Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, yurt dışına gönderilecek yüksek lisans öğrencilerinin seçimi dahil olmak üzere birçok konuda YÖK ile yaşanan tartışmalara değinerek, "Bizim hiçbir kurumla, şahısla alıp veremediğimiz yoktur. Kin ve kan davamız yoktur. Biz, bu ülkeyi daha iyi yere götürmek, çocukları daha iyi eğitmek için çaba gösteriyoruz. Uzun yıllar bu ülke rölantide götürülmüş. Bu ülkenin rölantide çalışmaya tahammülü yok" dedi.
Milli Eğitim Bakanı Çelik, TGRT Haber'de yayınlanan "Çerçeveden Yansımalar" adlı televizyon programına katılarak gündemdeki konularla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
Çelik, 1929 yılında çıkarılan 1416 sayılı Ecnebi Memleketlerine Gönderilecek Talebeler ile İlgili Kanun kapsamında öğrencilerin yurtdışına gönderilmesini Milli Eğitim Bakanlığı'nın organize ettiğini söyledi. Çelik, söz konusu kanunun çıktığında üniversite dahi olmadığını belirterek, bu işin Milli Eğitim Bakanlığı'nca yapıldığını hatırlattı. Çelik, YÖK'ten bu konuda yapılan "Bu bizim işimizdir, onlar gönderirse dönüşte üniversitede çalışamazlar" şeklindeki açıklamalara değinerek, "Şüphesiz YÖK de öğrenci gönderebilir. Bunlar öğretim üyesi adayıdır. Milli Eğitim Bakanlığı'nın gönderdikleri ise öğretim üyesi adayı değildir. TÜBİTAK, İstatistik Kurumu vb. istedikleri kurumlarda çalışabilirler. Nitekim birçok kurumun bize müracaatları var ve kendi kurumlarına uygun yetişkin eleman istiyorlar. Biz de gelecek 20 yılda önem kazanacak alanlarda çalışma yaptık" diye konuştu.
Son 10 yılda bin 755 öğrencinin yurt dışına gönderildiği belirten Bakan Çelik, Başbakan Erdoğan'a bu konuyu ilettiğini ve Başbakan'ın, "Ya yöneten ya da yönetilen bir ülke olacağız. Bunun için dünyayı iyi bilen ve çağı yakalamış insana ihtiyacımız var" dediğini ve bu çerçevede projenin hayata geçirildiğini söyledi. Çelik, ayrıca bu proje için 5 yılda 5 bin öğrenci gönderilmesi için 50 milyon YTL finansman ayrıldığını bildirdi.
Çelik, yurt dışına yandaş öğrencilerin gönderildiği şeklindeki iddialara güldüğünü belirterek, öğrenci seçimi konusundaki kriterler konusunda şunları kaydetti:
"LES'ten 60 ve üstü puan alan ve yüksek öğretim ortalaması 100 üzerinden 70 veya 4 üzerinden 2.7 olan öğrencilere başvuru hakkı verdik. 2 bin öğrenci başvurdu. 870 öğrenci sınava girdi. 609 kişi sınavı kazandı. Yandaşların seçildiği söyleniyor. Tek ölçünün başarı olduğu yerde 870 kişi başvuruyor ve 609'u sınavı kazanıyor. Bu çok saçma bir şey."
YÖK-MEB arasındaki çekişme
Çelik, sınav sırasında yapılan ve eleştirilen mülakat konusuna da dikkat çekerek, "Üniversitelerde yüzde 90 oranında mülakat etkendir. 'Ben yaparsam doğrudur, başkası yaparsa yanlıştır' demek, doğru olmaz" diye konuştu.
Bu konuda mahkemeye başvurulacağı şeklindeki iddialar üzerine ise Bakan Hüseyin Çelik, "Mahkemeye başvurmanın akılla bağdaşacak tarafı yok. Hangi finansmanla ve ne tür bir sistemle yurt dışına gittiğiniz değil, diplomanızın değeri önemlidir. YÖK'ün bu teşebbüsümüzden memnun olması gerekir. Sizin için bir potansiyel oluşturuyoruz. Onlar dava açıyor. Şimdi biz, kavga mı etmiş oluyoruz?" açıklamasında bulundu.
