30
Ocak
2026
Cuma
POLİS/ADLİYE

SORUŞMA, ARAMA VE DEVLET SIRRI

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararında son derece isabetli olarak belirttiği gibi, devlet sırrı arkasına gizlenmek, delilleri yok etme, karartma ve maddi gerçeğe ulaşılmasına engel olma sonucunu doğurabileceği gibi, şüpheliyi de zan altında bırakabilir...

"... Gece Tanrıçasının kızı olan Nemesis, ... yaşadığı ve yaptığı uygulamalar sonunda cezanın adilane kısmıyla ilgili olduğu kadar... Dünyadaki adaleti koruyan, haklıyı haksızdan ayırdeden bir ahlak tanrıçası olarak kabul edilir...”*
Hukuk devletinin özünde ‘çoğulculuk’ ve ‘demokratiklik’ ilkeleri yatar. Hukuk devletini nasıl tanımlarsak tanımlayalım, yukarıdaki iki unsuru içermiyorsa eksik olacaktır. Anayasa Mahkemesi’nin bu unsurları içermeyen hukuk devleti tanımı da bize göre eksiktir. (1) Tek başına devletin eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması hukuk devleti için yeterli değildir. Hukuk devletinden ancak çoğulcu ve demokratik bir Cumhuriyet ortamında bahsedilebilir.

Çoğulcu ve demokratik bir Cumhuriyette her kurumun ve mensuplarının dönem dönem özeleştiride bulunması şeffaf bir toplumun en önemli gereklerinden biridir. Bu yargı için de gerçerlidir. Bu manada yargıya yönelik eleştirileri anlamaya çalışmak, hatalarımızı görmemiz açısından da yararlı olacaktır.

Bağımsız bir erk
Konumuza girmeden önce şu tespiti de yapmamız gerekir. Yargı, bağımsız bir erk (kuvvet) olarak hukuk devletindeki üç temel unsurdan biridir. 1982 Anayasası’nda belirtilen kuvvetler ayrımı, devlet organları arasında bir üstünlük sırası belirtmez. Burada devletin görev ve yetkilerinin medeni bir iş bölümü ve işbirliği çerçevesinde kullanılması gerektiği kastedilmektedir. Üstünlük ancak Anayasa ve kanunlardadır.

Yazımızın ana konusu, bir başbakan yardımcısına suikast iddiası çerçevesinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca açılan soruşturma kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda (Genel Kurmay Başkanlığı Seferberlik Tetkik Kurulu) yapılan aramanın (koruma tedbirinin) yasa ve hukuka uygun olup olmadığıyla ilgilidir.

Çoğulcu ve demokratik toplum olmanın gereği, rutin olarak yapılan bu arama işlemi, Genel Kurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada da haklı olarak belirtildiği üzere usül ve yasaya uygundur. Bununla birlikte Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan (HSYK) bir üyenin, hangi amaç ve saikle söylendiği anlaşılamayan “Devlet sırrı soruşturma evresinde incelenemez” şeklindeki açıklaması ve bu açıklamaya destek veren emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılarının beyanatları yine adli bir olayı gündeme oturtmuştur. (2)
Önce samimi düşüncemi ifade etmek isterim. Türk milletinin en güzide kurumlarından olan TSK ile ilgili iddialar, bazı yasa dışı unsurlar nedeniyle kurumu yıpratmaya neden olmamalıdır. Bu konuda hepimize görev düşmektedir. Kısacası bu aramanın hepimizi üzdüğünü söyleyebilirim.

Konumuza tekrar geri dönecek olursak, bize göre kurul üyesinin açıklaması, amaç samimi ise, doğruydu; fakat bundan emin olamıyorum. Gizli olarak yürütülen bu soruşturmada anılan kurumda ne gibi işlemlerin yapıldığı bilinmeden sarf edilen ve dolayısıyla değişik anlam ve tartışmaları beraberinde getiren bu açıklama, yargı camiasında kuşkuyla karşılandı. Basından öğrendiğimiz kadarı ile bu bir aramaydı, inceleme değildi. Birkaç cılız destek dışında açıklamayla ilgili şiddetli eleştiriler yapıldı.

