21
Şubat
2026
Cumartesi
ORDU

Başkandan Ordululara çağrı

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Ordu İl Başkanı Av. Oktay Çanak, 29 Mart'ta yapılacak yerel seçimlere parti olarak hazır olduklarını ve parti tabanında hiç bir kopukluk olmadığını belirterek, "Ordu'nun geleceği açısından bu seçimi kazanmak istiyoruz. Hemşehrilerimiz kamuoyundaki dedikodulara itibar etmesinler" dedi.


Parti binasında düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulunan Av. Oktay Çanak, Ordu Belediye Başkan Adayı olan A. Bahar Çebi'nin adaylığının açıklanmasının ardından Ordululardan büyük ilgi ve teveccüh gördüğünü, bu tablodan güç alarak seçimlere sıkı hazırlandıklarını belirtti. Belediye Başkan Adayları A.Bahar Çebi'nin Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Endüstri Mühendisliğini bitirmiş, nitelikli ve kendini yetiştirmiş, Ordu'da yaşamayı tercih ederek bu memlekete hizmet etmeyi seçmiş bir isim olduğuna dikkat çeken Çanak, "Biz nitelikli bir adaya sahip olduğumuza inanıyoruz. Biz bu seçimde Başbakanımızın dediği gibi 'kazanan AK Parti olmasın, Türk insanı, Türk milleti' olsun sözünden yola çıkarak, kazanan AK Parti'den ziyade Ordu halkının, Ordu şehrinin olmasını istiyoruz. Şunu kabul etmek gerekirse iktidar partisiyle bütünleşen bir yerel yönetim anlayışı mutlak surette Ordu insanına, Ordu şehrine fayda getirir. Bu fayda yerelde yaşayan insanların yaşam kalitesini yükseltir. Bunu sağlarsak kazanan Ordu halkı iktidar fırsatından, iktidar nimetinden faydalanacaktır" diye konuştu.


"DEDİKODULARA İTİBAR ETMEYİN"
Adaylarının belirlenmesinden sonra kamuoyunda parti tabanını bölmek için bazı dedikodular ortaya atıldığını hatırlatan Av. Oktay Çanak, Orduluların bu tür dedikodulara itibar etmemelerini istedi. Çanak, şöyle konuştu: "Kamuoyunda AK Parti tabanını bölmek isteyen bir takım söylemler, ifadeler olabilir. Bunların hiç birine itibar etmeyin. Daha önceki seçimlerde yapılmak istenen küçük dedikodularla AK Parti'nin bütünlüğü bozulmak istenmektedir. AK Parti her yönüyle, inançlarıyla, ilkeleriyle kendi sahip olduğu değerleriyle bunlara fırsat vermeyecek kadar güçlü bir partidir. Biz tüm dinamiklerimizle kendi içimizde birlik ve beraberliği sağladık. 29 Mart'a kadar bunlara asla fırsat vermeyeceğiz. Orduluları küçük dedikodularla yanlış yerlere sürüklenmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Çünkü biz kazanmak istiyoruz. Çünkü Ordu'da yaşıyor, Ordu'da nefes alıyoruz. Seçim sonunda tüm insanlarımızla Ordu'nun gerçek hak ettiği yerlere gelmesini istiyoruz."


"BAŞBAKANIMIZLA ÖĞÜNÜYORUZ"
Çanak, Dünya Ekonomik Forum'un da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın tavrını da değerlendirerek, "Gerçekten Türk insanı açısından gurur verici bir andı. Tarihi bir rest anıydı. Sayın Başbakanımız tüm Müslüman aleminin ve Türk milletinin duygu ve düşüncesine tercüman oldu. Biz kendisiyle gurur duyuyoruz. Biliyoruz ki, bir partiye genel başkanı olmak çok farklı bir şey ama bir millete liderlik yapmak daha çok farklı bir olaydır. Kendisiyle öğünüyor, gurur duyuyoruz" şeklinde konuştu.

iha
Yayın Tarihi : 30 Ocak 2009 Cuma 16:21:44


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Tarkan Deniz IP: 81.215.159.xxx Tarih : 30.01.2009 22:50:55