Çelik, YÖK-MEB arasındaki çekişmenin asıl nedeninin sorulması üzerine, Türkiye'deki üniversite çeşitlerinden örnek vererek, "Sabancı ailesi kendi öz kaynaklarından yola çıkarak üniversite kurdu. Koç ailesi de kurdu. Bunlar vakıf üniversitelerdir. Şimdi Sabancı Üniversitesi'ndeki tüm akademik işleyişi yöneten üniversite rektörü, üniversitenin Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı'yı görmemezlikten gelerek hiçbir şey yapamaz. Bunun gibi devlet üniversiteleri de, kamu kaynaklarıyla ayaktadırlar. Personeli, arsayı, finansmanı hükümetten istiyorlar. Biz de millet adına bu kaynakları veriyoruz. Yani üniversitelerin asıl sahibi millettir. Tasarruf hakkını temsili demokraside hükümet kullanır. Biz şunu bunu yapın veya yapmayın, dediğimiz zaman bunu akademik özgürlüğe aykırılık olarak görüyorlar. YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı değildir ama ilgili kuruluştur. Bütçelerini ben temsil ediyorum. YÖK'ten sorumlu bakan benim. Madem kamu adına icra yapıp, kamu adına bütçelendirmeyi yapıyoruz, üniversiteler de 'bize personel, kaynak verin ve bunu nasıl harcayacağımız konusunda da kimse bize hesap sormasın' deme hakkına sahip değildir" değerlendirmesini yaptı.
2000 yılında Türkiye'de "Araştırma Geliştirme" çalışmalarına 177 trilyon lira ayrılırken, 2006 yılında 1 katrilyon 283 trilyon liralık kaynağın AR-GE'ye ayrıldığını, 300 trilyonun TÜBİTAK'a verildiğini, 245 milyon Euro'nun da eğitimle ilgili AB fonlarına verildiğini söyleyen Çelik, "Üniversitelere, 'Gidip oralarda araştırma yapın' dedik. Maalesef AB fonuna ayırdığımız paranın yüzde 15'lik kısmından faydalanabildik. Rektörlerimizin bunlara yoğunlaşması lazım" dedi.
YÖK'ün legal ve Anayasal bir kuruluş olduğunu belirten Bakan Çelik, "Bir insana kendinizi çok yakın hissetmeyebilirsiniz ama devlet görevinde birbirimizi saymak zorundayız. Üniversitelere akademik olarak, ilk ve ortaöğretime de pedagojik olarak yaklaşıyoruz. İthamda bulunanlar kendilerini sorgulasınlar" şeklinde konuştu.
"Anadolu liselerinin sayısı arttı"
Anadolu liseleri hakkında da bilgi veren Bakan Çelik, göreve geldikleri dönemde 425 adet olan Anadolu Lisesi sayısını 796'ya çıkarttıklarını, 46 bin olan kontenjan sayısını da 100 bine ulaştırdıklarını kaydetti. Öğretmen liselerinin sayısını 92'den 154'e, 55 adet olan Fen Lisesi sayısını da 77'e çıkarttıklarını açıklayan Çelik, okul kontenjanlarını ortalama yüzde 50 oranında arttırdıklarını, Anadolu liselerindeki kontenjanın ise yüzde 150 oranda artış gösterdiğini, ancak kimsenin bunları görmediğini ifade etti.
