22
Şubat
2026
Pazar
KİLİS

Eğitimin hali içler acısı

2009-2010 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILININ YARI TATİLE GİRMESİ

Eğitim Bir-Sen ve Memur Sen Kilis İl Temsilcisi Bekir Şen, 16 milyon öğrenci ve 680 bin öğretmen için 2009-2010 eğitim-öğretim yılının ilk yarısının tamamlandığını söyledi.

Kilis İl Temsilcisi Bekir Şen, yaptığı açıklamada, Eğitim hizmet kolunda örgütlü ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın yetkili sendikası olarak eğitim camiasında yaşanan sorunlara ilişkin tespitleri ve çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaşmak istediklerini belirtti.

Şen, "Ülkemizde sosyal barışı tesis ederek her alanda kalkınmayı hedefleyen yaklaşımları ve bu manada demokratik açılımları önemsiyoruz. İnsanı merkeze alan, insana göre devleti konumlandıran, 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışını sistemin bütününe benimsetmeyi amaçlayan bakışın; demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasayla neticeye ulaştırılmasını bekliyoruz. Devletin vatandaşına bakışını değiştiren, bireyi ve bireyin haklarını dikkate alan yeni bir kucaklaşma zemininin sağlanmasına yönelik adımları destekliyoruz. Bu çerçevede eğitim sistemimizin de vatandaşı biçimlendiren değil, yetiştiren, geliştiren, ufuk açan bir paradigmaya dayandırılmasının gereği aşikardır. Açılımların konuşulduğu bir dönemde, en öncelikli sorunlarımızdan biri olan eğitim konusunda da ciddi adımlar atılmalıdır. Bugünkü eğitim sistemimiz, ne yazık ki, nitelikli insan yetiştirmeye değil, sınavlara öğrenci hazırlamaya dönük bir çabayı yansıtmaktadır. Amaç, hayata hazırlık değil, sınavlara hazırlık haline gelmiştir.

Eğitimin felsefesi yeniden oluşturulmalı, tek tip insan yetiştirme yanlışından vazgeçilmelidir. En temel insan haklarından biri olan kadınların eğitim ve çalışma hayatına katılması, ülkemizde 21. yüzyıla yakışmayan uygulamalarla engellenmektedir. İnancının gereğini günlük hayatına da yansıtan kızlarımızın özgürlüklerinin okul kapılarında son bulması, milletimizin hak etmediği bir tablodur. Dünyada demokratik sistemle yönetilen hiçbir ülkede insanlar kılık kıyafetine göre bir ayrımcılığa tabi tutulmamaktadır. Bu bakış, ilkel bir bakıştır. Bu utançtan biran evvel kurtulmamız için çağdışı yasaklara son verilmelidir. Eğitim çalışanları, hayatlarını normal geçim düzeyinin altında sürdürmektedir" dedi.

Hükümetin yaptığı yüzde 2.5+2.5 zam, kışlık giyimde meydana gelen yüzde 30'un üzerindeki artış ve yeni yılda gelen zam dalgası karşısında erimiş durumda olduğunu vurgulayan Şen, "Geçim sıkıntısı yüzünden aile hayatında olumsuzluklar yaşayan bir eğitim çalışanının iş hayatında verimli olması beklenemez. Eğitim çalışanlarının, ekonomik şartların dışında özlük haklarına ve çalışma ortamlarına ilişkin çözüm bekleyen pek çok sorunu bulunmaktadır. Eğitimin önemi, önceliği ve niteliği ancak eğitim çalışanlarının görevlerinin başına sorunsuz gitmeleriyle anlamlı bir boyut kazanacaktır. Dolayısıyla eğitimdeki sorunlar da en aza indirilmiş olacaktır. Ne yazık ki, bu sorunların çözüm mercileri bugüne kadar gereken hassasiyeti gösterememiştir. Böylece eğitimin ve eğitim çalışanlarının sorunları giderek içinden çıkılmaz hale gelmiştir. 2009 toplu görüşmelerinde, 2010 yılı için kamu görevlilerinin aylık ve ücretlerine yüzde 2.5+2.5 oranında artış yapılmasını teklif eden ve Uzlaştırma Kurulu'nun yüzde 4+4 önerisini de kabul etmeyen hükümetin kamu görevlilerinden tedavi katılım payı uygulamasını katılım payı tutarlarında yüzde 33 ila yüzde 150 arasında değişen oranlarda artış yaparak, 8 ve 15 TL'ye yükseltmesi, kabul edilemez bir durumdur. Hükümet, toplu görüşmede teklif ettiği yüzde 5'lik artışın büyük bir bölümünü katılım payıyla kamu görevlilerinden tahsil etmek amacını ortaya koymuştur. Başta üyelerimiz olmak üzere kamu görevlilerinin sağlık hizmetlerinden ücret ödemeden yararlanmasını sağlamayı amaçlayarak, Danıştay'da açtığımız iptal davasının lehimize sonuçlanacağına inanıyoruz.

