Seçim yakın mı?
Şimdi tartışılan bu...
Bize göre yakın...Hem de hemen kapı önünde...
Herşey 3 Ekim’e bağlı.
Eğer 3 Ekim’de, “Selamünaleyküm” diye oturduğumuz masada, “aleykümselam, kem küm” tavrı ile karşılaşırsak tek kurtarıcı seçimdir.
Bu böyle biline...
Hükümette bunu fark etmiş ki, ikide bir “Tek başımıza iktidarız. Niye seçime gidelim” diyor.
İşte size asıl erken seçim sinyali...
Bir iktidar böyle diyorsa bilinki seçim yakındır...
Bu bir...
Gelelim ikincisine...
“Eli kanlı katilin” vetosunu yersek komik olur...
Ben öyle bir şey olacağını sanmıyorum...
Neden mi...Söz söylenen değil, söyleyenin anlamına bakın...
Bize göre; Erdoğan’ın yakın dostu Chirac ve yeni başbakanı kıyak çekiyor...
“Türkiye Kıbrıs’ı tanımaz ise görüşmeler başlamaz...
Aklı sıra biz bu dolmayı yuttuk..
Diyorlar ki “Türkiye Güney Kıbrıs’ı bu deklarasyonla tanımamış oluyor”
Bunu başka kim söylüyor;
Başbakanımız Erdoğan ve muhteşem Dışbakanımız Abdullah Gül Beyfendi...
Yani yüreğinize su serpebilirsiniz...
Türkiye “deklerasyon” ile cinayet sanığı Güney Kıbrıs’ın sözde Cumhurbaşkanı Papadopulos’un ülkesini tanımamış...
Tanısan ne yazar, tanımasan ne yazar...
El ayası kadar bir toprakta oluşmuş, nüfusu İstanbul’da bir mahalle kadar bile olmayan ”korsan bir devlet”, senin 40 yıldır kapısında el pençe divan durduğun AB’nin “asli” üyesi ve sana “hadi ordan” diyecek yetkiye sahip...
“Ben seni tanımayrum...”
Oda demez mi;
“Madem tanımaysun, o halde bu evde işin ne da”
Sonra da kapıyı kapatıverirse suratımıza...
Ben utanıyorum, o kapıda durmaktan...
Neyse, biz bu hikayeleri çok dinledik...
Dileriz 3 Ekim kazasız belasız atlatılır...
Dönelim konumuza...
Seçim geliyor mu?
Hem de tam gaz geliyor gibi görünüyor...
Durduk yerde hükümetin bu memur sevgisi nereden geldi ki dersiniz...
“Bizim memurun durmu kötü. İyileştirelim. İMF’yi nasıl olsa ikna ederiz” mi dediler.
Bizim jargonda bunun adı seçim yatırımıdır...
Yıllar sonra bir başabakan gidiyor, GAP’ta ahaliyi topluyor adeta özür diliyor...
Kimden...
Vatandaştan özür dilese, koşup ellerinden öpeceğim...
“Eski hataları kabul etmeliyiz...”
Kime yaptık bu hatayı...
Güneydoğulu vatandaşa mı?
El hak doğrudur...
Gel gör ki, kimi gizli sözcüler bunu öyle anlamadılar ve dediler ki;
“Bu yeni açılım iyidir”
Kime açılım...Vatandaşa mı?
Dinleyen 500 kişi... Yani vatandaş pek ciddiye almamış...
Onun derdi devletle değil...Hala anlamadılar...
Onun derdi, dağdaki eşkıya ile...
Erdoğan’ın özürünü, dağdaki adına bağdaki sahiplendi...
Yazık...30 bin insanın kanının bedeli yok....
Bizim “aydınlanma ampülleri ise etnik ayrımcılık” peşinde...
Eskiden sağı solu vardı, şimdi Türk’ü, kürdü var...
Yazık...
Bu ne özürü...
Tercümesi şu;
“Seçim var...Sandığa gittiğinde beni unutma din kardeşim...Bak senin için neler diyorum”
Seçim var mı?
Var gibi görünüyor...
Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti, faizi indiremem diyor...
Danışıklı döğüş...
