Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 1 Temmuz 1998 tarihinde toplandı, kurulun 45 üyesinden 38'i 'Türklüğün manevi değerlerine ve ulusal çıkarlarına aykırı hiçbir düşünce koruma göremez' gerekçesiyle Aziz Nesin'in kişilik haklarının koruma göremeyeceği yolunda oy kullandı...
19 Temmuz 2009 tarihli Radikal İki’de Baskın Oran’ın ‘Bazı Yargıçlara Açık Mektup’ başlıklı yazısını görünce donup kaldım mı, daldım gittim mi, çok kötü oldum mu diyeyim, ne diyeyim bilemedim. Yaklaşık 20 yıl öncesine gittim, Aziz Nesin’in bir davasını hatırladım diyeyim ve anlatayım:
Aydın ve demokrat yazarlara saldırmak gibi bir hastalığı olan Ergun Göze, 18 ve 20 Aralık 1990 tarihlerinde Türkiye gazetesinde yazdığı iki köşe yazısında ahlâk dışı ifadelerle Aziz Nesin’i hedef alır. (1980’de yine benzer bir hakaret davası sonunda bu kişiyi para cezasına mahkûm ettirmiş olan Aziz Nesin, “Bana iğrenç geldiği için bu parayı almamıştım” diye yazacaktır, aşağıda bahsedeceğim davanın dilekçesinde).
Evet, bu çirkin yazılar üzerine Aziz Nesin’in açtığı dava, Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Ergun Göze’nin mahkûmiyetiyle sonuçlanır, fakat karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce 1993’te 2’ye 3 bozulur. (Baskın Oran’ın bahsettiği hakaret davalarına bakan aynı Yargıtay dairesidir bu.)
‘Aziz Nesin’e hakaret serbesttir’ kararı
Diğer yandan, bu 4. Daire, kararı yazarken Aziz Nesin için ağır suçlamalarda da bulunmuş, çok yakışıksız ifadeler kullanmıştır. Bunun üzerine büyük mizah ustasının avukatı söz konusu üç üyenin reddi için dilekçe verir.
14 Şubat 1995’te yapılan duruşmada, Aziz Nesin’in eliyle yazdığı 21 sayfalık ünlü savunması (gözlerinin rahatsızlığı sebebiyle) avukatı Veli Devecioğlu tarafından okunur. Birkaç satırını, tarihe not diye buraya alıyorum:
“(...) Yargıç Bayan ve baylar, şunu baştan söylemeliyim ki, en yüce yargı yeri olan sizlerin beşte üç çoğunlukla benim aleyhime verdiğiniz karar, benim Türkiye’de adalete olan güvenimi sarsmış değil, yıkmıştır. Ben davalı değil, davacıyım.(...)
“Şunu bilmenizi ve anımsamanızı isterim ki bayan ve baylar, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nda [AİHK; o zamanlar Mahkeme’ye değil, Komisyon’a gidiliyordu-R.İ.] Türkiye’nin her haksız bulunuşu, Türkiye Cumhuriyeti adaletinin mahkûm oluşu demektir. AİHK’da Türk adaletinin her mahkûm oluşunda ben, bir Türk aydını, Türk yazarı olarak adalet adına, Türkiye’deki adaletsiz adalet adına utanıyorum. Oysa biliyorum ki, asıl utanması gereken elbette ben değilim.(...)
“...Bayan ve bay yargıçlar, ben yaptıklarımla, yapamadıklarımla halkımın onurunu temsil ediyorum. Bu sıfatı bana siz ve hiç kimse bahşetmedi; bütün hata ve kusurlarını, sevap ve günahlarını açıkça yüzüne söylediğim halkım verdi. Bu, benim bugüne değin aldığım tüm ödüllerden daha değerlidir.
İşte bu kimliğimle, bir fani için ulaşılabilecek bu en yüce rütbemle kendi adıma, halkım adına tüm suçlamaları reddediyorum ve 3 / 5’lük kararı Türk ve kamuoyu önünde protesto ediyorum.”
Çünkü Anayasam öyle diyo!
