Hatay Valisi Abdulkadir Sarı, artık ülkelerin gelişmişliklerinin insanlarına verdiği saygıyla ölçüldüğünü belirterek, Türkiye’nin geçmişte çok parlak olmayan insan hakları karnesinin hızla üst seviyelere çıktığını söyledi.
Hatay İl İnsan Hakları Kurulu tarafından, Antakya Endüstri Meslek Lisesi Toplantı Salonu’nda, "AB sürecinde Türkiye’de insan hakları" konulu bir konferans düzenlendi. Konferansa, Vali Abdulkadir Sarı, Antakya Belediye Başkanı Mehmet Yeloğlu, daire müdürleri, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Biçer ve çok sayıda davetli katıldı.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Sarı, Türkiye’nin insan hakları konusunda hızlı bir ilerleme kat ettiğini belirterek, "Bugün artık ülkelerin gelişmişliği kazandıkları paralarla değil, insan hakları ve özgürlüklerine gösterdikleri saygıyla, uygulamaları ile ölçülüdür. Bu gelişmişliğin en büyük göstergesidir. Türkiye’nin insan hakları karnesini değerlendirdiğimizde geçmişinin pek parlak olmadığını görürüz, ancak her geçen gün üst sıralara yükselmektedir. İnanıyorum ki bizim insanlarımız da gelişmiş ülkelerdeki insanlarla aynı seviyededir. Biz Türkiye olarak kendi insanımıza değer verdiğimiz için bu düzenlemeleri yapıyoruz" dedi.
Sarı, Leyla Zana ve arkadaşlarının bazı yabancı gazetelere verdiği ilanlara da tepki göstererek, "Bu ülkede herkesin önü açıktır. Hukuk kuralları herkese aynı uygulanmaktadır. İnanıyorum ki Türk milleti farklılıkları ile güzeldir. İçinde bulunduğumuz Antakya ise bunun en güzel örneğidir" diye konuştu.
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Biçer, insan hakları konusunun 1215 Magna Carta bildirgesi ile bilimsel bir seviyeye ulaştığını belirterek, "Bu tarihten 1700’lü yıllara gelinceye kadar yine insan haklarından söz etmek mümkün değildir. Çağdaş anlamda insan haklarının tarihi dendiği zaman 1786 Fransız İhtilali’ne bakmak gerekiyor. Türkiye’de ise insan hakları konusu ilk kez Tanzimat Fermanı ve Kanun-i Esasi ile 1839’lu yıllarda gündeme geldi. Türkiye, Avrupa Birliği İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 1954 yılında kabul etti. AB’nin siyasi kriterleri, demokrasi, hukuk devleti, insan hakları, azınlık haklarına saygı ve onların korunması gelmektedir. Türkiye, bugün 1999 yılı sonrasına bakıldığında yaptığı yasal düzenlemelerle adeta geçmişteki hatalarına özür dilemiştir" şeklinde konuştu.
Biçer, insanları koruyan en temel öğenin birlikte yaşama güdüsü olduğuna dikkat çekerek, şunları kaydetti:
"İnsan hakları ihlallerinin yaygın olduğu yönetim biçimlerinde hiçbir belge insanları koruyucu değildir. İnsanları koruyan en temel süreç, birlikte hareket etme güdüsüdür. İnsan hakları dendiğinde alt alta sıralanan kurallardan söz etmiyoruz. Birlikte yaşamanın getirdiği saygı ve insanların diğerlerinin yaşama hakkına gösterdiği saygıdan, özgürlük sınırlarından bahsediyoruz."