25
Temmuz
2024
Perşembe
TARSUS - MERSİN
Nufus
1.595.938
Yüz Ölçümü
15.853
İlçe Sayısı
14
Vali
Nufus
318.553
Yüz Ölçümü
2.699
Belediye Sayısı
138
Köy Sayısı
0
Kaymakam

Tarsa, Tarsos (Tarsus)


Tarsus’un çok eski bir tarihi vardır. Yöredeki Gözlükule’de yapılan kazılar ilk yerleşimin Neolitik Çağda (MÖ.8000-5500) başladığını ve Orta Tunç Çağına kadar kesintisiz devam ettiğini göstermiştir. Arzava’nın doğusunda ve Kizzivatna’nın batısında yer alan Tarsus yöresine MÖ.XVII.yüzyılda Hititler yerleşmiştir. Daha sonra Asurlular buraya egemen olmuş, MÖ.700’ün sonlarında da Kilikya Krallığı’nın merkezi Tarsus’ta kurulmuştur. MÖ.2000 yıllarına ait Hitit tabletlerinde Tarşa ismiyle geçen Tarsus’a Antik Çağda Tarsos, Roma döneminde Latince bir sözcük olan Tarsus denilmiştir.

Tarsus’un ilk kez ne zaman kurulduğu konusunda çeşitli iddialar vardır. Bunlardan en yaygın söylentiye göre, Asur hükümdarı Sardanapal tarafından kurulmuştur. Uzun süre Asurluların egemenliği altında kalan yöreye MÖ.VI. ve VII.yüzyıllarda Yunanlı kolonistler yerleşmiştir.

Büyük İskender MÖ.332’de bütün Kilikya ile birlikte Tarsus’u da ele geçirmiştir. İskender’in ölümünden sonra komutanlarından Seleukos Nikator tarafından yönetilmiş, bir süre Mısırlılar buraya hakim olmuş ve MÖ.66’da da Kilikya Romalıların egemenliğine girmiştir. Kilikya Roma vilayeti olunca Tarsus’ta bu vilayetin merkezi konumuna getirilmiştir.

Tarsus’da Antonius döneminde antik bilim adamlarının yazdıkları büyük kitaplar toplanarak, 200.000 ciltlik, dünyada eşi bulunmayan bir kütüphane oluşturulmuştur. Tarsus’taki üniversitede, Atina ve İskenderiye üniversitelerinden daha da ünlü idi.

Tarsus’ta bulunan yazılı kitabelerde, buranın özgür bir kent olduğu yazılıdır. Tarsus’un özgür kurumlarından, St.Paulos ve birçok filozoflar faydalanmışlardır.

Kozmopolit bir kent olan Tarsus, Roma yasalarına göre yönetilmiştir. Roma döneminde Tarsus Çayı kentin içerisinden geçmekte idi. Mısır Kraliçesi Kleopatra ile Romalı komutan Marcus Antonius bu Çay yolu ile Tarsus’a gelerek buluşmuşlardır.

Tarsus ayrıca Hıristiyan dini yönünden de önem taşımaktadır. Aziz Paulos’un burada doğduğu söylenmektedir. Ünlü coğrafyacı Strabon M.Ö.I.yüzyılda Tarsus’ ta dil bilginlerinin filozof ve yazarlarının burada yaşadığını belirtmiştir. 



Donuktaş (Dönüktaş)
 

Mersin Tarsus ilçesi Tekke Mahallesi’nde bulunan Donuktaş Anıtı’nın bir Roma Mabedi olduğu sanılmaktadır.

Bu yapı dikdörtgen planlı iç içe bölümleri olan, 6.60 m. kalınlığında kesme taş duvarlı bir yapıdır. Yapı korinth üslubunda olup, doğu batı yönünde uzanmaktadır. Mabedin çevresinde 6x12’lik sütun dizisi bulunmaktadır. Üst örtüsü günümüze gelememiştir.