Kuşku yoktur ki HSYK üyesi de hukuki konularda görüş beyan edebilir, yazı yazabilir. Öte yandan daha önce İstanbul Adliyesi’nde görülen önemli başka bir dava ile ilgili dile getirdiği yasaya uymayan açıklamaları gibi yine HSYK’da kurul üyesi olduğunu göz ardı ederek soruşturma makamını baskı altına almaya çalışan bir izlenim doğurmuştur. Zira HSYK, hâkim ve savcıların özlük işleri yanında atama, nakil, disiplin soruşturması ve sonucuna göre ceza verme hatta meslekten ihraca yetkili bir kurumdur. Kurulda Bakan ve müsteşarın istenmediği, blok olarak hareket ettiği söylenen hâkim üyelerin varlığı göz önüne alındığında, soruşturma ve gelecekte kovuşturma yapacak hâkim ve savcıların durumunu okuyucunun takdirine bırakıyorum.

Emekli hukukçuların açıklamaları belki çok ciddiye alınmayabilir, ama HSYK üyesinin açıklamaları bu manada çok önemlidir. Bu üye bağlı olduğu kurumun disiplin incelemesine muhatap olabilir; fakat 23.08.2009 tarihli Star Açık Görüş ekindeki yazımda da belirttiğim gibi Yüksek Disiplin Kurulu’ndan bu eylem ve söyleme ilişkin bir sonuç çıkmayacağını ifade etmiştim. Nitekim Yargıtay, divan dediğimiz disiplin kurulunda adı geçen üye hakkında soruşturma açmamış ve bu şekilde şikâyeti kapatmıştır. Bu olay da divana gitse sonuç değişmeyecektir. Yeni Yargıtay yasa taslağında, bu tip kararlar, yargıya açık hale getirilmelidir.

Soruşturma makamı
Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) göre soruşturma, özel düzenlemeler haricinde, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. CMK 160-161 maddelerine göre C. Savcısı bir suçun işlendiğini ihbarla veya başka bir suretle öğrenir öğrenmez kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılanmanın yapılabilmesi için emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığıyla şüphelinin lehine veya aleyhine olan delilleri toplar, muhafaza altına alır ve bunları yaparken de şüphelinin haklarını korur.

Cumhuriyet savcısı doğrudan doğruya veya emrindeki adli kolluk görevlileri vasıtası ile her türlü araştırmayı yapar, bilgiyi ister. Adli kolluk görevlileri de yaptıkları işlemlerden Cumhuriyet savcısını derhal haberdar eder ve Cumhuriyet savcısının bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirir. Soruşturma kapsamında diğer kamu görevlileri de aynı şekilde istenenleri yerine getirmek zorundadırlar. Diğer bir anlatımla adli soruşturmada geniş yetkilerle donatılan tek makam Cumhuriyet savcısıdır.

Seferberlik Tetkik Kurulu’nun aranması da bu çerçevede yapılan, usule uygun bir soruşturmadır. Bir suikast iddiası vardır. Şüpheliler suçüstü yakalanmıştır. Krokiler ele geçmiştir. Bazı delillerin yutularak veya bir şekilde ortadan kaldırıldığı , telefon konuşmalarından da bazı belgelerin yakıldığı istihbaratına ulaşılmıştır. Basında çıkan bu haberler doğruysa yapılan soruşturma, arama ve tespit yerindedir. Türkiye gerçek anlamda bir hukuk devleti ise buna kimsenin itiraz etmemesi gerekir.

Bununla birlikte soruşturma evresinde hâkimin müdahelesi de söz konusu olabilir (CMK.162). Bu şüpheli ve soruşturma açısında teminattır. Nitekim arama ve araştırmaya bu olayda hâkim de müdahil olmuştur.

Şüphe sebeplerini toplama
Soruşturma yetkisi aynı zamanda maddi gerçeğe ulaşma, adil yargılama adına şüpheli yönünden de büyük bir güvencedir. Doktrinde ve pratikte bu şu şekilde açıklanmaktadır: “1. Muhakemede dünkü olayın bugün tekrar yaşanabilmesi ancak deliller sayesinde mümkündür. Soruşturma ‘şüphe sebeplerinin’, yani kovuşturmada (mahkemede) delil olabilecek şeylerin ve delil kaynaklarının toplanması, bir diğer söyleyişle araştırılıp elde edilmesidir.