İşsizlik yani istihdam sorunu, eğitim, sağlık, çevre, sosyal alanlar,barınma, can ve mal güvenliği, alt ve üst yapı, yatırımlar, tesisleşme, kültür, turizm, enerji, ulaşım, taşımacılık, kotalar, vergiler kısaca daha pekçok gündem ve sorun var ve odaklanmak gerekir düşüncesindeyim.Şuan ne kadar işsiz var, kayıt dışı ne zaman kayıt altına alınır, günde kapanan firma ve günde işten çıkarılan çalışan sayısı bunlar açık konuşulmalı ve bu siyaset malzemesi değil bizzat hayatın gerçeği herkes mağdur oluyor. Yoksa ABD'de emlak sektöründe yananan bir kriz benim ülkede ki insanları etkiliyor, benim ülkemde ki insanlar şirket kapatmak yada işsiz kalmak durumunda kalıyor ise ve bazı ülkeler üzerlerinde oturduları petroldan nemalanarak saltanat yaşıyor ise doğrusu burada iyi analiz etmek gerekir doğrusunu ve eğrisini. “NINJA (No Income, No Job, no Asset) krediler” olarak tabir edilen düşük kaliteli krediler hızla büyüdü. ABD de emlak krizi hikayesi var bunu öğrendiğinizde işte dünya krizi bundan dolayı mı patlak verdi diye güleceksiniz. Bir Çöküşün Hikayesi… 2001’de Ev’in değeri 100 bin dolardı. 20 bin peşin, 80 bin dolar ipotek kredisi (mortgage) ile alınmıştı. 2004’de yapılan yeni bir ekspertiz ile Ev’in değeri 150 bin dolara çıktı. 2. ipotek ile bankada 50 bin dolar kredi alındı ve Otomobil yenilendi. 2005’de bir ekspertiz daha yapıldı ve Ev’in değeri 180 bin dolar olarak belirendi, 3. ipotek alındı ve mobilyalar yenilendi. 2006’ya gelindiğinde artık herkes (şahıslar, emlakçı, banka vs.) Evin değerini 180 bin dolar olarak kabul ediyor ve buna göre hareket ediyordu. Ancak 2007’de bir gün aynı mahallede benzer bir Ev satışa çıktı. Ama kimse 180 bin dolar ödemek istemedi. ve balon patladı. Öyle ki, ‘ev’in satış fiyatı başlangıçtaki 100 bin $’ın altına (70 bin $’a) geriledi. Ev’i için 80 bin $ ipoteğe giren ev sahibi de, haliyle ödeme yapmak istemedi. Alacaklarını tahsil edemeyen bankalar, borçlarını ödeyecek kaynak bulamayınca mali sistem durdu. Bankalar birbirine bile borç vermeyince Likidite Krizi başladı. “Türev ürünlerinin yaygınlaşması ile kötü niyetli cin artık şişeden çıkmıştır. Bu ürünlerin ‘zehirli’ olduğu bir krizle belirgin hale gelinceye kadar, türleri ve toplam işlem hacmi artmaya devam edecektir” Warren Buffet, 2002 “Aç doyar, açgözlü doymaz.” Türk Atasözü İşte krizin 20 nedeni: 1. ÇİN: Çin yuanı düşük tuttu, döviz rezervi artınca Batı`ya borç verdi. Bu nedenle faiz oranları düştü, emlak balonu büyüdü. 2. LİKİDİTE BALONU: Batılı ekonomilere ucuz para aktı. 2000`lerin başında ticaret fazlaları arttı. 3. KÂR ARAYIŞLARI: Düşük faiz ve bol para yatırımcıları riskli varlıklara yöneltti. Talep, fiyatları baskı altına aldı. Sub-prime kredileri dönmedi, piyasa yıkıcı sonuç riskini keşfetti. 4. SUB-PRIME KREDİLER: Paranın bollaştı, düşük gelirliler ödeyemeyecekleri borçların altına girdi. Krizin ana nedeni olarak gösterilen bu durum aslında buzdağının su üzerindeki parçasıydı. 5. BORÇLU SATIN ALMALAR: Ucuz para dünya genelinde borçlu satın almaları yaygınlaştırdı. Bankalar sahip oldukları mevduattan daha fazla borçlandı. 