Prof.Dr.Nezahat Baydur’un yapmış olduğu kazı çalışmalarında 115.00x43.00 m. ölçüsünde ve 7.00 m. yüksekliğindeki bu yapının bir Roma Mabedi olduğu açıklık kazanmıştır. Bu yapıyı 1545 yılında yazdığı eserde Sefir Barbaro bir saray olarak nitelemiştir. Bunun yanı sıra Holanda’nın Tarsus Konsolosu Barker 1835’te yazmış olduğu Kilikya isimli eserinde Kral ailesine ait mezar olarak nitelemiştir. Bazı arkeoloji kitaplarında da bu yapıdan Jüpiter (Zeus) Mabedi olarak söz edilmiştir. Bazı kaynaklarda da V.yüzyılda kiliseye dönüştürüldüğü yazılıdır.

Donuktaş'ı gezen gezginlerden Sefir Barbaro, 1545 yıllarında yazdığı eserinde buranın bir saray olduğunu yazar, Hollanda'nın Tarsus Konsolosu Barker, 1835'de yazdığı "Kilikya" adlı eserinde "Donuktaş bir kral ailesi mezarıdır. Fakat Serdanapol'ın mezarı değildir. Çünkü Serdanpol Ninova'da yakılmıştır." Demektedir. Donuktaş bazı kitaplarda da Jupiter Mabeti olarak geçmektedir.

Bir efsaneye göre de; Donuktaş bir hükümdarın sarayı olup Gözlükule üzerindeymiş, Hükümdar burada kızı ile yaşarmış, zamanın peygamberi bu hükümdara darılarak sarayına tekme vurmuş. Saray ters dönerek yuvarlanmış ve bugün bulunduğu yere düşmüş.


Antik Cadde 

1993 yılında Tarsus Belediyesi’nin Cumhuriyet alanında başlattığı temel kazısı ile ortaya çıkmıştır. 1995 yılında yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, doğu-batı yönünde bir cadde ile çevresinde çeşitli dönemlere ait yapı kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. 7 m. genişliğinde bazalt taşı ile kaplı cadde, balıksırtı profillidir. Her iki yanında yüzey sularının drenajı için kum taşından yapılmış, iç bükey şeklindeki yağmur kanalları bulunmaktadır.

Caddenin en ilginç özelliği ise, altında 2.20 m yüksekliğinde, 70 cm. genişliğindeki bir ana kanalın bulunmasıdır. Bu büyük kanal, sel sularını çevreye zarar vermeden Rehgrma Lagün gölü yönünde tahliye etmekteydi.

Caddenin iki yanındaki podyum üzerinde 2 m. aralıklarla l .20. m çapında Korint tipi başlıkları olan sütunlar bulunmaktaydı. LZoroğlu’na göre, caddeden daha sonra inşa edilen bu sütunlu revak, büyük olasılıkla Roma imparatoru Hadrianus’un Tarsus’u ziyareti nedeniyle yapılmıştır. Bu çalışmalar kapsamında kazı alanının güneybatısında 2.yüzyılda yapılmış olduğu anlaşılan bir eve ait mozaik avlu bulunmuştur.


Tarsus Kalesi, Kleopatra Kapısı (Deniz Kapısı) 

Mersin Tarsus ilçesinde bulunan Tarsus Kalesi’nin yapım tarihi eski çağlara kadar inmektedir. Kale surlarının MÖ.200 yıllarında yapıldığı, daha sonraki dönemde de onarıldığı bilinmektedir. Kalenin dört ayrı girişi olup, bunlardan güneybatı kapısı Kleopatra Kapısı olarak tanınmaktadır. Antik tarihçilere göre Kleopatra Tarsus’a gemi ile gelmiş ve bu kapıdan şehre girmiştir. Kleopatra Romalı General Antonios tarafından buradaki Gözlü Kule’de karşılanmıştır. Kalenin diğer kapıları Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı isimleri ile anılıyordu.

