Bir kızılca kıyamet gidiyor..
Ben şaşırmadım..
Bekliyordum geç bile kaldı..
Ama tetiği bir savcının çekeceğinin doğrusu hiç tahmin etmemiştim… Büyükanıt krizinden söz ediyorum.
Öncelikle size üç tarih veriyorum sırasıyla..
17 mayıs 2005
“Güçlülerin hukuku”
Bu yazıda kısaca ve özetle söylenen şuydu… “Güçlüyseniz ve güçü elinize geçirdiğini sanıyorsanız, sizin için öteki olanı yok edebilirsiniz”
17 Ekim 2005
“Zürih Zirvesi ve gizli rapor”
Bu yazıda AB’nin iç bilgilendirme ile ilgili hazırladığı bir raporda Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’i islami kanatın çok sevdiğini, Kemalistler'in de Özkök’ü eleştirdiği yazıyor ve Büyükanıt için şu kesin belirlemeyi yapıyor:
Çok katı.
15 Kasım 2005
“Van ve iki trajedi”
Bu yazıda da Türkiye’de yargıç ve savcılara çok geniş yetkiler verildiği bunun çok önemli sorunlar yaratacağını ileride ki bir tarihte göreceğimiz anlatılmıştı. Ve bu genç savcının iktidarın talimatıyla yanlış işler yaptığı anlatılmıştı.
Bu tarihlerdeki yazıları Kenthaber sıralarında bulabilirsiniz..
Bunlar birer komplo teorilerimiydi..
Kimilerine göre evet…
Aslında bunları yazmak belki kendime övgü düzmek gibi bir şey… Ama yaptığımız uyarıların yerinde olduğunu hatırlatmakta bir başka görevimiz..
Bunlar bir komplo teorisi miydi sorumuzu tekrarlayalım...
Hayır…
Sadece 40 yıllık bir meslek tecrübesinin süzgecinden geçmiş birer saptamaydı.
Ne oldu…
6 ay sonra Genel Kurmay Başkanlığı’na oturacak Org. Yaşar Büyükanıt, sayın savcının iddianamesiyle “çete kurmakla suçlanan bir sanık” durumuna düştü.
Kimin iddianamesiyle
15 Kasım 2005 tarihli yazıdaki savcının iddianamesiyle..
Kimin için iddianame;
17 Ekim 2005 tarihli yazımızdaki AB’nin hazırladığı gizli raporda “Çok katı”
olarak tanımlanan Org. Yaşar Büyükanıt için… Ne zaman?
17 Mayıs 2005 tarihli yazıda belirtilen “güçlülerin hukuku”nun geçerli olduğuna karar verildiği an..
Çünkü ortada bir Şemdinli safsatası var..
Bir de Başbakan’ın ortaya attığı “Kürt gerçeği” ile “âlt-üst kimlik”
tartışması var…
Tüm bunların en alakası var diyeceksiniz şimdi… Hem de çok alakası var… Köprülerin altından çok sular akmayacak… Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı artık kesindir… Kesindir de bu kesinlik AKP’nin bir cumhurbaşkanı seçebileceği gerçeğini de çürütmektedir..
Yani AB’nin oyunu bozulmak üzere…
“Ilımlı” bir general gidiyor yerine “çok katı” bir general geliyor… O “çok katı” general, o yüksek rakımlı tepeye “türbanlı bir eşi olan Cumhurbaşkanı çıkarsa ne yapar?”
Veya “islami kesimin sevdiği ılımlı biri ve Kemalistlerin çokta haz etmediği
biri oraya tırmanırsa” o kişiyle ilişkisi ne olur?
Tüm bunlar bir soru…
Şimdi bay savcı, “PKK’nin gizli kasası olduğu öne sürülen birinin” iddiaları ile bir iddianame hazırlıyor..
Türkiye’nin en güvenilir kurumunun başına geçecek bir kişiyi “çete kurmak, haraç toplamak” gibi ilkel bir suçla suçluyor ve daha o kişiyi “güvenilmez” ilan ediyor…
Bir ülkeye böyle bir darbe vurulabilir mi?
Şimdi şu savunulacaktır?
Türkiye’de hukuk vardır ve Anayasamıza göre tüm bireyler hukuk önünde eşittir..
Hayır değildir.
Öyleyse önce milletvekillerinin, savcı ve yargıçların dokunulmazlığını kaldırın… Önce toplu katliam yapıp 46 raporu alan kişileri “bir akıl hastanesi hapishanede” tutmayı becerebilin… Siz önce ihtilal yapan eski generalleri gıyablarında da olsa yargı önüne çıkarmayı becerebilin… Önce bu cesareti gösterin… Türkiye’nin giden canlarının kaybolan yıllarının faşist karanlıklarını aydınlatın… Önce onları yargılayın… Amma asıl sorun başkadır… Sayın savcı; ordu tarafından “güvenilmez” olarak tanımlanmış bir kişinin ispatı mümkün olmayan sadece dedikodulara dayanan iddialarını, iddianamesine yansıtmış… Bugünden itibaren iddia sahibi “PKK finansörü” o kişi değil, sayın savcıdır… Ve mahkemede bu iddialarını ispatlamak zorundadır… Bence, bu dava açılmalı ve Org. Büyükanıt sivil mahkemede yargılanmalı.