Hükümet, ekonomik krizin faturasını kamu çalışanlarına çıkarmaktan vazgeçmeli, tedavi katılım payı uygulamasına, açtığımız iptal davasının sonucunu beklemeden, son vermelidir. Eğitimde yaşanan olumlu-olumsuz gelişmeler, eğitim çalışanlarını etkilediği gibi öğrenci ve veliler boyutuyla ülke insanının hemen tamamını da etkilemektedir. Ülkenin geleceği açısından devletin tüm kurumlarının eğitimin meselelerine çözüm odaklı bir yaklaşım içerisinde olmaları gerekmektedir. Eğitimin çözümü öncelik gerektiren sorunlarının başında öğretmen istihdamının çarpıklığı gelmektedir. 2009'da KPSS'ye giren öğretmen adayı sayısı 250 bine ulaşmaktadır. Sınava giren öğretmen adaylarının o yıl içerisinde yüzde 15-20'si öğretmen olarak atanmaktayken, yüzde 75-80'i ise ya yeniden KPSS'ye hazırlanmakta ya dershanelerde düşük bir ücret karşılığında mesleğini icra etmekte veya mesleği dışı işlerde çalışmaktadır. Bakanlığın bu yığılmayı önleme ve öğretmen adaylarının sorunlarına çözüm bulma noktasında YÖK ve üniversitelerle koordinasyon ve planlama neticesinde alanlara göre öğretmen ihtiyaç çalışması yaparak, her yıl aldığı öğretmen sayısını artırması gerekmektedir. Bakanlığın 15-20 bin öğretmen atayarak, 100 bini bulan öğretmen açığını kapatması mümkün değildir.

Öğretmen açığı; sözleşmeli, vekil, ücretli öğretmen alımıyla kapatılmaya çalışılmaktadır. Sürekli ifade ettiğimiz bir hususu tekrar ifade ediyoruz ki, öğretmenin vekili, sözleşmelisi, ücretlisi olmaz. Doktorun, hakimin, polisin vekili, sözleşmelisi, ücretlisi olmadığı gibi, öğretmenin de olmaz, olmamalıdır. Vekil, ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygul le hayatında olumsuzluklar yaamasına biran önce son verilmelidir. Mevcut sözleşmelilerin derhal kadroya geçirilmesine yönelik başlatılan çalışmalar Kurum İdari Kurulu'nda vardığımız mutabakatın gereği olarak bir an önce sonuçlandırılmalıdır. Kadroya geçişleri sağlanan öğretmenlerin sözleşmeli olarak çalıştıkları hizmet

bölgeleri ve çalışma süreleri dikkate alınarak hizmet puanı verilmeli, sözleşmelilikte geçen süreler dikkate alınarak adaylık sürecinden muaf tutulmalı, zorunlu hizmet bölgelerinde görev yaptıkları süreler, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'nde ön görülen zorunlu çalışma sürelerinden düşürülmelidir. 2004 yılında yapılan Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselmeye ilişkin yasal düzenleme sonrasında; 2005 yılında uzman öğretmenlik sınavı yapılmış, sınavı kazanan öğretmenlerin bir kısmı uzman öğretmen olurken, bir kısmı da farklı gerekçelerden ve yanlış uygulamalardan dolayı uzman öğretmen olamamıştır. Sonuç itibariyle uzman öğretmen olabilmek için gerekli şartları haiz olup, sınavı kazandığı halde uzman öğretmen olamayan çok sayıda eğitim çalışanı mağdur durumda bulunmaktadır. Kurum İdari Kurulu'nda mutabakata vardığımız üzere, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda yasanın iptal edilen maddeleri yeniden düzenlenerek, Kariyer Basamaklarında Yükselme süreci başlatılmalı, en kısa sürede de sonuçlandırılmalıdır" dedi.