Günümüzde ilçe merkezinde bulunan bu kalenin iç ve dış surları bulunuyordu. Kesme taştan yapılmış olan sur duvarları 1832 yılında Tarsus’u işgal eden Mısırlı İbrahim Paşa’nın burada yaptırdığı yapılar için taşları sökülmüş, onu izleyen dönemlerdeki yeni yapılanmalarda da kalenin taşlarından yararlanılmıştır. Bu nedenle de Tarsus Kalesi’nden günümüze Kleopatra Kapısı dışında başka bir iz gelememiştir.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde İskele Kapısı ismi ile tanımladığı Kleopatra Kapısının yapımında kesme taş ve horasan harcı kullanılmıştır. Yuvarlak kemerli olan bu kapı 617 m. yüksekliğinde olup, genişliği 6.18 m.dir. İç içe iki surdan oluşan kentte, savaş anında kapılar kapanmaktaydı. Kleopatra kapısı da bu sur kapılarından birisidir.

Mısır’ın ünlü Kraliçesi Kleopatra’nın Romalı General Antonius ile Tarsus’da buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlükule de büyük bir törenle karşılanarak, Deniz kapısından kente geldikleri söylenir. Bu nedenle Deniz kapısına Kleopatra kapısı da denilmektedir. Deniz kapısı daha sonraki yıllarda yıkılmış, yerine devşirme taşlardan bugünkü kapı yapılmıştır. Son yıllarda yapılan restorasyonla kapının orjinal özelliği kalmamıştır.


Roma Hamamı (Altından Geçme) 

Kentin merkezinde anıtsal antik bir yapı kalıntısı olarak göze çarpar. Tuğladan örülü, altından motorlu araçların da geçebileceği büyük kemer ve hamam duvarlarının bir kısmı, 19.yüzyıla ait konutların içinde kalmıştır.

Bu kalıntılar, Roma döneminde kente teraziler ve kemerlerle su getirilmesinden sonra inşa edilen hamam kalıntısına aittir.

Hamam moloz taş ve tuğladan yapılmış, horasan harçla birbirlerine bağlanmıştır. Duvarlar oldukça kalın olup, içlerinde baca ve havalandırma künkleri bulunmaktadır. Hamamın doğusundaki duvarlar günümüze iyi bir durumda gelmiştir. Buradaki kubbe ayaklarından anlaşıldığına göre, üzeri kubbe ile örtülmüştür.

Yapının kuzey ve batı bölümleri tamamen yıkılmış, güney duvarında da 3,50 m. genişliğinde, 4.00 m. yüksekliğinde bir delik açılarak yol geçirilmiştir. Bu yüzden de halk tarafından Altından Geçme olarak isimlendirilmiştir.


Eski Hamam 

Tarsus, Kızılmurat Mahallesi’nde, Yeni Vakıf İşhanı yanında yer alan Eski Hamam, Roma hamamının temelleri üzerinde Ramazanoğulları tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından kesin yapım tarihi bilinmemektedir. XV-XVI. yüzyılına tarihlenen hamam 1873 yılında onarılmıştır. Vakıf kayıtlarında hamamın Mahmut Paşa vakıfları arasında ismi geçmektedir.

Halk arasındaki söylentiye göre Şahmeran burada öldürülmüş ve kanı hamamın duvarlarına sıçramıştır. Bu yüzden da “Şahmeran Hamamı” ismi ile de anılmaktadır.

Hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Hamam moloz taştan yapılmış, dikdörtgen planlıdır. Osmanlı hamam mimarisinde dört eyvanlı hamam mimarisi tipindedir. Soyunmalık bölümü kubbe ile örtülü olup, zamanla orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Üzeri kubbeli ılıklıktan geçilen sıcaklık dört eyvanlı, kubbeli olup çevresine 10 ahşap loca yerleştirilmiştir. Hamam günümüzde halen kullanılmaktadır.


Jüstinianus Köprüsü (Baç Köprüsü) 

Adana-Ankara karayolunun Tarsus girişinin kuzeyinde, Berdan (Tarsus) Çayı üzerinde bulunan bu köprüyü MS.VI.yüzyılda Bizans imparatoru Iustinianus (MÖ.527-565) yaptırmıştır. Bundan sonraki dönemlerde onarılmış ve en son olarak da 1978 yılında restore edilmiştir.