Sayın savcıda bu iddialarını ispatlamalıdır.
Çünkü sayın savcı şu yasal yöntemi iyi biliyor… Tıpkı AİHM yargıçları gibi bir topu alıyor bir askeri savcının kucağına bırakıyor… Bilinki orada yargı çarkları daha iyi çalışıyor… Çünkü orda bir eski kuvvet komutanı hapse mahkum olabiliyor… Eğer Genelkurmay Başkanı Özkök soruşturma izni vermezse “şaibe altında “ kalacaktır.
İzin verirse Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı yolu kapanacak ve oyun başarıya ulaşacaktır… Bu ordu içinde önemli rahatsızlıklara yol açacaktır.
Eğer, Büyükanıt yargılanır ve beraat ederse, bu kez bazı çevreler “Kol kırıldı yen içinde kaldı” diyecektir...
Sayın savcı, önümüzdeki 6 ay içinde bu iddialarını ispatlamalıdır… Eğer Org Büyükanıt suçluysa enazından sivil vicdanlarda mahkum olmalıdır.
Eğer ispatlayamaz ise bu kez Türkiye’de uzun süredir sözünü ettiğimiz “yargı reformu” gündeme gelmelidir… Savcılar ispatlayamadıkları iddianameler için yargıya hesap vermelidir.
Üst mahkemeler bu iddianameyi iyice incelemeli, sayın savcı iddialarını ispatlamaya çağırmalıdır.
Çünkü bu iddianame, Türkiye’deki tüm değerleri alt üst eden bir iddianamedir..
Hukuk hata yapar… Ama bir kere yapar iki kere yapar… Şu gerçeği de vurgulamak lazım..Sayın savcı daha öncede Rektör Yücel Aşkın davasında gerçekçi olmayan bir iddianame ile hem de tüm yasal prosedürleri çiğneyerek dava açmıştı.
Biz de o günlerde “Sıra 19 Mayıs Üniversitesi’ne geliyor” demiştik ve yanılmamıştık… Bu bizim aklı evvelliğimizden ve medyumluğumuzdan kaynaklanmıyor… Köy orada görünüyor da ondan… Yani Savcı bir yerlerden güç alıyor… Yani “güçlülerin hukuku” prensibini çalıştırıyor… Ancak bu kez oyun “ağır” oyun… Bu kriz, “çok ağır bir kriz” olabilir… Her an bir mektup gelir veya düdük çalabilir… Bu krizi atlatırsak biliniz ki Türkiye demokratik bir ülke olma yolunda çok önemli bir adım atmış olacak… Ve Türkiye dünya demokrasi tarihine geçecek… Siz ne sanıyorsunuz… Dünya’da Genelkurmay Başkanlığı’na gelecek kişiyi “çete kurmakla yargılayacak” kaç ülke var”
Veya dünyada böyle iddianame hazırlayacak kaç savcı var… Biz buna “postmodern karşı sivil darbe” diyebilir miyiz?
Bir düşünelim….Hem de çooook uzun düşünelim..
Ama geç olmasın…
Gelelim işin siyasi boyutuna.
Ermeni Davası konusunda yargıçlara veryansın eden ve acilen tayını çıkaran,
Rektör Aşkın olayında aynı savcıya arka çıkan, yüksek yargının İmam Hatiplerle ve Türban ile ilgili tüm kararlarını en acımasız şekilde eleştiren bu hükümetti. Daha dün kendi grup toplantısında yargı kararını eleştirme hakkının en doğal hakkı olduğunu savunan ve yargı süreci devam ederken fikir beyan eden de bu hükümetin başıydı… Ermeni davasında mahkemenin kararını yasal saptırmayla deldiren de bu ülkenin Adalet Bakanı idi… Ne oldu…Bu konuda niye tarafsız… Ben bu konuda diğer davalarda olduğu gibi Başbakan’ın ve Adalet Bakanı’nın fikrini öğrenmek istiyorum… Gerçi İnsan Hakları Komisyonu üyesi iki milletvekili fikir açıklamışlar:
Bizim yapamadığımızı savcı yapmış..
Şimdi bu açıklamayı alın ve savcının siyasi destek görüp görmediğine siz karar verin… Bu ülkeye, bu insanlara yazık oluyor… Vallahi yazık oluyor…
Yayın Tarihi :
7 Mart 2006 Salı 13:44:29