Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Türkiye'nin bugün 2006'nın Haziran ayındaki kriz durumuyla kıyaslandığında çok daha iyi durumda olduğunu söyledi.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Ege Bölgesi Sanayi Odası'nda (EBSO) düzenlenen "Para Politikaları" konulu konferansa katıldı. EBSO Meclis Salonu'nda gerçekleştirilen konferansa İzmir Valisi Cahit Kıraç, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, EBSO Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ufuk Akgün ve çok sayıda sanayici katıldı.
Konferansta konuşan Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, küresel finansal piyasalarda yaşanan krizin önceki dönemlerde yaşanan krizlere göre farklılıklar taşıdığını söyledi. Önceki kriz dönemlerine kıyasla dünya piyasalarının toparlanmasının daha uzun süreceğinin beklendiğini ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu: "IMF, küresel büyüme hızının 2009 yılında yüzde 2.2'ye gerileceğini tahmin etmektedir. Bu oran, dünya ekonomileri için küresel bir resesyon anlamına gelmektedir. OECD'in yayınladığı son raporlar, önümüzdeki yıl 30 üye ülkeden 21'inde resesyon yaşanacağını öngörmektedir.''
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, küresel likidite koşullarında yaşanan olağanüstü değişimlerin uluslararası likidite koşullarına duyarlı diğer ülkeleri etkilediği gibi Türkiye'yi de olumsuz yönde etkilediğini dile getirdi. Yılmaz, Türkiye'nin risk primi göstergesinin diğer gelişmekte olan ülkelerin risk primine paralel şekilde artış gösterdiğini belirterek "Fakat Türkiye'nin risk primindeki bu artış, diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha düşük seviyede gerçekleşmekte" diye konuştu.
GEREKEN ADIMLAR ATILDI
Durmuş Yılmaz, ülkelerin global ortamda yaşanan kriz sonrası yapabileceklerinin belli olduğunu ve atılması gereken adımların atıldığını söyledi. Yılmaz, konuşmasında "İlk savunma hattı merkez bankaları ya krediyi ucuzlatmak için faiz oranlarını düşürüyor, piyasayın likidite ihtiyacını karşılıyor ya da faiz oranlarını değiştirmeden likidite sunuyor" dedi. Bunun birinci savunma hattı olduğunu anlatan Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: "Bunu ABD ve AB merkez bankaları yaptı. Eğer bu yeterli olmazsa ikinci savunma hattı olarak gözetim ve denetimle ilgili yapılacak şeylere bakılır, bu da yapıldı. Avrupa ve ABD'de açıkça satışlar yasaklandı. Bu da yetmedi sonuçta bizim aynen 2001'de yaptığımız gibi kamunun üzerine bir yük geldi. Vergi mükellefi bu zararları üstleniyor ve sistem yeniden realize ediliyor. ABD ve Avrupa'daki hükümetlerin bugün itibarıyla yaptıkları budur. Biz bunu niye yapmıyoruz sorusunun cevabıysa bizim ihtiyacımız yok. Biz bunu 2001'de yaptık, bize milli gelirin yüzde 25'i kadar yük getirdi.
Onun dışında ne yapılabilir? Eğer ülkelerin bütçeleri imkan veriyorsa, mali alan varsa belki toplam talebi canlandırmak üzere gevşetici mali politika uygulanabilir. IMF de bunu tavsiye ediyor. Özellikle bu konuda imkanı olan ülkelere. Ama bizim gibi ülkelerin mali alanı yok. Biz bu tür genişletici politikaları yapamayız, yapmamalıyız diye düşünüyorum. Çünkü bizim böyle bir alanımız yok."
EKONOMİLER İÇİN EN KÖTÜ HUSUS BELİRSİZLİK
Yılmaz, IMF ile anlaşma süreci konusundaki soruya yönelik ekonomiler için en kötü hususun belirsizlik olduğunu, bunun kısa sürmesinin herkesin yararına olacağını söyledi. Türkiye'nin bulunduğu durumu IMF'ye arzettiklerini ve bir ön teklifte bulunduklarını belirten Yılmaz, "IMF bize geri bildirimde bulundu. Biz şimdi geri bildirimde bulunuyoruz. Nasıl bir şekil alacağı konusunda henüz benim elimdeki şu andaki bilgiye göre de net değil" dedi.
Bir sanayicinin gelecek dönemde kurlarla ilgili tahmini sorması üzerine Yılmaz, kur ve faizleri etkileyen faktörleri bilmelerine karşın bunların her zaman aynı sonuçları vermediğini belirterek şöyle konuştu: "Kur ve faizlerin gelecekteki seviyesini bilsem bile söylemem. Merkez Bankası böyle bir taahhüt altına giremez" dedi.
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun zorunlu karşılıkların düşürülmesi talebiyle ilgili bir soru üzerine Yılmaz, "Ne yapacağımızı bir plana, projeye bağladık. Önceliklerini belirledik. İhtiyaç duyulduğunda, günü geldiğinde bunu yapacağımızı söyledik ve olduğumuz yerde de duruyoruz" karşılığını verdi.