Giyim Yardımı Yönetmeliği çerçevesinde yardımcı hizmetler sınıfı çalışanlarına verilen giyim yardımının ayni değil, nakdi olarak ödenmesi konusunda bu yılki toplu görüşmelerde ve MEB Kurum İdari Kurulu'nda varılan mutabakat hayata geçirilmesi gerektiğini savunan Şen, sözlerini şöyle sürdürdü;

"Milli Eğitim Bakanlığı, ek ders esaslarıyla ilgili olarak 2006 yılında yaptığı bir değişiklikle yönetici ve öğretmenlerin kazanılmış haklarını ellerinden almıştır. Ek derslerle ilgili hakkaniyet ölçülerini gözeten, mağduriyete ve suiistimale yol açmayan yeni bir düzenleme yapılmalıdır. Yöneticilerin okullardaki iş yükü göz önünde bulundurularak, haftada aylık karşılığı girdikleri 6 saat zorunlu ders görevinin "6 saate kadar" biçimine dönüştürülmesine yönelik Kurum İdari Kurulu'nda vardığımız mutabakat hayata geçirilmelidir. Alan yönüyle bir ayırım yapılmaksızın master derecesi alanlara yüzde 25, doktora derecesi alanlara yüzde 40 artırımlı olarak ek ders ücreti ödenmesinin sağlanmasına yönelik düzenleme yapılmalıdır. Ders yılı içerisindeki iş günlerinde çeşitli nedenlerle tatil edilen günlerde ders görevlerini fiilen yerine getiremeyen öğretmenlerin söz konusu günlere denk gelen ders görevlerini yapmış sayılmaları hususunda gerekli düzenlemenin yapılmasına yönelik Kurum İdari Kurulu'nda vardığımız mutabakatın gereği bir an önce yerine getirilmelidir. Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (EBSAM) 78 ilden bin 918 öğretmen üzerinde gerçekleştirdiği "Öğrenme Ortamlarının Değerlendirilmesi" konulu araştırmasına göre, öğretmenlerin yüzde 53.5'i öğrenme ortamlarının yetersiz olduğunu düşüyor. Araştırma, okulların çok amaçlı salon ve spor tesislerinin, le hayatında olumsuzluklar ya laboratuarlarının, kantinlerinin, kütüphanelerinin yetersizliği konusunda da çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.

Öğrenme ortamlarının yetersizlikleri sıralandığında; çok amaçlı salon ve spor tesisleri yüzde 77.7, laboratuarlar yüzde 58.6, kütüphane yüzde 57.7, kantin yüzde 53.1, okulun ve sınıfların fiziksel şartları yüzde 52.4, eğitim araç-gereçleri yüzde 52.4 olarak görülüyor. Öğrenme ortamlarını meydana getiren bileşenler önem derecesine göre acilen gözden geçirilmeli ve yeterli hale getirilmelidir. Eğitimin niteliğinin artırılmasının yolu, aynı zamanda öğrenme ortamlarının kalitesinin artırılmasından geçmektedir. Eğitim kurumlarında, hizmetli yetersizliğinden dolayı temizlik ve hijyen yeterince sağlanamamaktadır. Özellikle, toplu yaşanan yerlerde hastalık yapan bakteri ve virüslerin kolayca yayıldığı ve okulların bu tür toplu yaşanan yerlerin başında geldiği düşünülürse, temizlik ve hijyen konusunun ne denli önemli olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Okulların birçoğunda hizmetli bulunmamakta, her yıl açılan yüzlerce yeni okula yeterince hizmetli verilememektedir.

Okullarda bulunan mevcut hizmetliler de yeterince verimli çalıştırılamamaktadır. Anadolu'nun birçok yerinde temizlik konusunda durum bütünüyle içinden çıkılmaz bir haldedir. Bu nedenle, Bakanlık okulların temizlik sorununu çözmek için yeterli miktarda hizmetli alımına gitmeli ve bu konuda alınacak başka tedbirler noktasında acil bir çözüm planı geliştirmelidir. Eğitim sistemi, sınav ve dershane odaklı olmaktan kurtarılmalıdır. Bunun yolu, okullardaki yönlendirme çalışmalarının güçlendirilmesinden geçmektedir. Bireyin en önemli gelişim aşaması olan meslek seçimi, hayatı boyunca vereceği en önemli kararlardan biridir. Meslek seçiminin bilinçli bir yöntemle yapılması, hem kişi ve ailesi açısından hem de ülkenin geleceği açısından önem arz etmektedir. Meslek seçiminde öğrencinin bireysel özellikleri yanında ilgi, yetenek ve değerlerinin önemli olduğu, ailelerin ve öğretmenlerin bu noktayı göz nünde bulundurarak mesleki yönlendirme yapmaları önemlidir. İlköğretimdeki öğrencilerin eğilimleri belirlenip yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekildeki bir yönlendirme, üniversite kapılarındaki yığılmaları önleyecek, eğitimdeki ve insan kaynaklarındaki verimliliğin artmasına da sebep olacaktır" dedi.

İHA
Yayın Tarihi : 21 Ocak 2010 Perşembe 11:22:04
Güncelleme :21 Ocak 2010 Perşembe 15:06:27


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?