Dışişleri eski Bakanı, AB Uyum Komisyonu Başkanı ve AKP Düzce Milletvekili Yaşar Yakış, AB yolunda feveran koparanlara seslenerek, uluslararası ilişkilerde diretmenin mümkün olmadığını ve Kıbrıs konusunda da taviz verilmediğini söyledi.
Yakış, dış politikanın sokakların sesiyle yürütülemeyeceğini ve AB ile anlaşılamazsa da hiçbir şey olmayacağını kaydetti. AB konusunda Türkiye'nin niyetinin evlilik olduğunu ifade eden Yakış, Leyla Zana'nın Avrupa başkentlerinde verdiği ilan konusunda ise, "Kürtlerin ilan verme özgürlüğü vardır; ancak üniter yapıdaki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bölme hakkı yoktur" dedi.
Samsun'da Değişim Sahnesi'nde, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği'nin (OMÜ-DER) düzenlediği "AB Yolunda Yaşadıklarımız" konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Yaşar Yakış, 17 Aralık'a kadar geçen 41 yıllık AB sürecinin son 2 yılının başarılı olduğunu dile getirdi. Yakış, 3 Ekim 2005 için müzakere tarihi alınırken, Kıbrıs konusunda taviz verilmediğini ve Türkiye'nin yeni aday olmuş ülkelerin 1963 Ankara Protokolü'nden yararlanmasıyla ilgili anlaşmayı istediği şartlar oluşmadan 3 Ekim'den önce imzalamayacağını belirtti. Müzakerelerin yeni üye olacak bütün ülkeler için ucunun açık olarak verildiğini ve bu tabirin de doğru olduğunu dile getiren Yakış, "Müzakerelerde asıl hedef tam üyeliktir. Biz yarım üyeliği kabul etmiyoruz. İki gencin nişanlanmasıyla başlayan süreç evlilikle bitmeyebilir. Bizim niyetimiz evlenmektir. Ancak evlilik garanti midir? Değildir. Peki, biz şartları kabul edeceğiz, anlaşamazsak ne olacak? Hiçbir şey olmayacak. Türkiye'nin bütün olumsuzlukları ortadan kalkmış olacak. Bakalım 5-10-15 yıl sonra Türkiye AB'yi cazip bulacak mı? Belki değişen dünya şartlarıyla birlikte AB cazip olmaktan çıkacak. Daha neyin ne olacağı belli değilken, ortalıkta feveran koparmanın anlamı yoktur" diye konuştu.
Türkiye'nin büyüklüğünün AB'de tereddüt oluşturmasından dolayı serbest dolaşım konusunda ülkelerin birbirine sınırlama koyabileceğini de dile getiren Yakış, bunun da bütün ülkelerle ilgili olduğunu kaydetti. Yakış, "Danimarka, Alman sınırına yakın yerlerde Almanların 1'den fazla mülk edinmesini engellemiştir. Malta, 'Hiçbir Avrupa ülkesi Malta'dan 1'den fazla mülk edinemez' demiştir. Daimi önlem alma fikri AB'de zaten mevcut. Biz razı olursak serbest dolaşım konusundaki önlemleri geçerli olacak" şeklinde konuştu. Dış politikanın sokakların sesiyle yürütülemeyeceğini, bazen sokakların önüne geçmek gerektiğini kaydeden Yakış, hükümetin Kıbrıs'la ilgili Annan Planı ve 17 Aralık konusunda sokakların önüne geçtiğini vurguladı. Yakış, "Olumlu-olumsuz yorum yapanlar Temel fıkrasındaki gibi hareket ediyor. Temel'e 'Bu denizlerdeki balık sayısını nasıl arttırırız?' diye sormuşlar. Temel, denizlerin suyunun ısınmasıyla artacağını söylemiş. Denizlerin suyunu nasıl ısıtacaklarını sorduklarında ise, 'Ben fikir veririm, onu da siz bulun' demiş. Konuşunca çözümü de söyleyeceksin. Ancak, gelinen noktada AB'nin görevi Rum kesiminden kaynaklanan problemi halletmektir" açıklamasını yaptı.