Bir sanayicinin Merkez Bankası'nın net döviz rezervinin ne kadar olduğu yönündeki sorusu üzerine Yılmaz, Türkiye'nin döviz fazlası olduğunu söyledi. Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: "Bugün itibariyle devletin borçlarının tamamının ödeneceğini varsaysanız, bugün itibariyle Merkez Bankası'nın işçi dövizlerinden gelen borçlarının tamamının ve işçilerimize geri ödeneceğini varsaysak onun dışında Merkez Bankası'nın kamuya borcu varsa bunları düştükten sonra ne kadar dövize kalıyor diye sorarsanız dövizrezervi buna yetmiyor. Bir dönem itibariyle yapılır ve bir yıl içindeki döviz yükümlülüğünün kime ne kadar borç ödeyecek bunu biliriz. Buna baktığımızda yine de döviz rezervi açısından önemli açıdan netteyiz."
KASADAKİ PARA BİZE BİR ŞEY KAZANDIRMAZ
MB rezervinin toplam 70 milyar dolar olduğunu, bunun içinde farklı para birimlerinin de bulunduğunu belirten Yılmaz, bu rezervleri kanunun verdiği yetkiler çerçevesinde değerlendirdiklerini söyledi. MB'nin 70 milyar dolarlık rezervinin çok az bir kısmının kasalarında efektif olarak durduğunu belirten Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Geriye kalan kısmı muhabir hesaplarımızda. Cebinizdeki para size bir şey kazandırıyor mu? Kazandırmıyor. Paranızdan bir şey kazanabilmeniz için bankaya yatırmanız lazım.
Dolayısıyla biz bunu kasamıza koyarsak bir şey kazanamayız. Bundan bir şey kazanabilmemiz için bunu bir yerlerde değerlendirmemiz gerekiyor. Bunlar dış muhabirlerimizde. Amerikan doları, Amerikan muhabirlerimizde gibi. Aynı şekilde altını da değerlendiriyoruz. Türkiye'nin 116 ton altını var. Altının bir miktarı Ankara'da Merkez Bankası'nın altındaki kasalarda duruyor. Geriye kalan yurt dışı muhabirlerimizde. Kasadaki altın size bir şey kazandırmıyor. Yurt dışında altınınız olursa zaman zaman buna talep geliyor. Bunu verdiğinizde 3 ton altınınızı eylül ayında verdiğiniz de yılbaşında 3 ton 250 kilo dönüyor. Muhabirler ise merkez bankaları"
DALGALI KUR ÖNEMLİ BİR ŞOK ERİTİCİSİ
Dalgalı kur sistemiyle ilgili bir soru üzerine Yılmaz, dalgalı kurun önemli bir şok eriticisi olduğunu belirterek, bundan vazgeçmeyi düşünmediklerini söyledi.
Merkez Bankası'nın yüksek faiz düşük kur gibi bir politikası bulunmadığını ifade eden Yılmaz, "Bize verilen fiyat istikrarı çerçevesinde beklentileri yönetmeye yönelik faiz politikaları bulunmakta. Kurları değerli tutup enflasyonu düşük çıkarma gibi bir amacımız yok" dedi.
Yeni dönemde şirketlerin yurt dışı borçlanmalarının cari açığın finansmanında çok önemli rol oynadığını belirten Yılmaz, şunları söyledi: "Bizim reel sektörümüz yüzde 180'ler civarında dış piyasalardan eylül ayında bu çalkantıda borçlanabildi. Bizim de buradan çıkardığımız sonuç. Bu kadar çalkantıya rağmen yabancılar borç verenler neye güvenerek borç veriyorlar? Biz de kendimize soruyoruz. Varsayıma dayanarak bankalarımızın yurt dışında önemli teminatları var diye düşünüyoruz. Hiç kimse teminat olmadan bu borcu vermez diye düşünüyoruz."
BANKALAR VE REEL SEKTÖR
Yılmaz, "Kriz ortamında bankalarla hükümet arasındaki ilişkilerin önemi" hakkında bir soruya şöyle karşılık verdi: ''Biz şunu söylüyoruz ekonomi bir bütün. Bankalar tasarrufçularla yatırımcılar arasında bir köprü. Dolayısıyla reel kesimle bankaların ilişkisi kısa vadeli çıkarlar üzerine kurulmamalı. Orta ve uzun vadeli ortak çıkarlarda birleşilmeli. Reel kesim, bankacılık kesimi ayrımını doğru bulmuyoruz. Biz bir bütünüz, aynı gemideyiz. Dolayısıyla bankalar aldıkları paraları sanayiciler
kullandırmasalar zarar ederler. Kullandırırlarken de onların bir takım riskleri var. Bir yerlerden fon alıyorlar bu para bunların parası değil. Her ikisinin menfaatini birden gözetmek durumunda."
Merkez Bankası'nın ekonominin ihtiyaç duyduğu likitideyi sisteme vermeye devam edeceğini anlatan Yılmaz, mali kesime şöyle seslendi: "Biz sizin ihtiyaçlarınızı karşılayacağız, likidite sıkıntısı çektirmeyeceğiz. Siz de reel sektöre gereken ihtimamı gösterin, onlara yapılabilecekleri mevcut konjonktür içinde yapmaya devam edin."
İHTİYATLI OLALIM
Yılmaz, "Hükümet ile MB arasında krizin ne zaman biteceği konusundaki görüşlere yönelik bir uyuşmazlığın söz konusu olup olmadığıyla" ilgili bir soruya ise şöyle cevap verdi: "Finansal piyasada başlayan bu krizin birinci perdesinde sona doğru yaklaşıldı. Buradan reel sektör üzerine nasıl bir hasar verdiği çok önemli. Önümüzdeki dönem bunu göreceğiz. Buradan da tekrar dönüp finans kesimini vurabilir. İhtiyatlı olalım diyoruz. Söylediğimiz sadece bu."