Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Türkiye'nin risk priminin 2008 yılının ikinci çeyreğinde diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha fazla arttığını, fakat son dönemde bir düzelme yaşandığı söyledi.
Yeni Türk Lirası'ndan Türk Lirası'na geçiş sürecinde herkesin yürütülen kampanyaya destek vermesini isteyen Yılmaz, enflasyon üzerinde önemli etkileri bulunan kuruşa sahip çıkılmasını istedi.
Yılmaz, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO), Dünya Gazetesi ve Merkez Bankası tarafından ortaklaşa düzenlenen "Para Politikaları" konulu konferansta Türkiye ve dünya ekonomisinde gelişmeleri değerlendirdi. Geçen yılın ortalarında küresel finans piyasalarında ortaya çıkan belirsizliklerin devam ettiğini belirten Yılmaz, risk algılamalarında belirginleşen bozulma eğiliminin yatırımcıların risk almaktan kaçınmasına neden olduğunu kaydetti. ABD'de reel sektör güven endeksinin 2007 yılının ortalarından
itibaren gerileyerek 2001 yılından bu yana en düşük seviyesine indiğini dile getiren Yılmaz, "Çalkantının birinci yılını tamamlamış bulunuyoruz. Söz konusu krizin neresindeyiz? diye sorduğumuzda, bence krizin ortasındayız. Mali sektörle ilgili önemli miktarda zararlar oldu ama bunun sonuna gelmiş gibi görünmüyoruz. Bunun reel ekonomi üzerine de yansımaları olacak. Önümüzdeki dönemde bu yansımaları hep birlikte göreceğiz. Ekonomik hayat tek bir çizgide ilerlemiyor. Son dönemdeki oynaklığın boyutları bir
hayli yükselmiş durumda. Bu durum da bize gösteriyor ki, geçmiş ve önümüzdeki dönemde dünya ekonomisinin izleyeceği yönle ilgili olarak yatırımcının kafası bir hayli karışık. Son bir aylık dönemde gözlenen kısmi toparlanma eğilimine rağmen risk algılamalarında olumsuz seyir devam etmektedir" dedi.
"SON DÖNEMDE TÜRK EKONOMİSİNE İLİŞKİN RİSK GÖSTERGELERİNDE DÜZELME YAŞANIYOR"
Yılmaz, Türkiye ekonomisine ilişkin risk göstergelere bakıldığında, Türkiye'nin risk priminin 2008 yılının ikinci çeyreğinde diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha fazla arttığını, fakat son dönemde Türkiye'ye ilişkin risk göstergelerinde düzelme yaşandığı söyledi. Türkiye'nin finansal sisteminde ABD'deki gibi bir istikrar problemi yaşanmadığını dile getiren Yılmaz, "ABD Merkez Bankası'nın politika faizleriyle ilgili aldığı kararların asıl amacı ne enflasyon ne de ekonomik büyümedir. ABD, şu anda bizim
2001 yılında yaşadığımız kriz gibi, mali sistemin ayakta kalıp kalmaması, çöküşün olup olmaması sorunuyla mücadele ediyor. ABD Merkez Bankası'nın ana hedefi finansal istikrarı sağlamaktır. Maliyetleri düşürmek, ekonomik büyümeye katkı sağlamak. Asıl çıkış noktası finansal istikrarın yüz yüze olduğu sorunu bertaraf etmek ve sistemi ayakta tutmak. Bizim Allah'a şükür böyle sorunumuz yok. 2001'de biz bu krizi yaşadık ve mali bir yükle bertaraf ettik. Sistemimizde finansal istikrar sorunu yok" diye konuştu.
"EKONOMİK İSTİKRAR OLMADAN SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME SAĞLANAMAZ"
Yüksek enflasyonun olduğu bir ekonomide ekonomik istikrarın da olamayacağını vurgulayan Yılmaz, ekonomik istikrar olmadan sürdürülebilir büyümenin de sağlanamayacağına işaret ederek şöyle konuştu:
"Geçmişte bunun örnekleri yaşanmıştır. 1980'li yıllarda ve 1990'lı yılların ikinci yarısında yüksek enflasyon pahasına hızlı bir büyüme gerçekleşmiş, ancak bu durum geçici olmuştur. 2002-2007 yılları arasında bir yandan enflasyonda düşüş sağlanırken aynı zamanda yüksek büyüme oranlarına ulaşılmıştır. Son dönemde enflasyondaki düşüş sürecinin kesintiye uğraması ve ekonomik büyümede yavaşlama, fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme yolunda alınması gereken mesafe olduğunu göstermektedir. Fiyat
istikrarının göreli olarak sağlandığı 2002-2007 arası dönemde reel ekonomide önemli başarılar elde edilmiştir. Bu dönemde yatırımlar hızlanmış, sanayi üretim artmış, kapasite kullanım oranı yükselmiş, tarım dışı istihdam artmış, toplam ihracat, hem değer, hem de miktar olarak yüksek oranda büyümüş, Türkiye'nin dünya ihracatı içindeki payı artmıştır. Türkiye'nin fiyat istikrarı konusunda aldığı mesafe, ülkemizin enflasyon sıralamasındaki yerini de iyileştirmiştir. 1997-2003 arası dönemde dünyada en
yüksek enflasyon oranına sahip 10 ülkeden biri iken, 2006 yılında 26. sıraya gerilemiştir. 2007 yılında ortaya çıkan dışsal şoklara rağmen 2008 yılının Haziran ayında 52. sırada yer almıştır."