Osmanlı döneminde bu köprüden geçiş ücret karşılığı olduğundan, halk arasında Baç Köprüsü ismi ile anılmıştır. Kesme taştan yapılmış olan köprünün ortasında yuvarlak kemerli geniş bir gözü bulunmaktadır.


Ayasofya Kilisesi 

Çarşıbaşı’nda bulunan bu kilisenin St.Paul Katedrali olarak 1102 yılında yapıldığı ileri sürülmüştür. Bazı kaynaklarda Tarsus’ta Orta Çağ’ın ilk yıllarında bir Ayasofya Kilisesi yapıldığından söz edilmektedir. Bu kilisede Papanın elçisi Mainz Piskoposu Konrad Von Wittelsbach 6 Ocak 1198’de I.Leon’u Ermeni kralı olarak ilan ederek taç giydirmiştir. Bunun yanı sıra P.Lucas 1704’te Tarsus’a gelmiş ve Tarsus’taki bir kiliseden söz etmiştir. Bu kilise ile Ayasofya Kilisesi’nin aynı yapı olup olmadığı kesinlik kazanamamıştır.

Günümüze cami olarak gelen bu yapının Roma üslubunda kalın ve yüksek duvarları, iç kısımları geniş, dışa yönelik kısımları oldukça derin pencereleri ve kalın sütunları bulunmaktadır. Yapının bahçesine batısında bulunan ve cephesi oldukça süslü bir kapıdan girilmektedir. Bunun içerisindeki yapı 460 m2’lik bir alanı kaplamaktadır. İbadet mekânı 19.30x17.50 m. ölçüsünde, dikdörtgen planlıdır. Girişin sağ ve solunda birer yarım sütun ve bu sütunların doğrultusunda da mekân ikişer sıra halinde dörder sütunla üç nefe ayrılmıştır. Gri renkte olan bu sütunlar antik çağ yapılarından buraya getirilmiştir. Orta mekânın genişliği 12.60 m. olup, üzeri tonozla örtülmüştür. Orta bölüme ortada İsa olmak üzere doğuda Yuhannes, Matteios; batıda Marcos ve Lucas’ın freskleri yapılmıştır. Kilisenin kuzeybatı köşesine ise çan kulesi yerleştirilmiştir.

Kilise yakın tarihlerde restore edilmiştir.


Rum Ortodoks Kilisesi

Cumhuriyet Mahallesi’nde bulunan Rum Ortadoks Kilisesi Rum cemaati tarafından 1850 yılında yaptırılmıştır.

Kilise dikdörtgen planlı olup, kesme taştandır. Kilisenin batısında üç sivri kemerli girişi bulunmaktadır. Bunun yanında haç şeklinde odalar yer almaktadır. Girişin karşısında, iki yanında ikişer penceresi olan apsis vardır. Apsis yarım kubbesinde günümüze iyi bir durumda gelmiş freskler bulunmaktadır. Kilisenin ortasındaki iç mekânda bulunan freskler kısmen bozulmuştur.

Kilisenin üzeri iki yönlü çatı ile örtülmüştür. Kuzeydoğu köşesine çatının yüksekliğini aşmayacak şekilde dört yuvarlak sütunlu çan kulesi eklenmiştir.


St Paulus Kilisesi 

Aziz Paulus’un adına yaptırılmış olan kilisenin temel kalıntıları, duvarlarından bazı bölümler ile taban mozaikleri bulunmaktadır.

