19
Mart
2026
Perşembe
KADIN

Türban ve tayyör

Canan Şenol, en son Garanti Platform'da ilginç bir performans gerçekleştirdi.


90'ların başından beri yapıtlarında cinsiyet ve iktidar üzerinde çalışan, son yapıtlarında 'türban ve tayyör' kavramlarını ele alan Canan Şenol, "Çağdaş ya da anti-laik, her iki kesim de kadınlara baskı uyguluyor" diyor

Bugün Sanralistanbul'da açılan 'Mahrem' sergisinde, 'Modern ve Ötesi' sergisinde olduğu gibi, Canan Şenol'u görememek büyük sürpriz. Çünkü Şenol, 90'ların başından beri toplumsal cinsiyet, iktidar ve kadın bedeninin denetimi arasındaki ilişkiler üzerine çalışıyor. Radikalart projesindeki 'Emine, Mine' adlı işinde olduğu gibi geçen günlerde Garanti Platform'daki performasında da türbanı ve çağdaş kadın giysisi tayyörü sorguladı. Şenol için türban da tayyör de iktidardaki erkeklerin egemen siyaseti için birer enstrüman.


Geçen sezon Neriman Polat ve İnci Furni'yle başörtüsü takıp Adnan Çoker'in Mac Art Galery'deki sergisini ziyaret ettin. Bu bir performanstı. Bunu yapmaktaki amacınız neydi?


Her birimizin farklı bakış açısı vardı ama sanırım hepimizin ortak paydası her türlü ayırımcılığa, ırk, dil, din, cinsiyet, milliyet, cinsel eğilim ve beden politikası yaklaşımlarıyla devletin ya da başka bir ideolojinin kadın bedeni, giyimi, sureti üzerinden politika yapmasına karşı olmaktı. Türkiye'deki laik-laiklik karşıtı siyaset nedeniyle, geçmişten gelen, suret üzerinden politika yapma geleneği var. Haliyle sanatçı olunca, Adnan Çoker'in 'Şapkasız bu sergiye girilemez' demesi tam da böyle bir şeydi. Bu duruma duyarsız kalamazdım elbette.


En son Garanti Platform'da yaptığın performansı buna bağlamak istiyorum. Bunun bir devamı gibi okunabilir mi?


Evet, kesinlikle.


Garanti Platform'daki performansında önce seni tırnak içinde Atatürkçü sonra tırnak içinde İslamcı ve en son çıplak (bu tırnak içinde değil) gördük. Tüm bu tırnak içindeki kimliklerin hiçbirine taraf olmamak, bu kimlik krizinin içinde kadınların yaşadığı asıl kriz bu mu? Asıl mağdurun kadınlar olduğunu mu iddia ediyorsun?


Elbette mağduruz. Laik ve antilaik kesimler tarafından 'çağdaşlık' ya da 'inanç' örtüsü altında gizlenmiş cinsiyetçi baskının eleştirisini yapıyorum. Çağdaş diye nitelendirdiğimiz yaşam biçimi tüm kurumları ve ilişki biçimleriyle cinsiyetçi, ve antilaik diye tanımladığımız yaşam biçimi de öyle. Sistemin cinsiyetçi politikalar üzerine kurulu olmasına karşın, tarafların sinsi bir şekilde 'kadın hakları' savunuculuğu üzerinden politika yapması, örtülü ya da örtüsüz tüm kadınları mağdur ediyor. Gülnur Savran bir yazısında "Feminizm adına bazı kadınların 'kimliksiz' olduğunu iddia ederek bu arada kendimizi pek de kimlikli sanmak, en hafif deyimiyle bir yanılsamadır" diyor. Platformdaki performans tam da bu yanılsama üzerine kurgulandı. Toplumsal cinsiyet, toplumsal iktidar ve bedenin denetimi arasındaki ilişkiler üzerine.


Senin performansından hemen sonra türban krizi doruk noktalara ulaştı. Çeşitli kentlerde türbana özgürlük eylemleri yapıldı, başörtülü küçük kızlara 'Başörtüsüne özgürlük' sloganı attırıldı. Ne diyorsun?