Neydi Aziz Nesin’i bunca öfkelendiren? Sanıyorum hukuk tarihimiz biçim ve içerik bakımından o zamana kadar böyle bir savunma görmemişti. Çünkü herhalde hiç kimse aşağıdakine benzer bir kararın (daha doğrusu, suçlamanın) öznesi de olmamıştı:
“Anayasa’nın 176. maddesi uyarınca onun başlangıç kısmı metne dahildir. Başlangıç bölümünün 7. fıkrası gereği olarak Türklüğün manevî değerlerine ve ulusal çıkarlarına aykırı hiçbir düşünce koruma göremez. Son fıkrayla değerler ve çıkarlar Türk milleti tarafından, Türk evladının vatan ve millet sevgisine
emanet olunmuştur.”
Salt hukukun gerçekliğini dile getirmesi beklenen yüksek mahkeme kararında, böylesine hamasî bir sosa yatırılmış siyasî sözlerin nasıl yer aldığı anlaşılır gibi değildi. Davacı olarak yargıya başvuran Aziz Nesin, “Türklüğün manevî değerlerine ve ulusal çıkarlarına aykırı” bir düşünceye sahip olduğu için ‘korunmaya lâyık” görülmüyordu. Artık bu yüksek yargı kararından sonra, isteyen kişi ve kuruluşlar Aziz Nesin’e her türlü hakareti yapabilecekti, çünkü o, korumayı /korunmayı hak etmiş bir yurttaş değildi. Aynen, bugün Prof. Dr. Baskın Oran ve Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’na ana-avrat dahil her türlü hakaretin yapılabileceğinin Yargıtay kararına bağlanmış olması gibi.
Adları ibret diye tarihe geçmeli
Yargıtay’ın bu ‘Aziz Nesin Kararı’nı veren 4. Dairesi sayın üyelerinin adları unutulmamalı. Tarihe not diye burada anmalıyız: Önce Aziz Nesin’i (yukarıdaki gerekçeyle) korunmaya değer görmeyen üç üye: Cahit Keskin, Erbay Taylan ve Ülkü Aydın. ‘Karşı oy yazısı’yla Aziz Nesin’in kişilik haklarının korunması yolunda oy kullananlar: Başkan Turgut Uygur ve üye Salim Öztuna.
Yaşamının en önemli saydığı savunmasını yaparak hafifleyen Aziz Nesin aynı yılın 5 Temmuz’unda aramızdan ayrıldı. Bu arada dava Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na gitti.
1 Temmuz 1998 tarihinde toplanan Genel Kurul’un 45 üyesinden 38’i “Türklüğün manevi değerlerine ve ulusal çıkarlarına aykırı hiçbir düşünce koruma göremez” gerekçesiyle Aziz Nesin’in kişilik haklarının koruma göremeyeceği yolunda oy kullandı. Bu kişiler şunlardır: A. İsmet Arslan, Ö. N. Doğan, H. Örmeci, Y. Akman, M. S. Atalay, Y. M. Günel, E. Özdenerol, A .C. Göğüş, E. Aktekin, C. Sanin, E. Taylan, A. Hamzaoğulları, N. Durak, K. Öztekin, M. Çetin, S. Uysal, Ş. E. Serim, A. M.Yüksel, O. İzgiey, Ş. Abik, K. Acar, F. Kıbrıscıklı, A. Ertürk, E. Ertekin, Z. Sağdur, A. Güneren, B. Sınmaz, H. Erdoğan, A. U. Turan, L. Gürün, E. Güvener, A. Özçelik, U. Öztürk, E. Özcan, M. Y. Aydın, A. Ekinci ve E. Kabakçı.
Aziz Nesin’in haksızlığa uğradığı, bu nedenle de kişilik haklarının korunması gerektiği yönünde oy kullanan yedi hukukçumuz: G. Eriş, B. Kartal, S. Tükenmez, O. C. Yüksel, A. Nazlıoğlu, M. E. Germeç ve M. E. Bilgen.
