Bu aralar türkülere takılıyorum. Okunmasam da sayfaları karıştırırken mutlaka imzamın altındaki başlıkları görüyorsunuzdur!...
Yazar - okur olmayanlar ile gözleri görmeyenlere değildir bu sözüm.
Bundan üç hafta önce "Fındık dalda tekleme" ile başladım türküme. O yazıma inanın çok tepki geldi.
"Hangi tekleme kardeşim. Çotanaklar bu sene 5'li. Hatta 7'li" bile dediler.
Desinler!...
Ula kardeşim, benim meramım o değildi ki. Ben başka bişileri yazmak istedim. Yazar - okur olanlar yazımdan bu sonucu çıkarmışlar!...
Bir de bakar körler!...
"Fındık dalda tekleme" başlıklı yazımda vermek istediğim mesajı size söyleyeyim... Sakına üçüncü şahıslara söylemeyin!.
Yoksa hapı yutarsınız!...
"Fındık dalda tekleme" derkem, Avrupa'nın alın teri içen kapitalistleri ile yerli işbirlikçilerinin bu yıl fındık rekoltesinin düşük olacağı sonucunu çıkarmaları içindi.
Rekolte düşük zannederlerse, belki fiyat verirler. O zaman da çoluk çocuğunuzun kursağına bir kaşık çorba ile bir dilim ekmek girer!...
Belki okula bile gidebilirler!...
Peki, bana gelen tepkiye ne diyelim?...
Benim üslubum, sivrisinek misali mesaj vermekti. İlla tutup, çift davullu zurna ile mi bazı şeyleri anlatayım?...
Elçiye zeval olmaz fakat bu sefer de o kesimler uyanır. (Siz bakmayın böyle yazdığıma. Onlar hangi taşın altında ne kurtlar yatıyor, bizden iyi
biliyorlar.)
Israrla yineliyorum. Fındık dalda tekleme.
Tekleme ula tekleme.
* * *
Geçen hafta ne yazdığımı hatırlamak için 10 dakika düşünmek zorunda kaldım.
Sabah kahvaltısında pancar turşusu kızartması. Öğlen yemeğinde pancar çorbası ile ayran doğraması.
Akşam yemeği yaklaştıkça ben dua ediyorum. Ediyorum ediyorum, üstüne de iki rekat namaz kılıyorum.
"Yarabbi, inşallah akşam menümde başka bişi yerim" diyorum.
Hanıma sormuyorum ki, bana bir azar patlatmasın. "Gözü kör olasıca, et getirdin de Hoca Nasreddin gibi 'kedi yedi' mi dedim?... Ne varsa onu zıkkımlanacaksın." demesin!...
Çok şükür, o kadar beynim çalışır!...
Nihayet akşam yemeği de önüme sürüldü.
Bu sefer, hem sabah kahvaltısından artan pancar turşusu kızartması ile öğlen yemeğinden kalan pancar çorbasına kaşık salladım.
Yalandan yere de hanıma çıkıştım. O azarlamadan ben gardımı alayım dedim.
"Yahu, nerede kaldı benim ayran doğramam."
Hemen cevabı yapıştırdı. "Zıkkımlan. Olanları sofraya getirdim." dedi.
Sus pus oldum. Güzelce kendime bir ziyafet daha çektim. Haftanın yedi günü böyle geçer bizim evde.
Aslını sorarsanız, ayın 30 günü de böyle. Söylemesi ayıp, yılın 365 günü de!...
Bu şekilde beslenen bir insanın geçen haftaki yazıyı hatırlaması mümkün mü?...
Sonunda gazeteye bakmak zorunda kaldım. Bir de ne göreyim. Yine bir türkü başlığı.
"Unutursun Mihribanım."
Ula sanki bu türkü bana yakılmış.
Unutmuşum!...
* * *
Bu hafta da alın yine size bir türkü başlığı. Başlık değil, başlıktan sonra gelen ilk mısrası.
Başlık şöyleydi galiba. "Benim yarim kara topraktır." Devamı şöyleydi.
"Dost dost diye nicesine sarıldım. Benim yarim kara topraktır.
Beyhude dolandım, boşa yoruldum. Benim yarim kara topraktır."
Aşık Veysel Şatıroğlu, halk ozanı bu dizeleri döktürmüş. Gözleri görmediği halde, gönlünden kopanı dizelere döktürmüş, bağlaması ile bizlere ulaştırmış.
Ölümünde ben Perşembe Ortaokulu'nda okuyordum. O zaman Perşembe Öğretmen Okulu'nda okuyan bir arkadaşım akşam eve geldiğinde şöyle demişti.
"Hocamız sınıfta ağladı."
Meğer o gün Aşık Veysel ölmüş!... Aslına bakarsanız bedeni durmuş.
Dünya görüşü, aydınlığı tüm ülkeye ışık saçıyor.
Hocanın sınıfta ağlamasını ben o zaman anlamamıştım. Çocuk yaştaydım.
Yaşlandıkça Veysel'i daha iyi anlıyorum.
Dost diye sarıldıklarımızın, daha sonra "iyi gün dostu" olduklarına hepimiz mutlaka tanık olmuşuzdur!...
Kimsenin aklına getirmediği bir yer var. "Kara toprak."
Herkes oraya eninde sonunda gidecek mutlak.
* * *
Bu türkü faslını burada bitirirken, nacizane anlatmak istediğim şudur.
Biliyorum, sizler benden akıllısınız. Ama ben yine de parcar çorbasından aldığım feyz ile şunu söylemek isterim.
Sermayenin karnı doysa bile gözü bir türlü doymuyor. "Hep bana, Rabbana."
diye durmadan dua ediyor!...
Avrupalı fındık ithalatçıları böyle, Türk ihracatçısı da.
Ne olur, azıcık da emekçiyi düşünün, işsizi düşünün, gençleri düşünün, son günlerini yaşayan yaşlıları düşünün!...
Biliyorum, düşünmezler, düşünmeyecekler!...
O zaman bizler kendimizi düşünerek hakkımızı almaya çalışacağız.
Mücadele ederek, karşı koyarak.
Diğer yandan, varlıklı insanların topluma faydalı olan işlere el uzatmaları için dua ediyorum.
Okumak isteyen gençlere, kimsesiz ve imkanı olmayan yaşlı ninelere, okulunda oturacak sırası olmayan öğrencilere.
Unutmayın...
Kara toprak!...
Feyzi Yazıcı
Yayın Tarihi :
3 Ağustos 2006 Perşembe 11:12:30