"Kimse ÖSYM'ye boş kontenajnların hesabını sormuyor"
Bakan Çelik, CHP'nin gensoru konusu haline getirdiği OKS'deki boş kontenjanla ilgili olarak şöyle konuştu:
"ÖSYM'ye bakalım. Geçen yıl ikinci yerleştirmede lisans programlarında 4 bin 670, meslek yüksek okullarında da 27 bin kontenjan açığı vardı. Kimse kalkıp bunun hesabını sormadı. Üstelik buradaki boşluk yıl boyunca devam eder ama liselerde yatay geçişlerle bu boşluklar kapatılabiliyor." Anadolu Liselerine başvuru kılavuzunda yerleştirme konusunda değişiklik yaptıklarını ve birinci yerleştirmenin ardından ikinci yerleştirmenin yapılacağını ilan ettiklerini kaydeden Bakan Çelik, "Birinci ve ikinci yerleştirmenin ardından tüm kontenjanlar doldu ama bir kısmı kaydını yapmadı. Kimi genel liselere, kimi başka tür liseye gitmeyi tercih etti. Kayıtlarını yapsalardı boşluk sıfır olurdu" dedi. Kılavuzda yer alan "üçüncü yerleştirme yapılmayacak" ilkesinden hareketle üçüncü yerleştirmeyi yapmadıklarını söyleyen Bakan Hüseyin Çelik, OKS'de üçüncü yerleştirme yapmamaları gerekçelerini de şöyle açıkladı;
"Eğer üçüncü yerleştirmeyi yaparsak, ikinci yerleştirmede kötü yere giden öğrenci bizi dava eder ve tüm sistem alt üst olur. Bu bir nevi ihale sistemi gibidir. Ayrıca, Anadolu Liselerinde kaliteyi tutturmak zorundayız. Örneğin birinci yerleştirmede bir öğrenci herhangi bir liseye 496 puanla girerken, ikinci yerleştirmede aynı okula bir başka öğrenci 178 puanla girebilecek. Üçüncü yerleştirmede ise daha düşük bir puanla aynı okula giriş yapılmış olunacak. 496 puan alan öğrenci ile 150 civarında puan alan öğrenci aynı okulu paylaşacak. Aradaki kalite farkına bakın, öğretmen nasıl anlatacak bu dersi. Ayrıca üçüncü yerleştirme olursa, tüm öğrencileri dikkate alarak yeniden bir yerleştirme yapmak zorundasınız. Bu durumda ne olur, yerleştirmesi herhangi bir okula yapmış olanlar da, daha iyi bir okula kayıt yaptırmak için üçüncü yerleştirmeye dahil olur ve bu kez diğer okulda kontenjan açığı olur. Liselerin illa da tıkış tıkış dolması gerekmiyor. Ayrıca yatay geçişler sağlanacak ve boş kontenjanlara yatay geçişler sayesinde çevre ilçelerden illere geçiş sağlanmış olacak ve kaliteli okullarda açıklar yine kapatılacak." Benzeri kontenjan açıklarının ÖSYM'nin yaptığı yerleştirmelerde de olduğunu ve birçok üniversitede kontenjan açığı olabildiğini kaydeden Bakan Çelik, "Kimse kalkıp bunun hesabı sormadı. Üstelik buradaki boşluk yıl boyunca devam eder" dedi.
Bu gelişmelere rağmen yapılan eleştirilere ve hatta gensoru vermeye kadar giden muhalefetin sert tavrına anlam veremediğini kaydeden Bakan Çelik, "Bu tamamen hasmane bir tutumun göstergesidir. Muhalefet demokrasilere mahsus bir güzelliktir. Biz düşmanlık düzeninde siyaset yapmamalıyız. Büyük küçük tüm partiler siyasi rakibimizdir ama kimse düşmanımız değildir. Kavgaya ve düşmanlığa dayalı siyaset yapıldığı zaman, bu topluma da yansıyor" şeklinde konuştu.
İHA
Yayın Tarihi :
26 Eylül 2006 Salı 15:31:59
Yorumlarınız
serdar aydın IP: 212.174.189.xxx Tarih : 19.06.2007 10:42:09
mrb arkadaşlar ben çok şükür orta okulu btitdim eğer konrejan boşluğu olan liselerde haberi olan varsa yardım ederseniz sevinirim