Baskın Oran’ın yazısında sözü geçen onca hakareti aklayan bidayet mahkemesi yargıçları ile Yargıtay yargıçlarının isimleri mi? Merak ediyorsanız onlar da belli. İsimlerini de şuradan okuyabilirsiniz: http://www.antenna-tr.org/ Hepsini, düşünce tarihimize ibretle geçiriyoruz.
Not: Yazı bitti ama, Radikal’in hoşgörüsüne sığınarak ekliyorum: İnsan belleği adeta ‘enterkonekte’. Nereden nereye uçuyor. Bir anda aklıma takıldı. Hani, İsviçre’de verdiği bir demeç üzerine, Orhan Pamuk’a, aralarında şu anda Ergenekon tutuklusu olan Kemal Kerinçsiz’in de bulunduğu altı kişi “Biz de Türk’üz, bize de hakaret edilmiştir” diye manevi tazminat davası açmış ama Şişli Asliye Hukuk
3. Mahkemesi bu davayı reddetmişti. “Davacıların salt Türk milletinin bir ferdi olmaları nedeniyle yansıma yoluyla kişilik haklarına saldırı olduğunun kabulüne imkân bulunmadığı” gerekçesiyle.
O zaman yine Yargıtay’ın bir dairesi bu kararı davacılar lehine bozmuştu. Gerekçesi şuydu: “Anayasamızın 66. maddesinde ‘Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür’ denmektedir, kişilerin onur ve şerefleri gibi mensubu bulundukları bir millete aidiyet duyguları da kişilik değerleri kapsamında ve hukuki koruma altındadır”. Gazeteleri açıp araştırdım: 4. Hukuk Dairesi.
Neticeyi merak ediyorsanız: O tarihte Şişli Asliye Hukuk 3. Mahkemesi direnmişti. Dava Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na gitmişti. Kurul, Mayıs 2009’da, Yargıtay 4. Daireyi haklı buldu. Müjdeler olsun: Orhan Pamuk’a artık 72 milyon TC vatandaşı tazminat davası açabilirdi.
Aynen, şu anda 72 milyon TC vatandaşının Oran ve Kaboğlu’na her türlü hakareti yapabileceğinin Yargıtay kararına bağlanmış olması gibi. Bunu da düşünce (ve yargı) tarihimize ibretle geçirelim diye not ediyorum.
BUNDAN SONRA NE BABALARIMIZIN HAKKINI SAVUNACAK "BABACA BİR YASA" ; NE ANALARIMIZI SAVUNACAK "AT YAVRUSU YASA(!)" ; NE "DANIŞMAYA İHTİYAÇ DUYABİLECEĞİMİZ YASA" RAFLARDA KÜFLENMEYE BIRAKILIRSA, SİL-BAŞTANLARI OYNAYARAK DAHA NİCE YÜCE DEĞERLER İÇİN VE HATTA MUSTAFA KEMAL İÇİN DAHİ KİMBİLİR "NE MENEM KARARLAR" ÇIKARTILACAĞINI BEKLEMEKTEN BAŞKA BİR ÇAREMİZ KALMIYOR ! ("TÜRKİYE" VE "TÜRKİYE CUMHURİYETİ" DİYE BİR ZAMANLAR KAVRAMLAR VAR İDİ, BUNLAR NEREYE KAYBOLDULAR VEYA KİMLER TARAFINDAN YOK EDİLDİLER ?!..)
aziz nesin çok değerli bir aydındı o mizahı seven ve eleştirilerini mizah yoluyla yapan bir insandı TÜRK HALKINA HAKARET ETMEDİ SİSTEME VE SİSTEMDEN NEMALANANLARA HAKARET ETTİ AMA ANAYASAMIZDA HERKESİN SAVUNMA VE SAVUNULMA HAKKI VARDIR MADDESİNE TERS DÜŞMEKTEDİR YARGITAY KARARI HER İNSAN SUÇU NE OLURSA OLSUN KANUNLAR ÖNÜNDE ŞEREFLİ ONURLU SAYILMALIDIR BU ANAYASAL HAKTIR