Aziz Paulus Tarsus’ta MS.10 yılında dünyaya gelmiş ve Roma’da 66-67 yılında öldürülmüştür. Yahudiliğin Hıristiyanlığa ulusal bir din niteliği kazandırmak isteyen egemenliğe karşı çıkmıştır. Hıristiyanlığın evrensel bir din olmasına çalışmış, Helenistik Yahudi felsefesini Hıristiyanlık ile birleştirmeyi amaçlamıştır. Şam, Kudüs, Hatay, Kıbrıs, Makedonya ve Yunanistan’a geziler yapmıştır. Bir süre Korent Başpiskoposu olmuştur. Hıristiyanlığın amaçlarını açıklayan mektuplarından 14’ü günümüze kadar gelebilmiştir.

Paulus’a göre Tanrı yoktan var edici ve yaratıcıdır. Tanrı olmadan insanların başarıya ulaşması da söz konusu değildir. İnsana düşünme, yargılama gücünü veren Tanrı’dır.

St Paulus Müzesi’nde MS.I.yüzyıla tarihlenen döşeme mozaikleri geometrik ve bitkisel motifler halindedir. Günümüzde Tarsus Müzesi yönetiminde St.Paulus Müzesi’dir. 


St.PauIus Kuyusu 

St.Paulus MS. 3. yılında Tarsus’ta doğmuş ve babasının mesleği olan çadır bezi dokumacılığı yapmıştır.

Musevi Roma vatandaşı olan Aziz daha sonra İsa’nın Havarisi olmuştur.

Tarsus’ta S.Paulus’un doğduğu ve yaşadığı ev olarak bilinen yapı kalıntısının ortasında bulunan kuyunun suyu, halk arasında şifalı olarak bilinir. 



Eshab-ı Kehf ( Yedi Uyurlar Mağarası ) 

Tarsus’un kuzeybatısında, ilçe merkezine 14 km. uzaklıktaki Dedeler Köyü’nde Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar) Mağarası bulunmaktadır. Yedi Uyurlar’ın öyküsü Anadolu’ya özgü olup, yedi gencin başından geçen mucizevî olaylar anlatılmaktadır. Bu olay Müslüman ve Hıristiyanlar tarafından da kutsal sayılmış, din kitaplarında ve tarihi kaynaklarda da yer almıştır.

Kehf sözcüğü Arapçada büyük mağara anlamındadır. Eshab-ı Kehf ise sözcük olarak mağara dostları anlamına gelmektedir.

Anadolu’da Eshab-ı Kehf’in bulunduğu başka mağaralar da vardır. Bunların başında Diyarbakır Lice ilçesinin 15 km. güneybatısında Derkam Köyü’nde, Efes’te, Elbistan ilçesi yakınlarındaki Afşin’de ve Eskişehir’deki mağaralar gelmektedir. Ayrıca Anadolu dışında İspanya’da; Kurtuba şehri civarında bulunan Cinanu'l verd'de, Şam civarında Belka'da da Eshab-ı Kehf mağaraları olduğu iddia edilmiştir. Ancak, gerçek Eshab-ı Kehf’in Tarsus’ta olduğu konusunda araştırmacıların çoğu birleşmiştir.

Kuran’ın 17.suresinde bu olay kıssa olarak anlatılmaktadır. Çok tanrılı inanışın gücünü yitirdiği dönemlerde bu gençler tek Tanrı’ya inandıklarından eziyet görmüş ve çareyi kaçmakta bulmuşlardır. Kendilerine karşı yapılan baskılara direnerek putperestliğe dönmeyi kabul etmemişlerdir. Bunun üzerine hükümdar Dakyanus’un huzuruna çıkarılmışlar, putperestliğe dönmedikleri takdirde öldürülecekleri söylenmiş ve bunun için de birkaç günlük süre verilmiştir. Gençler kraldan ve putperest toplumdan, onların sapkınlıklarından kaçarak bir mağaraya sığınmış ve 309 sene orada uyumuş ve sonra da uyanmışlardır. Ancak bu olayın nerede ve hangi devirde geçtiği konusunda bilimsel veri bulunmamaktadır.