"DÖVİZ KURU HAREKETLERİ VE RİSK ALGILAMALARINDAKİ BOZULMA ENFLASYON BEKLENTİLERİNİ OLUMSUZ ETKİLEDİ"
Uzun süredir devam eden arz yönlü şokların enflasyondaki düşüşü geciktirdiğini, bununla birlikte petrol fiyatlarının Temmuz Enflasyon Raporu'ndaki varsayımların belirgin olarak altında seyretmesi ve diğer emtia fiyatlarının da düşüş eğiliminde olmasının ise enflasyonu yakın dönemde olumlu etkileyeceğini vurgulayan Yılmaz,
"Bu çerçevede, enflasyonun kademeli bir düşüş eğilimine gireceği öngörülmektedir. Mayıs ayından itibaren gerçekleştirilen parasal sıkılaştırma sonrasında kısa vadeli faizlerin mevcut seviyesi enflasyondaki düşüşü desteklemektedir. Enflasyon beklentileri incelendiğinde, son dönemde gözlenen bozulma eğilimi fiyatlama davranışlarına ilişkin riskleri artırmıştır. Gıda ve enerji fiyatlarındaki birikimli artışlar bir yandan enflasyondaki düşüşü geciktirirken diğer yandan beklentilerdeki iyileşmeyi
engellemiştir. Ayrıca, özellikle yılın ikinci çeyreğinde döviz kuru hareketleri ve risk algılamasındaki bozulma da enflasyon beklentilerini olumsuz yönde etkilemiştir. Son dönemde beklentilerde ortaya çıkan kötüleşmenin, parasal sıkılaştırmanın etkisiyle durduğu gözlenmektedir" şeklinde konuştu.nla mücadele ediyor. ABD Merkez
"YÜKSEK KÜRESEL BELİRSİZLİK ORTAMINDA TEMKİNLİ HAREKET ETMELİYİZ"
"Merkez Bankası'nın bundan sonraki dönemde alacağı faiz kararlarının, küresel piyasalardaki gelişmelere, dış talebe, maliye politikası uygulamalarına ve orta vadeli enflasyon görünümünü etkileyen diğer unsurlara bağlı olacaktır" diyen Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bir önceki toplantısında parasal sıkılaştırma eğilimine son veren Para Politikası Kurulu, verilere duyarlılığın bir yansıması olarak Eylül ayından itibaren ölçülü bir faiz indirimi de dahil olmak üzere bütün politika seçeneklerini dikkate alacaktır. İçinde bulunduğumuz yüksek küresel belirsizlik ortamında para politikasında temkinlilik, faiz kararlarının ölçülü olmasını ve artırım veya indirim serilerinden ziyade, her toplantıda ortaya çıkan yeni duruma göre şekillendirilmesini gerektirmektedir. Para
politikasında veri bağımlılığı enflasyon hedeflemesi rejiminin doğal bir sonucudur. Enflasyon görünümüne ilişkin açıklanacak her türlü yeni veri ve haberin, Merkez Bankası'nın geleceğe yönelik durumunu gözden geçirmesine neden olacağı önemle vurgulanmalıdır."
"HERKESİN KURUŞA SAHİP ÇIKSIN VE PARASININ ÜSTÜNÜ İSTESİN"
Konferansın sonunda Yeni Türk Lirası'ndan Türk Lirası'na geçiş sürecini anlatan Yılmaz, herkesin yürütülen kampanyaya destek vermesini, ayrıca kuruşa sahip çıkılmasını isteyerek şöyle konuştu:
"Özellikle kuruşumuza sahip çıkalım diyoruz. Bu çok önemli bir konu. Yumurtanın fiyatı 25 kuruş ise eğer 26 kuruşa çıkarırsanız yüzde olarak artışı farklı, 30 kuruşu çıkarırsanız farklı oluyor. Nominal olarak çok önemli görülmeyen kuruşlar yüzdeye vurduğunuzda önemli hale geliyor ve bu da enflasyonu etkiliyor. Herkesin kuruşa sahip çıkmasını ve parasının üstünü istemesini tavsiye ediyoruz."
