23
Şubat
2026
Pazertesi
YAŞAM

Böyle yaşanır mı yüzbaşı?

Palandöken Barajı'nın su tutma törenine köylülerin protestosu damgasını vurdu.

Köylerinin su altında kalacak olmasını protesto eden vatandaşlar, kendilerine söz verilen konutların hala yapılmayışını protesto etti. Çat İlçe Jandarma Komutanı, kalabalığa müdahale ederek, kalabalığı sert bir dille uyardı.

Yapımına 1994'te başlanan baraja su tutma işlemi bugün düzenlenen törenle başladı.

Ellerindeki pankartlarla tören alanına gelen, Aşağı Çat, Yukarı Çat, Tüysüz ve Taşağıl köylerinden bir grup konutlar bitirilmeden barajda su tutulmasına tepki gösterdi.

Toplu Konut İdaresinin (TOKİ), konutların temelini geç atmasını protesto eden köylüler, "Devlet bize yer gösterdi ve evleriniz burada yapılacak dedi.

Yıllardır evlerimiz inşa edilmedi. Toplu konutların temeli 1 hafta önce atıldı. Devlet Su İşleri bize süre vermeden barajda su tutmaya başladı.

Devlet konutları bitene kadar gidin çadırda yaşayın diyor. Bu soğukta çadırda yaşanmaz" diyerek tepkilerini dile getirdi.

Bu sırada grup arasından bir kişi devlet aleyhine slogan atınca Çat İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Özgün Ecevit Taşçı kalabalığa müdahale etti ve devlet aleyhine kimsenin slogan atamayacağını, buna izin vermeyeceklerini belirterek, kalabalığı sert bir dille uyardı.

Törende konuşan Erzurum AKP Milletvekili Ömer Özyılmaz da köylülere seslenerek, Palandöken Barajı'nın önemini anlattı. Özyılmaz'ın konuşması sırasında köylüler, evsiz kaldıklarını belirterek milletvekiline tepki gösterdi.

Erzurum Valisi Celalettin Güvenç ise törende yaptığı konuşmada köylülerin evlerinin en kısa sürede yapılıp teslim edileceği sözü verdi. Valiyi alkışlayan köylüler bu vaadin ardından ellerindeki pankartları indirdi.

Öte yandan tören öncesi protokolün tören alanına gelmesi sırasında protokol çadırında oturan köylülerin anons edilerek çadır dışına çıkarılmasına bazı köylüler tepki gösterdi.

Erzurum'un içme suyu problemine son verecek olan Palandöken Barajı 1993 yılında ihale edilmiş, 1994 yılında yapımına başlanmıştı.

Lezgi Çayı ve Pisyan Deresi üzerinde inşası uzun yıllar süren baraj bitme noktasına geldi.

İhale edildiği yıllarda 100 milyar lira harcanacak olan barajın maliyeti 2005 yılı birim fiyatları ile 60 trilyon lira oldu.

İHA
Yayın Tarihi : 4 Eylül 2005 Pazar 17:42:33
Güncelleme :25 Ekim 2005 Salı 23:43:47