Erdoğan diyecek ki; Bak biz indir diyoruz o indirmiyor.. Yasa gereği ona da karışamıyoruz. Yetkimiz yok...
Sonra da dönüyor Serdengeçti’ye alnından öpüyor..
Faiz inerse, Türkiye’deki 40 milyar dolara yakın sıcak para uçuverebilebilir....
Yani kuş misali...
Öyle bir pike yaparsınız ki; musalla taşları intihar edenlerle, kalp krizi geçirenlerle dolup taşar...
Ve de yani, tavşana kaç, tazıya tut diyor...
İyi taktik...
Diyecek ki yarın, “Ben indir dedim, ekonomi iyi dedim o indirmedi. Bak ona rağmen hala iyi gidiyoruz”
İşte, cümle bu oyunlara biz “cici demokrasi” diyoruz...
Bir de şu 3 Ekimi atlatırsak, bize ne yeni oyuncaklar alacaklar bilebilirmisiniz....
Ya atlatamazsak...
Yani, şimdi bu benim yaptığım da pişmiş aşa su katmak hani...
Seçim şart senin anlayacağın...
xxxx
Biz buralarda seçim telaşına kapılırken, “teknolojik barbarlık” tüm dehşetiyle terörist hareketini sürdürüyor.
Önce provoke ediyor, sonra vuracağını deklare ediyor...
Yani gizli kapaklı bir şey yok...
Her şey alani...
Hun İmparatoru Atilla’nın Roma kapılarında geldiğinde Latinlerin “barbarlar” diye suçladığı insanlar, savaş kuralarına saygılıydı.
Yıllarca Avrupa’da Türkleri barbarlıkla suçlamak için “Atilla’nın çocukları”, “Anneciğim Türkler geliyor” diye bağıranlar bu “tekneoljik barbarlık”ın yaptığı “soykırıma veya katliama!” ses bile çıkaramıyor...
Bizimkilerinde sesi soluğu çıkmıyor...
Çıkamıyor... Oralarda, Barzani adlı biri resmen Türkiye’ye kafa tutuyor, meydan okuyor...
Tık yok...
Kandil Dağı mesken tutulmuş, Kerkük’te, bırak Irak’ı, Türkiye’yi , Suriye’yi ve İran’ı parçalayacağını öne süren bir güruh “armalı, damgalı çaput” dalgalandırıyor...
Bizim liderimiz, 500 kişiye hitaben konuşma yapıyor...
“Geçmiş dönemlerde hata yaptık”
Hatadan dönmek bir erdemdir...Özür dilemek ise bir klas bir davranıştır...
Kimden özür diledik...
Vatandaştan mı?
Peki meydanda o vatandaş neredeydi...
Şarkıcı Haco’yu dinlemek için gelen bir milyon kişi toprağın altına mı gözlendi...
O gün ellerdindeki bayrak neydi...
Peki o 500 kişinin elinde niye Türk bayrağı yoktu...
Yoksa birilerinde korktularda mı gelmediler?
Gizli sözcü ne dedi?
“Yeni bir açılım...Değerledirceğiz”
Bu ne anlama geliyor?..
Yahu ne kızıyorsunuz...
Biz anlamadık bunların ne demek olduğunu belki bilen biri vardır bize anlatır...
Yani öğrenmek suç mu?
Bir anlatabilen çıksa...
İşte o zaman anlayacağız seçim ne zaman?
Belki yarın, belki yarından da yakın...
Hep beraber hazır olalım... Haydi sandığa marş marş...
Yayın Tarihi :
16 Ağustos 2005 Salı 10:37:55
Güncelleme :27 Aralık 2005 Salı 15:29:45
Yorumlarınız
YALÇIN Yalçın IP: 212.174.189.xxx Tarih : 17.08.2005 12:30:39
Türkiye'de Başkalarının nefesile zurna çalma dönemi bitmiştir. Dünya Şartlarını 1974 tarihine göre değerlendirenler Geleceğin genç nesillerinin ayağının altına kuyu değil cehennem kuyusu kazdıklarını unutmasınlar.Yazarlar Çizerler Nede olsa köhne bilgilrin ışığında bazı gerçekleri yok ederiz diye çabalıyorlar.