Seçimler öncesinde mitingler için ne düşünüyorsam bu eylemler için de aynı düşünceleri taşıyorum. Bambaşka nedenlerle 'çağdaş kadın' imgesi üzerinden mitinglerde siyaset nasıl yapılmışsa, tam da aynı yöntemlerle başörtüsü üzerinden bu eylemlerde siyaset yapılıyor.


Radikal yazarı Gökhan Özgün türban konusunda çok özel bir yazı yazdı. "Türban siyasi bir simge, ama anlamadığınız, yalnızca İslami bir simge değil. Sizin bütün tahammülsüzlüklerinizin simgesi" diye. Feminist bir sanatçı olarak Brooklyn Kadın Müzesi'nde işi yer alan bir sanatçı olarak, bu yaklaşım üzerine ne düşünüyorsun?


Bir yanı ile bu görüşe katılabilirim. Ben bugünün siyasi durumunun sorumlusu olarak 1980 darbesini görüyorum. 1980 darbesi masaya yatırılıp sorgulanmadığı, sorumlular yargılanmadığı sürece durumun değişeceği konusunda herhangi bir umut da taşımıyorum açıkçası. Apolitize edilmiş, farklılıkları törpülenmiş, medya aracılığı ile popüler kültür boğazına kadar boca edilmiş, ensesinde ordunun nefesini hissederek 28 senedir nefes almaya çalışan günümüzün yetişkin profilini oluşturuyorum. Bu süreç içersinde büyüyüp yeşerebilen tek güç sanırım İslami hareket oldu, daha kolay hareket alanı buldukları için. Meydanın bu kadar boş olduğu, alternatif ses çıkaranların, seslerinin hızla boğulduğu bir ortamda böyle bir sonuçla karşılaşmak sanırım kaçınılmazdı.


En son yaptığın sergide (Bahname), cinselliğin terimlerinin modern öncesi dönemdeki izlerini sürdün... Bir süredir minyatürle ilgilendiğini, MSÜ'de ders aldığını da biliyorum. Neyin peşindesin?


Çok farklı gibi gözükse de konuşmanın başından beri üzerinde durduğum konu ile yakından ilintili. Çağdaşlaşma adına değiştirmeye çalıştığımız 'suretimiz', ya da güncel söylemle 'Türkiye'nin fotoğrafı' uğruna çok katmanlı bir kültüre sırt çevrildi. Muhafazakâr kesimin eline terk edilmiş bir kültürün arkeolojik kazısını yapmaya çalışarak, yakın Türkiye tarihinin analizini yapmaya çalışıyorum. Yeniden düşünüyor, tartıyor, görmeye ve anlamaya çalışıyorum. Devlet ideolojisinin ruhuma kazıdığı tarihi, yeniden minyatürlerle, sanat ile anlamaya çalışıyorum.


'Modern ve Ötesi' sergisinde senin işlerin yer almıyor. Sergide yer alan Nil Yalter, İpek Duben, Nur Koçak, daha sonra Hale Tenger, Handan Börüteçene, Füsun Onur, Ayşe Erkmen ve onu takip eden Aydan Mürtezaoğlu...

Bu kadın sanatçılar arasında sen kendini nasıl konumlandırıyorsun?


'Modern ve Ötesi' küratörlü bir sergidir ve küratörün inisiyatifi, hassasiyeti ve ilgisi doğrultusunda bu sergi hazırlanmıştır. Saygı duyup bir izleyici olarak sergiye gitmekten başka yapabileceğim bir şey yok. Saydığın isimlerin birçoğu önünde saygı ile eğilirim. Her biri bambaşka bir kuşağın, başka bir boyutunu temsil ediyorlar. Açıkçası ürettiğim işler doğrultusunda bir yorum yapmam gerekirse, kendimi ilişkilendirdiğim bir sanatçı yok verdiğin isimler arasında. Şüphesiz sanat tarihinde önemli isimler ve genç kuşak üzerinde etkileri olmuştur. Her birimiz farklı üretimler yapıyoruz, aralarında sessiz, daha derinden, daha minimalist, oturaklı, ağırbaşlı söylemlerle işlerini üretenler var. Sanırım ben fazlaca bağırıyorum.

AYŞEGÜL SÖNMEZ/radikal
Yayın Tarihi : 18 Ekim 2007 Perşembe 15:58:01


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?