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
mahmut IP: 85.102.225.xxx Tarih : 19.12.2005 21:03:42
Serdar Devrim Son Güncelleme 13:13 06.05.2004 Fakir çocuklara çamurdan ekmek DHA Erzurum Temsilcisi Kadir Sabuncuoğlu ile çamur-ekmekleri incelerken Erzurum’un Çat ilçesindeki Yatılı ilköğretim bölge okulunu gezerken, şeytan dürttü, ekmek dolabını açıp, bakacağım tuttu. Gördüğüm manzara inanın kanımı dondurdu. Hani bu tür baskınların bir numaralı ismi, gazeteci abimiz Uğur Dündar, “tüyü bitmemiş çocukların hakkını yiyorlar” der ya, çocuklara ekmek diye çamur yediriyorlarmış meğer. YİBO dediğimiz yatılı ilköğretim bölge okullarında kalan çocuklar, genelde çok fakir köylerden geliyor, biliyorum. Karavana da olsa, sıcak iki kap yemek, (pis değil Allah için) yıkık dökük de olsa kaloriferli bir okulda eğitim, eski püskü de olsa yumuşak bir yatakta yatmak... bu çocuklar için bir nimet, bunu da biliyorum. YİBO’lar koca koca binalar, genelde şehrin dışında, dünyadan uzak, loş, uzun uzun koridorlar... Yatılı okumak çocuğun içini ezer, hele hele 6-7 yaşındaki o bücürüklerin içine hüzün çöker, analarını özlerler! Ana babaların, fukaralıktan, okulsuzluktan, çaresizlikten ‘gurbete’ yolladığı bu çocuklar, yılın sekiz ayı öğretmenlerine, müdürlerine, yani Devlet’e emanet. Devlet biziz. Biz bu çocuklara sahip çıkmalıyız... Neyse, lafı uzattım. Diyeceğim, bunlar fakir, garip köylü çocukları, sahipleri yok... * Erzurum’un ilçesi Çat’taki YİBO’yu geziyorduk, Haluk Hoca ile. Gazetecilik bu ya, sağı solu kurcalıyorum bir yandan. Hangar gibi mutfağın girişindeki iki büyük çelik dolap gözüme çarptı. Ekmek dolabı. Kapağını açınca, inanın gözlerime inanamadım! Küçük yere tıkıldıklarından da belki, ekmekler eğri büğru, hamur gibi, çamur gibi, içleri sanki ıslak, lastik mubarek, koparmaya çalıştığınız zaman kopmuyor, ciklet gibi uzuyor önce, sonra yırtılıyor... Benim rengimin attığını görünce, aşçıbaşı koşup müdürü çağırdı. Adamcağız “Sana ne oluyor, sen Millî Eğitim Müfettişi misin?” diyeceğine, sağolsun, önünü ilikleyerek koşup geldi. - Gece nöbetçi öğretmen kabul etmiş bu ekmekleri. Soruşturma başlattık... Daha müdür sözünü bitirmeden, bu sefer yeşil kadife ceketli biri belirdi yanımda. Fırıncıymış. Okulun ekmek ihalesini kazanan müteahhit yani... Yok gece elektrik kesilmişmiş de, yok hamur soğumuşmuş da, yok çocuklar aç kalmasın diye iyi kötü çıkan ekmeği getirmişlermiş de, yok zaten parasını almayacaklarmış da... ”Ne diyorsun sen Bey? Sen şu evsafta ekmek vereceğim diye ihaleye girmedin mi? Fırının bozuksa ekmeği başka yerden alır getirirsin? Sen bu çocuklara bu çamur gibi şeyi nasıl yedirirsin?” Gazetecilik sınırlarını aştığımı, işin boka sarmaya başladığını görünce, efelenmeyi denedi önce... Yakasındaki bir sarı ampulü göstererek: - Ben AK Parti’nin Çat İlçe Başkanı’yım... - Bana bak Bey, ben öyle tehdide pabuç bırakmam. Baktı yemedi... - Yoook, öyle demek istemedim. Yani benim bir siyasî kariyerim var, şimdi laf çıkarsa bana zarar verir. Fırınını gezmeyi, yemek davetini reddettiğimiz fırıncıyı, hareket eden aracımızın penceresende asılı bırakıp Çat’tan ayrıldık. * Bir torbaya üç dört parça çamur-ekmek atmıştım göstere göstere. Bir parçası Çat Kaymakamı’na, bir parçası Erzurum Millî Eğitim Müdürü Ahmet Er’e... Az önce açıp sordum, Ahmet Bey “Çok vahim bir mesele Serdar Bey, çocuklarım adına size teşekkür ediyorum. Aynı gün inceleme ve araştırma başlattım, sonuçları size bildireceğim” dedi. Artık, YİBO’da gördüğüm bu acıklı manzarayı anlattığım bir Çatlı’nın bana söylediklerini Ahmet Er’e anlatmadım. İhaleyi alan müteahhidin, YİBO’daki öğretmenleri “Getirdiğim ekmeği imzalayıp almazsan canını yakarım!” diye tehdit ettiğine ihtimal vermem!...