
‘insan’ ve ‘toplum’, ‘adalet-hukuk-eşitlik’ gibi kavramlara verebilecekleri cevaplar, ‘demokrasi-çağdaşlık-evrensellik’ değerleriyle bağlantısının öncelikli önemine işaret etmektedir.

Güçler dengesi, demokratik süreç ve güvenlik sorunları
Birinci ve İkinci Dünya Savaşının sonuçları üzerinde şekillenen küresel güçler dengesi; soğuk savaş süreci, kapitalist-sosyalist sistemin ekonomik, siyasi hâkimiyet mücadelesi içerisinde, SSCB’nin dağılmasına (1991) kadar, öncelikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeleri etkilemiştir.

ABD, Avrupa merkezli küresel güç merkezinin, NATO sistemi içinde, ‘kanat’, ‘sınır karakol’ ülkesi olarak yer alan Türkiye’de şekillenen ‘Güvenlik Konsepti’nin ‘demokrasi’ ve ‘hukuk’ ayağının zayıf oluşu, günümüzü de etkileyen sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

1960 darbesi, 9-12 Mart 1971 müdahaleleri, 12 Eylül 1980 darbesi ile devlet yapısı içinde demokrasi ve hukuk dışı zihniyet ve bazı oluşumların etkileriyle de gelişen yasa dışı örgütlü yapıların faaliyetleri toplumsal vasatlarda kırılganlıkları derinleştirmiştir.

1984 yılında silahlı eylemlerini başlatan PKK’nın büyümesinde, Diyarbakır Cezaevindeki uygulamaların yarattığı etkiler, günümüzde daha şeffaf bir şekilde değerlendirilebilmektedir. PKK’nın 1984 yılından itibaren başlattığı sınır ötesi konuşlanma, barınma, örgütlenme, legal/illegal faaliyetleri ile silahlanmasının geliştirilmesinde, bölgesel ve küresel politikaların, doğrudan ve dolaylı etkilerine, bağlantılarına bakabilmeliyiz.

SSCB dağılırken, ABD’nin tek süper güç olarak Afganistan’a (1989) ve Irak’a Birinci Körfez Savaşı (1991) ile müdahale sürecinde, PKK tehdidinin gelişimi arasındaki paralellik dikkat çekicidir. Bu dönemde, Türkiye’de demokratikleşmeyi, hukuki standartların yükseltilmesini, siyasi-ekonomik istikrarı engelleyen koşulların ağırlaştırılmasına paralel olarak, Orta Doğu’da ve küresel düzeyde, ABD öncülüğünde başlatılan yeniden küresel-bölgesel güç merkezi ve alanları oluşturma faaliyetleri arasındaki paralelliği, günümüzde daha iyi görebiliyoruz.
1980’li yılların askeri vesayet zihniyeti ve politika üretiminin, 1990’lı yıllarda Irak’ta bir Kürdistan yapısının oluşumuna karşı çıkar görünürken, fiilen inşasında oynadığı rol ile bugün kaydedilen gelişmeler arasındaki çelişkiler ve değişiklikler, Küresel Güç-Türkiye Siyasetleri-Kürt Sorunu/PKK denklemi içerisindeki karmaşık bağlantıların incelenmesine önem kazandırmaktadır.

Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetimi’nin hukuki yapısının ortaya çıkarılışının sonucu olarak, Şubat 1999 tarihinde A.Öcalan’ın Türkiye’ye teslimi, küresel güç yönünden PKK’nın tasfiye sürecini başlatmıştır.

Irak’ın işgali (2003), süreç içinde ABD’nin Irak’ta ve Orta Doğu’da karşılaştığı güçlükler, siyasi araç olarak kullanılagelen PKK’nın, 05 Kasım 2007 Washington kararıyla da, Irak’tan silahlı gücünün tamamen tasfiyesine kesinlik kazandırmıştır.
2008 küresel finans/ekonomik krizin sonuçları ile ABD’nin OBAMA yönetiminin başat rol oynadığı yeni küresel ve bölgesel güç dengeleri oluşturulması ihtiyacının şekillendirmekte olduğu yapı içerisinde, Türkiye’nin kazandığı ‘anahtar’ ülke olabilme rolünün önemi, konjonktürel gelişen bu sürecin zamanında ve doğru şekilde değerlendirilebilmesini zorunlu kılmaktadır.

(Not: Türkiye’nin öncelikle iç koşullarına paralel olarak, emperyal güçlerin ve bazı bölge ülkelerinin çıkarları için kullanılagelen PKK’nın ve destekleyenlerinin, anti-emperyalist kavramları kullanmakta oluşlarının, Kürt demokratları tarafından değerlendirilmesi, yaşanmakta olan sürecin önemli hususlarındandır.)