"İLAN HAKLARI VAR; BÖLME HAKLARI YOK"
Leyla Zana ve yandaşlarının Avrupa başkentlerinde ilan vermesiyle ilgili soruya, "Türkiye'nin üniter devlet yapısı vardır. Bu yapıdan herkes eşit bir şekilde yararlanmaktadır. Meclisimizde çok sayıda Kürt milletvekilimiz vardır. Her merciye gelebilmektedirler. Biz ayrım yapmadan Kürtlerin de ayrım yapmaya hakkı yoktur. Kürtlerin ilan vermesi ve isteklerde bulunması Isparta veya Tokatlı vatandaşlarımızın ilan vererek istekte bulunması gibidir. İlan verme hakları vardır; ancak devleti bölme, parçalama hakları yoktur" diye cevap veren Yaşar Yakış, herkesi birliğe davet etti. Yakış, Türkiye'nin Ortadoğu politikalarının AB'ye etkisi, AB sürecinde tarım, Fırat-Dicle nehirleri üzerinde AB'nin etkisi ve Türkiye'nin AB'ye katkısının ne olacağı şeklindeki soruları ise şöyle cevapladı:
"Türkiye'nin, Büyük Ortadoğu Projesi, Kafkaslar ve Filistin'deki rolü gibi konuları AB'nin alternatifi gibi düşünmemek gerekir. Biz Rusya'yla ne kadar iyi olursak AB ile ilişkilerimiz o kadar artar. İngiltere AB üyesi; ama Rusya'yla ilişkileri çok iyi. Elbette ABD'nin Ortadoğu emelleriyle AB'nin çıkarları arasında çatışma vardır. Türkiye ise 'Benim çıkarlarım ne?' sorusunun cevabını aramalıdır. Karar verildikten sonra Türkiye 29 AB üyesiyle çıkarlarını paylaşacaktır. Türkiye'nin kararı doğruysa 29 ülke meyleder. AB sürecinde en sorunlu alanımız tarımdır. Tarım konusu bütün AB müktesebatının yüzde 40'lık kısmını teşkil ediyor. Zorluk çekeceğiz. Biz, AB fonlarından destek bekliyoruz. Destek vermezlerse, bizden istenenleri yapabilirsek yaparız, yapamazsak yapamayız. 'İlle de AB'ye gireceğiz' diye bir kural yok. AB olmasa dahi 2015 yılında tarımdaki bütün desteklerin kaldırılması planı var. O zaman biz avantajlı hale geleceğiz. Zira, desteksiz hiçbir Avrupa ülkesi tarım konusunda ayakta kalamaz. Türkiye ayakta kalır. Fırat-Dicle konusunda Yunanistan'ın etkisi mevzu bahis değildir. Biz Dicle ve Fırat'ın suyunu Suriye ve Irak'la paylaşırız. Türkiye AB'ye üye olursa o zaman AB ülkeleri suyun nasıl kullanıldığını sorabilir. Ancak, AB'ye üye olmakla sularımız onların kaynağı olmaz. Biz nasıl üye olduğumuzda Almanya'daki kömür madenlerinin nasıl kullanıldığını sorabileceksek, onlar da Fırat ve Dicle'ye karışır. AB politikası olduğu boyutta karışabilir. Yani rasyonel kullanımı AB nezdinde tartışılır; ama AB'nin sular üzerinde hükümranlık hakkı oluşmaz. Türkiye'nin AB'ye çok katkısı olacak. Ülkemiz stratejik bir yerde. AB'ye gidecek enerji kaynaklarının, ulaşım yollarının geçtiği noktadayız. Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin sıcak denizlere ulaşması Türkiye'den geçer. Şu andaki AB ülkelerinin askeri gücü yok. Bizimle güçlü bir askeri yapıya kavuşacaklar. Bizim sayemizde AB Hristiyan Kulübü olmadığını gösterecek. Türkiye'nin nüfusu çok genç. 0-15 yaş arası nüfus AB ülkelerinde toplam nüfusun yüzde 15'ini oluştururken, Türkiye'de bu oran yüzde 30'dur. 2010'dan itibaren 3-4 milyon genç işçiye ihtiyaç olacak. Bunu sağlayabilecek tek ülke Türkiye'dir"