Danıştay olayı kafalarımızı iyiden iyiye karıştırdı.
Peşpeşe gelen açıklamalar, işi tam anlamıyla karışık bir yumağa çevirdi.
Başbakan Erdoğan’ın bir noktada doğru;
Bu türban lehine bir eylem değil…
Öyle olmadığına dair de bir sürü kanıt oluştu…
Ortada kesin olan tek bir şey var, o da; Alpaslan Aslan’ın Danıştay’ı basması ve cinayetleri işlemesi.
Aynı sanıkların Cumhuriyet Gazetesi’ni de bombaladıkları itirafı ise ilginç…
Tam bomba atarken kamera görüntüleri var, ama kimlikler tespit edilemiyor…
Bu da “o halde sokak oralarına konan kameraların suç tespiti gibi bir işlevi yok” sorusunu gündeme getiriyor..
Kısaca, Avukat Aslan dışındakilerin pek de sözü edilmiyor.
Bir başka ilginç yön ise, islamcı ve maneviyatçı olmaları.
İşte bu noktada çokça durmak lazım…
Eylemciler ne adına cinayet işliyor..?
İslam adına…
İslamcı olanların içki ve eğlence yerleri ile bağlantısı ne olabilir?
Teorik olarak olamaz…
Peki bu teröristler neden hep bir da toplanmışlar. Herhangi bir yerde değil?
Bir de çete reisi M.T:’nin ordudan atılma gerekçesine bakın; İçkili bir restoranda alkollü iki subay adayının dövülmesine içerleyip mekanı üniformalı askerlerle basmak…
Yorum sizin…
Bir ilginç başka nokta ise; Avukat Aslan dışındakilerin, “etkin pişmanlık” yasasından yararlanmak istemesi.
Birde işin siyasi boyutu var…
Sanıklar kesin olarak dışarıdan haber alıyorlar…
Birileri Avukat Aslan’a sürekli bilgi veriyor…
İlk günkü açıklamalara bakıyorsunuz, birde sonrakilere…
“Allahuekber” diyerek ateş açan, Aslan son açıklamasında, “Hedefim 2. Daire Başkanıydı. Telaşlandım. Diğerleri seken kurşunlardan yaralandılar. Onların da bana bir kurşun sıkma hakkı var. Onlardan özür diliyorum”
Şimdi bu ifade size eyelemin yapıldığı gün yapılan bir konuşma ile örtüştüğünü hatırlatmıyor mu?
Ne demişti TBMM Başkanı Arınç, “Eğer bu eylem başörtüsü adına yapılmış ise, o halde saldırganın aleyhte oy veren üyeye ateş etmemesi gerekirdi”
Biz bunu Avukat Aslan’ın dışarıdaki tüm demeç ve gelişmeleri takip ettiği şeklinde yorumladık.
Aksi halde Sayın Arınç ağır bir töhmet altında kalır. Biz böyle bir olayın trilyonda bir bile varit olmadığına inanıyoruz.
Ancak şunu da biliyoruz; Siyasiler ağızlarından çıkan sözü çok iyi tartmalıdır…
Birde başbakan Erdoğan’ın agresif tavırları dikkat çekici.
Niye bu kadar kızgın.
Türkiye’deki tüm kurumlarla kavgalı.
Ordu, muhalefet, yargı, YÖK, barolar, odalar, basın vb… Bir tek büyük sermaye grubu ile zaman zaman ortak nokta bulabiliyor..
Birde CHP lideri Baykal ile ilgili söylediği söz, kavgada bile söylenmez.
Bu siyasi cehalettir.
Toplumun tüm örgütlü kurumları ile kavgalı olmak, avukat Aslan gibileri cesaretlendirir.
Genel Kurmay Başkanı Org. Özkök’e verdiği cevap ise tarihe geçecek cinsten…
Başbakan’ın tepkisini de anlamak güç.
Ne demiş Org. Özkök, “Bu duyarlılığın ve tepkinin devam etmesini diliyorum”
Ne Erkan Mumcu’nun ifadesiyle “maksadını aşan bir ifade” nede Erdoğan’ın ima ettiği gibi kışkırtıcı…
Özkök’ün söyledikleri laik ve demokratik Türkiye’ye inanan insanlara yapılan doğal bir çağrı…
Zaten Türkiye’de “iki ayaklı ziyaları kendilerinden menkul aydınlatma araçları”nın yarattığı deformasyonla “laik ve demokrat cumhuriyete karşı tüm hassasiyetlerimizi” kaybetmek üzeriyiz.
Şimdi bu noktadan bakınca Başbakan Erdoğan’ın “gereksiz bir açıklama. Ordu kime bağlı başbakana” şeklindeki açıklaması asıl talihsizliktir. Başbakan bu ifadesi ile, ordu içindeki tek desteğini de kaybetmiştir.
Ayrıca bir hatırlatma yapalım; 12 Mart 1971’de Süleyman Demirel kendisine muhtıra veren generallerle ilgili olarak, “Benim memurum bana muhtıra veremez” demişti. Ama tam 6 saat sonra şapkasın alıp gitti..
Bunlar Türkiye’yi geren sözler. Bugünlerde kavgaya değil, uzlaşmaya ihtiyacımız var.
Başbakan artık, sadece Türk basını ile de kavga etmiyor. Mısır’da yapılan, Dünya Ekonomik Formu Orta Doğu toplantılarında, kendisine “ islami terörizm” ile ilgili soru soran gazeteciyi de azarladı.
Görünen o ki, Türkiye Türban, İHL, YÖK tartışmaları derken yeni bir kaos ortamına sürükleniyor.
Korkumuz Yüksek Askeri Şura’da hükümetin atanacak kuvvet komutanları ve genel kurmay başkanı konusunda agresif bir tutum sergilememesi…
Çünkü bu tür tartışmalar, Türkiye’de yeni bir terör dalgası için münbit topraklar oluşturuyor.
Bu tartışmalar böyle sürerse, AKP olası bir seçimde sandıktan çıkamayabilir ve barajın altında kalabilir.
Belki de sinirleri onun için gergin…
Düne kadar hayal dediğimiz, bugün olasılıktır.
Ama bu iklimi kendileri yaratıyor..
Yayın Tarihi :
22 Mayıs 2006 Pazartesi 17:37:50
Güncelleme :22 Mayıs 2006 Pazartesi 17:42:18
Yorumlarınız
İsmail GEÇER IP: 85.103.23.xxx Tarih : 22.05.2006 22:48:12
olaya sadece danıştay boyutu ile bakılırsa doğru teşhisler var. fakat olaya birde amerika dış işleri bakanı kondara raysın gelişinden sonra hızlanması acaba iran üzerinde ve ırak üzerinde ne gibi gelişmeler olduğunu göz ardı etmemize neden olmuştur. bunun içinde önce ekonomik kriz ardından danıştay ve arkasından daha nice yeni çıkaçak gerginlikler. sonuçta Akp sine ne kadar kızarsak kızalım ülkemizin tüm insanın zarar göreceği açıklamalardan ve tutumlardan kaçınmamız gerekir. ülkemizde ordumuz hala görevinin başında olduğuna inanıyorsak AKP nin geldiği gibi gitmesine yine halk karar verecek. bunun için ülkemizde aydınların sağlıklı acıklamalar yapması umuduyla.