"MERKEZ BANKASININ İSTANBUL'A TAŞINMASIYLA İLGİLİ BİR TAKIM KARARLAR ALMA AREFESİNDEYİZ"
Yılmaz, konferansın sonunda dinleyicilerin sorularını cevaplandırdı. Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınmasıyla ilgili bir soruya Yılmaz şöyle cevap verdi:
"Hükümet TBMM'ye bir yasa tasarısı gönderdi. Bu tasarı ne zaman görüşülür ve nasıl şekillenir hep birlikte göreceğiz. Fakat bu yasa tasarısının nasıl görüşüleceği, ne zaman görüşüleceği ya da nasıl şekilleneceğinden bağımsız olarak biz Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası olarak İstanbul'da yerleşke olarak bir takım kararlar alma arefesindeyiz."
Yılmaz, Merkez Bankası ile hükümetin çalışmalarındaki uyumla ilgili bir soru üzerine, "Enflasyon hedefi hükümet ile birlikte belirleniyor. Dolayısıyla gelirler politikası ve bütçe bu hedeflerle uyumlu olmalıdır. Biz tahminlerimizi yaparken, kamu tarafından üretilen ve fiyatı yönlendirilen ürünler dışında kalan durumlarda eğer herhangi bir şekilde bütçeyle ilgili bir ayarlama yapılacaksa bunların gelir artırıcı önlemlerden ziyade gelir kısıcı önlemlerle yapılması gerektiğini varsayarak bu rakamları ortaya
koyuyoruz. Eğer bu şekilde davranılmazsa bizim para politikasını değiştirir diyorum. Dolayısıyla aynı şey bugün de geçerlidir. Eğer maliyet politikasında hedef enflasyonla uyumsunla mücadele ediyor. ABD Merkez zluk ortaya çıkar, para politikası yönünü değiştirmesi gerekirse Merkez Bankası bunu bir şekilde değiştirecektir" dedi.
"ÜLKEYİ SİYASİ İRADE YÖNETİYOR BİZ BÜROKRATLAR DA BİZE VERİLEN GÖREVİ YERİNE GETİRİYORUZ"
Merkez Bankası'nın çalışmalarında siyasi iradenin etkisi ve rolüyle ilgili bir soru üzerine Yılmaz, şu cevabı verdi:
"Ülkeyi bürokratlar yönetmiyor. Siyasi tercihi siyasi irade yapıyor, bir çerçeve çiziyor. Bürokratlar da o çerçevenin içerisinden kendilerine verilen görevi yürütüyor. Biz Merkez Bankası bağımsızlığından şunu anlıyoruz; bağımsızlık başına buyrukluk her istediğini yapabilirim demek değil. Böyle bir şey düşünmüyoruz. Bağımsızlığı bize veren TBMM'dir. İsterse TBMM riski de göze alarak bu bağımsızlığı geri alabilir. Ama böyle bir şey söz konusu değil. Bağımsızlık verilen kurumlara düşen görev, siyasileri
uygulanan politikaların doğruluğu konusunda ikna etmektir. Onlara rağmen değil, onları inandırarak bunu yapmaktır ama inanmıyorlarsa kendisine verilen görev yasal çerçevede uygulamalarını sürdürmesi gerekir."
"TEKSTİL SEKTÖRÜ VE İHRACATÇILARIMIZIN SORUNLARININ FARKINDAYIZ"
İş dünyasının döviz politikası ve kur rejimi konusundaki talepleriyle ilgili bir soruyu Yılmaz, şöyle cevaplandırdı:
"Biz ayda yaşamıyoruz, biz de Türkiye'de yaşıyoruz. Ben de sizin gibi sanayi ve ticaret odasının temsilcilerinden, işadamlarından mektuplar alıyorum. Şunu biliyoruz ki, özellikle tekstil sektörümüzün emek yoğun bölümünde ve de yurt içinde girdi sağlayıp ihracat yapan mermerciler ve ihracatçılarımızın önemli sorunları var. Bunun farkındayız ve buna da sempati ile bakıyoruz. Ancak çözüm yolunuz nedir diye sorarsanız. Türkiye bir takım tercihlerde bulundu. Bu tercihler siyasi otoriteyle birlikte belirlendi.
Türkiye 'ekonomimi dışarıya açacağım' dedi. Sabit kur sisteminden dalgalı kur rejimine geçildi, mali disiplini sağlayacağım dedi, dünyayla entegre olmayacağım dedi dolayısıyla bir takım anlaşmalar yapıldı. Para politikasının bu çerçevesinde oluşturdular."
Konferansın sonunda TTSO Meclis Başkanı Ali Osman Ulusoy Durmuş Yılmaz'a plaket takdim etti.