Delillerin kovuşturmada araştırılıp elde edilmesi büyük güçlükler ve tehlikeler arzeder ve kovuşturmayı uzatır. Delillerin soruşturmada zaman, yer ve şahıs bakımlarından dağınık olarak elde edilmesi, hem delillerin kaybolmasını, değiştirilmesini başka bir kelime ile karartılmasını önler hem de kovuşturmayı çabuklaştırır...” (3)

Ankara Özel Yetkili Hâkim ve Cumhuriyet Savcısı’nın yaptığı soruşturma da bu kapsam ve amaç dahilindedir. Yapılan CMK’da koruma tedbirleri olarak 4. Kısım 4. Bölümde düzenlenen arama, el koyma ve delil toplama işlemidir (CMK.116-134). Ancak CMK 47, 122, 125 maddeleri, soruşturma evresinde ‘Devlet sırrı’ ile ilgili belgelere bazı özel düzenlemeler getirmiştir. Bu tip belgelerin soruşturma ile ilgili olma koşuluyla incelenemiyeceği, ancak hâkim veya mahkeme tarafından tutanağa kaydedilebileceğini hükme bağlamıştır. Yoksa soruşturma kapsamında soruşturma ile ilgili olmak kaydıyla arama, el koyma, tutanağa kaydetmeye bir engel yoktur. Örneğin suikast veya darbe hazırlığı ile ilgili belgeler kodlu, şifreli de olsa tutanak altına alınır, ancak bu belge mahkeme aşamasında ancak hâkim ve mahkemece incelenebilir. CMK 125. madde açıkça “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz” demektedir. (4)

CMK 125. maddede kovuşturmadan bahsedilmemektedir. Hâkim ve mahkemeden bahsedilmektedir. CMK açıklamasında gerekçe ile kanun metni arasında çelişki varsa, metne itibar edileceği usül kuralıdır. O nedenle gerekçe öne sürerek aramaya karşı çıkmak demagojiden öteye gidemez. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında son derece isabetli olarak belirttiği gibi, devlet sırrı arkasına gizlenmek, delilleri yok etme, karartma ve maddi gerçeğe ulaşılmasına engel olma sonucunu doğurabileceği gibi, şüpheliyi de zan altında bırakabilir. (5)
Bu yasal düzenlemeler karşısında HSYK üyesi ve onun destekleyenlerin iddiaları yasa ve hukuka aykırıdır. Genel Kurmay’ın ‘arama yasaya uygundur’ açıklamasına karşın hangi nedenlerle bu itirazın yapıldığını bilemiyoruz; ama herhalde emekli Yargıtay Başsavcısı’nın beyanatı üzerine olmamıştır. Öyle olması beklenir.

Son olarak şunu söyleyebiliriz. Daha önceki yazılarımızda da açıklamaya çalıştığımız gibi, soruşturma ve yargılama makamlarını evvela Yüksek Mahkeme mensupları rahat bırakmalıdırlar. HSYK üyesi açıklamayı ister idari sıfatla ister yargıtay üyesi sıfatıyla yapmış olsun, yargı camiası için talihsizlik olmuştur. Emekli Yargıtay Başsavcıları için de aynı durum söz konusudur. Ancak uzun yıllar kürsüden ve uygulamadan uzak kalmış hukukçuların bu açıklamayı yapmış olmalarını doğal karşılanabilir. Aksi takdirde açıklamayı iyi niyetle yorumlayamayız. Bunda kötü niyet aramak istemiyorum ama böyle önemli bir soruşturmada sorumsuz beyan ve açıklamalardan uzak durmak ve yargıyı rahat bırakmak gerekir. Hâkim ve Cumhuriyet savcılarımıza güvenmek zorundayız. Ben kendi adıma güveniyorum.

* Max Weber, Meslek Olarak Siyaset, Chivi Yazıları Yayınevi, 2006, İst.
1) Anayasa Mahkemesi’nin 23.07.2009 tarih ve E.2006/65.K.2009/114, 07.10.209 tarih ve 23369 sayılı Resmi Gazete, sh. 256
2) 31.12.2009 tarihli Vatan Gazetesi. Yine Cumhuriyet Gazetesi’nde Sayın Kanadoğlu’nun ‘İnceleme için Mahkeme Şart’ açıklamaları
3) Prof. Dr. N. Kunter, F. Yenisey, Doç. Dr. A. Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 14. Baskı, Beta, sh.672
4) Daha geniş açıklama için bkz: A. Parlar, M. Hatipoğlu, CMK Yorumu, Ankara, 2008, C.1, sh. 505, 506
5) 05.01.2010 tarihli Star, HaberTürk, Cumhuriyet vb. ulusal gazeteler

M. Nihat Ömeroğlu: Yargıtay 5. Ceza Dairesi Üyesi

M. Nihat Ömeroğlu - Radikal
Yayın Tarihi : 11 Ocak 2010 Pazartesi 22:30:25


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?