6. KURMAK VE DAĞITMAK: Yüksek getirili yatırım çılgınlığı bankaları mortgage alanında menkul kıymet varlıkları üretmeye ve bunları yatırımcıları satmaya yöneltti. Ancak bankalara güven çökünce kimse borcun nerede olduğunu bulamadı. Bu durum piyasalara müdahalelerin başlamasına neden oldu. 7. ALAN GREENSPAN: Greenspan piyasalar çöktükçe faiz indirimini kullanarak balonu iyice şişirdi. Şimdi piyasaların güvenini sağlayabilmek için çok daha büyük faiz indirimleri gerekiyor. 8. DEMOKRATLAR: Demokrat Başkan Bill Clinton, ticari ve yatırım bankacılığının ayrılmasını sağlayan Glass-Steagal yasasının iptaline onay verdi. Demokratlar Fannie Mae ve Freddie Mac`te reformu da engelledi. 9. CUMHURİYETÇİLER: Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz`in 3 trilyon dolarlık savaş olarak tanımladığı Bush`un Irak macerası ABD ekonomisini çökertti. Borçlar hızla arttı. 10. DÜZENLEYİCİLER: ABD, İngiltere ve İzlanda gibi ülkelerde finans sektöründeki aşırılıkları dizginlemekte başarısız sonuçlar alındı. Finans merkezleri arasındaki rekabet de buna eklendi ve düzenleyicilerin etkisi sınırlı kaldı. 11. KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI: Düzenleyiciler karmaşık yatırımcılara verilen kredilerin kalitesi konusundaki kararları Standard & Poors ve Moody`s gibi kuruluşlara bıraktılar. Ancak riskli kredilere yüksek notlar verildi. 12. MALİ HİZMETLER DAİRESİ (FSA): İngiltere`nin finans sektöründeki ana düzenleyici kuruluşu şu anda bankalar arasındaki bütün ilişkilere müdahil oluyor. Ancak bunu yapmadığı için Northern Rock`ın batmasını engelleyememişti. 13. AÇGÖZLÜ BANKACILAR: Birçok bankacı kısa vadeli piyasa spekülasyonlarıyla milyonlarca dolar kazandı. İşlemcilerin yönetim kurullarındaki patronları onların kumar oynamalarına izin verdi. 14. TÜKETİCİLER: İşlemcileri, banka patronlarını ve denetleyicileri suçlamak kolay ancak kimse tüketicileri çok yüksek faizlerle ev almaya, Karayipler`de lüks tatil yapmaya ya da lüks ürünler almaya zorlamadı. 15. MARGARET THATCHER: Piyasa ekonomisinin ateşli savunucularından Thatcher, İngiltere`de mortgage piyasası üzerindeki sınırlamaları hafifletip, insanların ev sahibi olma tutkusunu körükledi. 16. SÜBJEKTİF RİSK: Güçlü konumlarda bulunanların verdikleri yanlış kararlar sistematik risk rehlikesini daha da büyüttü. 17. GORDON BROWN: İngiltere tarihindeki en büyük emlak patlaması onun döneminde gerçekleşti. Ancak artan bütçe açığının da etkisiyle yanlış kararlar aldı. Tony Blair de bunları seyretti. 18. HESAPLAMA SİSTEMİ: Düzenli kâr-zarar hesabına dayalı muhasebe sisteminin şirketlere açıklık getirmesi amaçlanıyordu. Ancak bankaların çoğu varlığı için piyasa olmaması bankaları yoğun bir şekilde zarar yazmaya itti. Bu da onlara duyulan güveni azalttı. 19. BASEL 2: Basel 2 banka sermayesi kuralları bankaların yeterli miktarda likiditeye sahip olmaları konusunda gerekli etkiyi yaratmadı. Northern Rock ve Bradford& Bingley sermayeye ilişkin koşulları karşılamışlardı ancak bu tasarruf sahiplerinin paniğini önlemeye yetmedi. 20. EMLAK KOMİSYONCULARI: Onlar sadece işlerini yapıyordu. Ev sattılar ve kimse onları sevmedi.