Yemlihâ, Mekselinâ, Mislinâ, Mernuş, Debernuş, Şâzenuş, Kefeştatayyuş isimli gençler ve köpekleri Kıtmîr ile birlikte uyandıklarında aradan geçen sürenin farkında değillerdir. Acıktıklarından içlerinden birini yiyecek almak üzere şehre göndermişlerdir. Çarşıda 300 yıl önceki parayı vererek alış veriş eden gencin define bulduğu sanılmış ve tutuklanmıştır. Bundan sonra zamanın hükümdarı tarafından sorgulanmış ve başlarından geçenleri anlatmıştır. Bunun üzerine mağaraya gelenler içeride altı kişinin namaz kıldığını görmüşler ancak, gelenlerin mağaraya girmesiyle, Yedi Uyurlar’ın hepsi birden görünmez olmuştur. Mağarada yedi yavru kuşun bulunduğu kuş yuvasından başka bir şey yokmuş. Bu nedenle de mağara, halk arasında Yedi Uyurlar Mağarası olarak isimlendirilmiştir.

Tarsus’taki Eshab-ı Kehf Mağarası Müslümanlar ve Hıristiyanlar tarafından kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilmiştir. Mağara, kayalar içerisine oyulmuş, içerisine 15-20 basamaklı bir merdivenle inilmektedir. Mağara 300 m2 büyüklüğünde ve 10 m. yüksekliğindedir. İçerisinde üç ayrı bölüm bulunmaktadır. Kayalık olan bölümlerden birindeki kaya kütlesi bir deveye benzetilmektedir.

Sultan Abdülaziz 1873 yılında bu mağaranın yanına bir cami ile üç şerefeli minare eklemiştir.


Astım (Dilek) Mağarası 

Tarsus ilçesinde jeolojik çöküntü alanının 300 m. güneybatısında Astım Mağarası bulunmaktadır.

Mağaranın uzunluğu 200 m.’yi bulan galeri şeklindedir. İçerisinde değişik şekiller gösteren ve oldukça büyük boyutta sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Mağaranın sıcaklık ortalaması 15 Co olup, nem oranı da yaz aylarında % 85, kış aylarında ise % 95’e ulaşmaktadır.

Mağaranın astım hastalığına iyi geldiğine inanılmış, ayrıca içerisinde de dilek tutulması yaygın bir inançtır. Bu yüzden mağaraya astım hastaları ile dilek tutmak isteyenler ziyarete gelmektedir.

Günümüzde mağaranın içerisine helezonik şekilde bir merdivenle inilmektedir. İçerisi yerel belediye tarafından aydınlatılmıştır.

Mağara dışındaki Roma dönemine ait büyük blok taşlardan yapılmış duvar kalıntıları o dönemde mağara çevresinde bir yerleşim olduğuna da işaret etmektedir.


Tarsus Şelalesi 

Tarsus ilçesinin kuzeyinde Berdan (Kydnos) Çayı üzerindeki şelale, Berdan Nehri’nin 4-5 m. yükseklikten dökülmesi ile meydana gelmiştir. Şelalenin bulunduğu alan jeolojik olarak konalemera yapısına sahip olduğundan buradaki kayalar kolayca oyulmaktadır.

Roma döneminde şelalenin bulunduğu alan mezarlık olarak kullanılmıştır. Bu mezarlar nehrin zaman zaman alçalan suları sırasında ortaya çıkmış ve çoğu da tahrip olmuştur.

Romalılar döneminde çay kentin ortasından geçmekte, şelalenin bulunduğu alan ise nekropol (mezarlık) olarak kullanılmaktaydı. Buradaki doğal konglomera yapısı, birçok yerde oyularak kaya mezarları haline getirilmişti. Ancak 6. yüzyılda Bizans imparatoru Justinianus zamanında akarsu yatağının değiştirilmesi ile mezarların bulunduğu alan su altında kalmıştır. Suların yaz aylarında azaldığı dönemlerde şelalenin altındaki mezarlar görülebilmektedir.
 

Yayın Tarihi : 17 Kasım 2004 Çarşamba 14:15:44
Güncelleme :18 Eylül 2008 Perşembe 12:23:04

Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?