30
Ocak
2026
Cuma
KADIN

KADINLAR NİYE KATİLLERE AŞIK OLUR?

Geçtiğimiz hafta tüyler ürperten bir cinayet haberi düştü gazete sayfalarına.

Genç bir iş kadını olan Esra Karsal, Teşvikiye’nin ortasında, üstelik kendi otomobilinde, telle boğulmuş olarak bulunuyor.

Polis, bir şirketin gelinlik bölümü satış temsilcisi olan Esra Karsal’ın tüm çevresini incelemeye alıyor. Cinayetin işlendiği gün 50 farklı kişiyle cep telefonundan konuştuğu belirleniyor. Konuştuğu kişiler tek tek inceleniyor.

Bulunan bir numaranın kime ait olduğu araştırılırken İstanbul’da son 10 yılda boğularak öldürülmüş kadın cinayetleri mercek altına alınıyor. 2003 yılında Üsküdar’da öldürülen İlknur Değirmenci cinayeti polisin dikkatini çekiyor. Hemşire olan İlknur Değirmenci, 6 yıl önce atkı ile boğularak öldürülüyor. Katil, cinayete intihar süsü vermek amacıyla kurbanının bileklerini kesiyor. Ancak kısa bir süre sonra İlknur Hemşire’nin beraber yaşadığı sevgilisi olan kişi vicdan azabına dayanamayıp polise teslim oluyor.

Söz konusu kişi Eyüp G.

Polis, daha derin bir araştırma yapınca İlknur Değirmenci’yi atkı ile boğup ve sonra polise teslim olan Eyüp G.’nin geçen Ağustos’ta Çorum Yarı Açık Cezaevi’nden izinli çıktıktan sonra firar ettiğini ortaya çıkarıyor.

Polis bu bilgi üzerine olayın zanlısı olarak Eyüp G.’yi aramaya başlıyor. Üsküdar’da bir kafeteryanın işçileri için hazırladığı misafirhanede kaldığı tespit edilen Eyüp G., cinayetten 5 gün sonra göz altında alınıyor. Üzerinden Esra Karsal cinayetiyle ilgili gazete kupürleri çıkıyor. Katil, Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler tarafından yakalandığında “Zaten teslim olacaktım” diyor. Neden öldürdün sorusuna “Şimdiye kadar beraber olduklarım arasında en iyisi sendin dedi” şeklinde cevap veriyor. Eyüp G., aslında kıskançlık krizine girmiş. Hemşire sevgilisi İlknur Değirmenci’yi de aynı nedenle öldürdüğünü söylemişti. Burada tüyler ürpertici olan durum şu: Esra Karsal, beraber olduğu kişinin aslında bir “katil” olduğunu biliyormuş. Hem daha önceki sevgilisini öldürdüğünü hem de cezaevinden kaçtığını bile bile beraber olmuş Eyüp G. ile. İdam mahkumuyla evlenmiş yüzlerce kadın var

“Katillere aşık olan kadınlar” çok az rastlanan bir durum değil. Ülkemizde Mehmet Ali Ağca’nın nişanlısı olarak ünlenen Rabia Kazan ve Ogün Samast’ın platonik hayranı olarak bildiğimiz Derya Koca sadece iki örnek. Facebook’ta Cem Garipoğlu adına açılan fan gruplarında da kadınlardan gelen birçok aşk mektubuna rastlıyoruz. 2003’te Almanya’da, Dagmar Polzin isimli bir garson, bir gazetede fotoğrafını gördüğü Amerikalı bir idam mahkumuna anında aşık oluyor ve sırf ona yakın olabilmek için Kuzey Carolina’ya taşınıyor.

Dagmer Polzin tek örnek değil. İdam mahkumlarıyla evlenmiş veya nişanlanmış yüzlerce kadının olduğu hesap edilmiş.

Üstelik idam mahkumlarıyla evlenmiş veya nişanlanmış kadınların toplum dışına itilmiş, az eğitimli, düşük gelir gruplarına ait olmaları da şart değil. Gelir ve eğitim düzeyleri yüksek, meslek sahibi kadınlar arasından da çıkıyor hapiste yatan katillere aşık olanlar.

Soru şu: Kim niye bir katile aşık olur ki?

Bu konunda araştırma yapan Shelia Isenberg, bu kadınların en büyük ortak noktalarının geçmişlerinde aile içinde şiddet yaşamış olmaları diyor. Şiddet, büyük bir travma yaratıyor ve hayatları boyunca bu travmayı tamir etmek istiyorlar. Şiddet gösteren babalarına veya aile fertlerinden birine benzeyen bir adamı bulup ama bu sefer demir parmaklıklar arkasında sevmek ve o travmayı yenmek istiyorlar. Demir parmaklıkların vazifesi de geçmişte yaşadıkları şiddeti yeniden yaşamalarını engellemek ve kontrolü tamamen kadına yani sabık kurbana vermek. Serbest durumdaki katillere aşık olmayı ne açıklar peki?