Objektif koşullar
Kısa ve orta vadede (öngörülebilen 10 yıl) OBAMA yönetimindeki ABD’nin çıkarları, genellikle Türkiye’nin çıkarlarıyla dengelenebilecek bir görüntü vermektedir. Türkiye’nin stratejik derinliğe sahip dış politika açılımları içerisinde; Irak, Suriye, İsrail-Filistin, Orta Doğu Barışı, İran, Rusya, Karadeniz-Kafkaslar, Pakistan-Afganistan, Avrasya, Doğu Akdeniz ile Balkanlar, genel olarak AB, enerji güvenliği, askeri yardımlaşma ve medeniyetler arası sorunların çözümü gibi temel meselelerinin çözüm koşulları için Türkiye-ABD model ortaklığı önem kazanmaktadır.

AB ile ilişkiler; Fransa, Almanya gibi ülkelerin muhafazakârlarının engelleyici siyasetlerine rağmen, evrensel değerler sisteminin yakalanabilmesinde önemini korumaya devam etmektedir. Demokratikleşen ve ekonomisini güçlendiren Türkiye’nin, AB’nin ihtiyaç duyduğu vizyonunun yeniden oluşumunda yönlendirici güç olabilme potansiyeli de değerlendirilebilmelidir.

Dış politika açılımlarının, Bölgesel Güç ve Küresel Aktör olabilme potansiyelini yaratmakta olduğunu, tarafsız gözlemciler de ifade etmektedirler.

Özetle ifade edilmeye çalışılan müspet gelişmelere devamlılık kazandırılabilmesi ve nitelikli kurumsal yapıların oluşturulabilmesi için varlığı bilinen bünyesel temel sorunlarımızın, öncelikle çözümü ihtiyacı ile karşı karşıya bulunulmaktadır.
Demokrasi standartları-kurumsallaşma, hukuk devleti, siyasi-ekonomik istikrar, güvenlik gibi kavramlar birliği ile dış politika açılımları arasında kurulacak bütünsellik, üretici ve yaratıcı Türkiye dinamizmini ortaya çıkaracaktır.

Türkiye’nin mevcut toplumsal dinamizmine ve toplumsal iradenin varlığına rağmen, Türkiye siyasetlerinin farklı derecelerde, demokratikleşme açılımları ile güvenlik sorunlarının çözüm dinamiklerini engelleyici yapıları, öncelikli sorun olarak dikkatleri çekmektedir.

Hükümetin; eksikliklerine, eleştirilmesi gereken yöntemlerine rağmen, Türkiye demokrasi tarihinde önemsenmesi gereken Demokratik Açılım politikasına karşılık, muhalefetin somut-tamamlayıcı-geliştirici hiçbir öneri ortaya koymadan, diyalog kapılarını kapatarak, yeni bir seçime endekslenmiş görüntü veren yaklaşımının yaratmakta olduğu toplumsal hassasiyet, riskleri artırıcı etkiler de yaratmaktadır.

Demokratik standartlar ve demokratik güvenlik Türkiye’nin topyekun potansiyeli, 21.yy. da erişilen evrensel değerlerin şekillendirdiği ve kurumsallaştırdığı bir demokratik ‘zihniyet’in ve demokratik sistemin inşasını zorunlu kılmaktadır. Özgürlükler, insan hakları, hukukun üstünlüğü, adalet, eşitlik, maddi-etik gelişmişlik gibi ‘insani’ değerleri temel alan, farklılıkların zenginliği içinde bütünselliği yakalayan bir yapının yaratılabilmesi hedeflerini gerçekleştiren her adım, Cumhuriyetimize demokrasi derinliği kazandırırken, toplumsal sorunların çözüm engellerini de ortadan kaldıracaktır.

Demokrasi ve hukuk dışı etkilerin sonuçlarını; 1970, 1980, 1990 kuşakları yaşamları içinde daha objektif değerlendirebilirler. Bu süreçlerde üretilen güvenlik politikalarının ve uygulamalarının yarattığı siyasi, sosyal, ekonomik, psikolojik sonuçlar, ‘Güvenlik Konsepti’ kavramının ‘Demokrasi’ ve ‘Demokratik Zihniyet’ bağlantısının önemine dikkatleri çekmektedir.

Bu sebeplerle ‘Demokratik Güvenlik Konsepti’nin kavram olarak, hukuki norm olarak, uygulamaya akseden sonuçları itibariyle değerlendirilmesi, siyasetin ve siyaset biliminin öncelikli görev ve sorumluluklarındandır.

Türkiye toplumunun tüten her ocağında, insan hakları ihlallerinin yarattığı psikolojinin, acıların, ötekileştirmenin, ayrımcılığın ortadan kaldırılması çalışmalarında, ‘insan’ eksenli ‘Demokratik Güvenlik Konsepti’nin hayata geçirilmesi ihtiyacının vurgulanması, sorumluluk duyan her vatandaşın görevlerindendir.

Cevat Öneş: Emekli MİT müsteşar yardımcısı

Radikal
Yayın Tarihi : 24 Aralık 2009 Perşembe 21:13:29


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?