23
Şubat
2026
Pazertesi
ANASAYFA

Mal bildirimi değil Çankaya kavgası

Hükümet olmak iktidar olmak mıdır?

Kesinlikle hayır.

Hayır, çünkü bunu başbakan Recep Tayip Erdoğan'da bir çok kez itiraf etmiştir…

"Hükümet olduk ama, iktidar olamadık"

Hükümet etmek, sadece yönetmektir. İdari kademelerde tassaruf etme şansız fazla olamaz..
Bu nedenledir ki; hükümet bazı atama yasalarını değiştirmek istemiştir…

Ama olmadı… Olmadı çünkü değiştirebilmesi için iktidar olması gerekiyordu..

Acemi bir gazeteciliğin yol açtığı "mal beyanı tartışması" işte bu iktidar olma kavgasının başlangıcını oluşturdu.

Mesele mal beyanı değildir…

CHP kendisine yöneltilen acemi suçlamalardan ustaca sıyrılıverdi ve karşı atağa geçti.

"Mal beyanını sen açıkla"

Duyumlarımıza göre Erdoğan mal beyanını açıklayacak. Seçim öncesi mahkemeye bildirdiği beyanında her hangi bir değişiklik olmadığı açıklayacak.

Ama bu ne kadar inandırıcı olacak o ayrı konu…

CHP ve diğer muhalefet partileri erken seçim için AKP'yi zorluyor.

Mesele seçim noktasında değil. Cumhurbaşkanlığı noktasında. Çünkü Türkiye'de iktidarı ister inanın ister inanmayın Cumhurbaşkanı elinde tutar.

Erdoğan aritmetik üstünlüğüne güvenerek Cumhurbaşkanı'nı bu meclise seçtirmek istiyor… Hem de türbanlı bir eşle..

Aday kendisi mi olur pek bilinmez… Ama hedeflenen cumhurbaşkanının "islami referanslar" taşıyan biri olması.

İşte bu tehlikeyi sezen Baykal, Erdoğan'ı en ağır sözlerle itham etti…

"Sen önce İmralı ağzıyla söylediklerinin hesabını ver"

Bu söz siyasi tarihimizde söylenmiş en ağır söz dür…

Bu ifade Erdoğan'ın "Erken seçim istemek vatan hainliği ile eştir" sözünü çoktan geride bırakmış ve direk "vatan hainliği" suçlamasını içermektedir.

Çünkü İmralı sakini "vatana ihanet" suçundan mahkumdur. Baykal'da Erdoğan'ı bu sözü ile "vatan haini" biriyle aynı teraziye koyup tartmıştır.

Açıkça söylememiştir.

Ama Türkiye büyük bir hızla krize sürüklenmektedir.

Çünkü, Erdoğan'ın veya onunu göstereceği birinin Çankaya'ya çıkması Türkiye tüm dengeleri alt üst edecektir.

Kulislerde de yankılanan kuvvetli bir dedikoduya göre, Genel Kurmay Başkanı Özkök, köşke çıkmaya hazırlanıyor. Yine aynı kaynaklar, Cumhurbaşkanı Sezer'in buna sert tepki gösterdiği, ikisini bu nedenle açık olduğu öne sürülüyor.

Gerçi Özkök yayınladığı bildiride, "aday olmadığını" açıkladı ama kapıyı da tam kapatmadı.

Peki Erdoğan neden köşke talip ve Baykal neden buna karşı.

İlk bakışta Erdoğan'ın köşke çıkması, CHP'nin işine gelir. Çünkü önünde ki en ciddi rakip bir anada mum gibi erir gider..

Ama kazın ayağı öyle değil.

Erdoğan'ın veya adayının köşke çıkması iktidar erkinin islami referanslara göre hareket etmeye başlayacağının bir göstergesidir ve tüm taşlar yerinden oynar.

Belirtmiştik… Türkiye'de cumhurbaşkanı iktidarı elinde tutan kişidir.

Bu doğrudur veya yanlıştır. Bir ihtilal mantığının ürünüdür ve 12 Eylül'ün generalleri güçlerini kaybetmemek için böylesi tehlikeli bir iş yapmışlardır.

Şöyle bir düşünelim…

AKP meclisteki ezici çoğunluğuna rağmen İmam Hatiplilerin üniversiteye girmesini sağlayamadı. Yasa çıkaramadı, YÖK muhalefet etti.. Yönetmelikle işi kurtarmaya çalıştı. Büyük bir ihtimalle YÖK'ün başvurusu ile Anayasa mahkemesinden dönecek.

Üniversite rektörleri, hükümetle sürekli ters düşüyor ve "İslami referans" taşıyan öğretim üyelerini istifaya zorluyor.

Ve yüksek yargıdan ve yetkili mahkemelerden de büyük ölçüde destek görüyor.

Bu pencereden bakalım ve şimdi kavganın nedenlerinden birini açıklayalım.

1-) Cumhurbaşkanı YÖK başkanı seçen kişidir. Yani olası bir ikinci AKP iktidarında YÖK sorunu ortadan kalkacaktır.

2-) Cumhurbaşkanı Üniversite rektörlerini seçilmiş üç aday arasından tercih eden bir kişidir. Kendilerine en yakın olan tercih edilecektir. Birde bizim hocalarımızın eyyamcığını düşünürseniz (bir kısmının tabi) akademik alanda işler rahatlayacak ve "islami eğitime" daha rahat geçilecektir.

3-) Cumhurbaşkanı kontenjanı ölçüsünde Anayasa Mahkemesi'ne atama yapan kişidir. Ne tür atama yapacağını kestirmek çok zor olmasa gerek. Özal'ın atadığı iki kişi hala Anayasa Mahkemesi'nin en tartışılan iki kişisidir. Hatırlatalım.

4-) Cumhurbaşkanı hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna atama ve onama yetkisine sahiptir.
5-) Cumhurbaşkanı meclisin çıkardı yasaları veto etme ve Anayasa Mahkemesi'ne götürme hakkına sahiptir…

Temel yetkilerden bazıları bunlar. Niye bunları saydık…

Çünkü AKP iktidarı yukarıdaki 4 madde ile ilgili kanunları değiştirmeye çalıştı olmadı. İstediği yasaları çıkamadı. Yani iktidar erkini tümden eline geçiremedi. Sadece hükümet etme ile sınırlı kaldı.

Son madde ise AKP'nin en dertli olduğu madde. Çıkardığı tüm "İslam referanslı" yasalar buradan döndü veya Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.

Ve son nokta, Türkiye'nin en önemli kamu alanı Çankaya köşkü bir türbanlı ev sahibini ağırladığında, çok şey değişecektir.

En önemlisi, dünya kamu oyunda Türkiye "Bir İslam ülkesi" olarak anılacaktır.

Ben inancı olan bir insan olarak, dinimle barışığım. Ama Türkiye'nin laik bir ülke olmasındaki ısrarımı da sürdürüyorum.

Son günlerde ki "Calvinist Protestan Müslümanlar" palavrası da canımı sıkıyor.

Türkiye modern müslüman insanların yaşadığı laik ve çağdaş bir ülkedir…

Kavga işte bu noktada başlıyor..

919 rakımlı tepe çok tartışılacağa benziyor..

İnşallah bir kriz çıkmaz yine fakir fukaranın ocağına aetş düşmez…

Bir Hint Atasözü vardır, Filler çarpışır arada otlar ezilir…

Ama tartışmada laik kanat kaybederse cümlemiz ezileceğiz haberiniz ola…
Yayın Tarihi : 2 Şubat 2006 Perşembe 11:53:19


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?