Sıra dışı aşkı tercih ettiler

1976 Malatya doğumlu olan Rabia Özden Kazan, gazetecilik yaptığı dönemde Papa’ya suikast girişimi nedeniyle hapiste yatan Mehmet Ali Ağca ile bir röportaj yapar. Röportaj sırasında Mehmet Ali Ağca’ya aşık olan Rabia Özden Kazan daha sonra Ağca ile nişanlanır. Uzun süre Mehmet Ali Ağca’nın nişanlısı olarak tanınan Kazan, 2007 yılında “Tahran’ın Melekleri” isimli bir kitap çıkartır. Kitapta Tahran’da geçirdiği dönemde yaşadıklarını anlatır. Kendisine İran’dayken defalarca “muta nikahı” teklifi geldiğini söyleyen Kazan küçük bir diplomatik krize neden olur. 2008 yılında bir İtalyan hukukçusu olan Giocinto Licursi ile evlenir. Halen Roma’da yaşıyor.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i öldürmek suçuyla tutuklanıp yargılanan Ogün Samast’a fotoğrafını görür görmez aşık olduğunu iddia eden Derya Koca, davanın görüldüğü her duruşmasına katılmaya çalışıyor, mahkeme önünde komple sarıya boyanmış saçları ve dekolte giysileriyle tüm ilgileri üzerine çekmeyi başarıyor. Defalarca mektup yazdığını ancak tek bir kere cevap aldığını ancak mektup iadeli taahütlü gönderildiği için ve o gün de evde olmadığı için o gelen tek mektubu da alamayan Derya Koca, boynunda üzerinde parlak taşlar yapıştırılmış olan bir Ogün künyesi taşıyor. Henüz ne iş yaptığını, nerede oturduğunu ve patolojisini bilmiyoruz.

Sorunlu erkeklerle beraber olmalarının altında yatan nedenler

Esra Karsal cinayeti çok garip bir sendromu tekrar gözler önüne serdi. Bazı kadınlar, ilişkilerinin hiçbir yere varmayacağını, acı çekeceklerini, zarar göreceklerini bile bile suç işlemiş veya suç işlemeye eğilimli veya yaptıkları makul ve mantıklı hiçbir açıklamaya tabi olamayan ve kendilerine durmadan acı çektiren erkeklerle beraber olmayı tercih ediyor. Uzmanlar, bu tarz ilişkilere giren kadınların patolojisini şöyle sınıflıyor:

Özgüvenleri düşük kadınlar: Özgüvenleri düşük kadınlar, düzgün bir erkeğe elde tutamayacaklarına, düzgün bir adamın beklentilerine cevap veremeyeceklerine inanırlar. Bu nedenle cezaevinde olması veya suçlu olması nedeniyle evlenmek, çocuk sahibi olmak, sorumluluk paylaşmak gibi “normal” beklentisi olamayacak erkekleri seçerler. Ve diğer kadınlardan en önemli farklarının da bu tarz erkeklerin normal dışı davranışlarını “tolere” edebilmek olduğunu düşünürler.

Hediye olmak isteyen kadınlar: Kendilerini seçilmiş olarak görürler ve normal dışı adamlara “hediye” olmak isterler. Karşısındakine onun beklentisinin ötesinde bir şey sunarak kendi narsizmini tatmin ederler.

Yaradılışının kötü olduğuna inanan kadınlar: Yaradılışının kötü olduğuna, kendisinin engellenmesi gerektiğine inanırlar. Düzgün bir adamı aldatacağına, ona kötü davranacağına, şefkati kötüye kullanacağına inanırlar. Öncelikle kendilerinden korkarlar. Bunu engelleyecek olan tek şeyin de “korktukları” kötü adam olduğunu düşünürler.

Tehlikeyi sevmeyi üstünlük olarak gören kadınlar: Böyle bir adamı motosiklet gibi heyecanlı, eğlenceli gören kadınlar, diğer kadınların “korkak” olduğunu düşünürler. Kendileri gibi ilişkiler yaşamayan kadınların azla yetindiğini ve ezik birtakım sıkıcı adamlarla beraber olduğunu düşünür. Dertleri iyi bir ilişki yaşamak değil diğer kadınlara ne kadar farklı, cesur, enteresan olduğunu göstermektir. Huzuru banal, sürekliliği bunaltıcı bulurlar. Temelde kendilerini sıkıcı bulurlar ama itiraf edemezler.

Hoyratlığı tutkuyla bir tutan kadınlar: Aşırı kıskanç, aşırı sahiplenici, her tür davranışlarına engel koyup itiraz eden adamların davranış bozukluğu gösterdiğini değil de, kendilerini aşırı sevdiklerine inanırlar. Muhtemel nedeni yetiştikleri ailede sevginin olmayışıdır.

Baba figürü eksikliği yaşayan kadınlar: Baba figürünün eksik olduğu durumlarda, sağlıklı otoriteden yoksun büyümüş bazı kadınlar babanın güven verme ve kollayıcılık görevini maçolukla karıştırırlar. Doğrunun ne olduğunu bilmeyip, tüm ailelerde böyle olduğunu sanırlar.

Zalim baba figürüne sahip kadınlar: Zalim baba figürüne sahip kadınlar, aynı modeldeki bir başka erkeği “aşkla” elde ederek yola getireceğini düşünürler. Temelde dertleri babalarıyladır.

Vatan
Yayın Tarihi : 25 Ekim 2009 Pazar 17:40:24


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?