21
Şubat
2026
Cumartesi
ÇANAKKALE

AVRUPA’NIN BAYRAMI

Kurban Bayramını Bulgaristan’da doğduğum topraklarda yakınlarımla geçirdim. Bir taraftan yüreğimizin bağlı olduğu Çanakkale’de olup bitenleri takip ederek.
Çanakkale’de kriz mevsimi olarak adlandırdığım 2004 kışı sanırım hafızalarda bir felaket zamanı olarak yer tutacak. Şiddetli tipi ve fırtınanın neticesi orta çağ karanlıklarına gömülmüş, tam anlamıyla “Batının Hakkari’si” bir şehir manzarası vardı karşımızda.
Yerli turiste yansıtıldığı gibi tarih- doğa- denizdir Çanakkale’yi tanımlayan kelimeler. Ama sadece havalar iyiyken. Geri kalan zamanlarda susuzluk- elektriksizlik- yönetimsizlik damgasını vuracak gibi gözüküyor. Şimdi fatura çıkarma zamanı. Önce afetin zararlarının meydana çıkmasında ihmali olanlara sonra da kendimize çıkarmalıyız hesabı. Biraz kadercilik, biraz şark kurnazlığı, uyanık numaraları ve peşi  sıra ortaya çıkan ihmaller zinciri, ortak aklı kullanamama, krize entegre olamama...yönetimsizlik.Yaşanan sıkıntılarda hepimizin payı var. Ama en çok da Çanakkale’de rekabet yerine rehaveti seçenler ve kalkınma, sosyal adalet yerine atalete yer verenler kabahatlidir.
Dondurucu bir soğuk ve kalın kar tabakasının hakim olduğu koşullar altında gerçekleştirdiğim Bulgaristan’a seyahatim boyunca kapalı tek bir yol, elektriksiz, susuz tek bir köy ya da şehre rastlamadım, duymadım. Kimse yollarda kalmamıştı ve beklenmeyen bir durumla karşılaşılmamıştı. Çünkü sosyalist dönemden kalma kemikleşmiş toplumsal sorumluluk herkesin görevini duyarlılık ve ciddiyetle öğretmişti. Aynı geleneksel toplumsal sorumluluk AB’nin yeni yapılanmasında da Bulgaristan’ın rolünü belirleyecektir. Öteden beri belirttiğim gibi müstakbel AB ailesinde Bulgaristan, Türkiye’nin yanında en güçlü partneri olarak yer almalıdır.
Avrupa’yı yöneten çevreler ve özellikle üç büyükler (Fransa-Almanya ve İngiltere), ülkemizin kuşa kurda yedirilmemesi gerektiğini ilk defa açıkça söylemeye başladılar. İslamcı terörün sarsacağı ve istikrarsızlaştıracağı Türk modelinin mutlaka korunması gerektiğini, bunun en etkili şeklinin de, 2004 Aralığında bu ülke ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılması olduğunu vurguluyorlar.  Alman, Fransız ve İngiliz Dışişleri Bakanlarının ardı ardına aynı açıklamaları yapmaları boşuna değildir. 11 ay sonraki kararı mutlaka etkileyecektir.  Ancak bunun gerçekleşebilmesinin tek koşulunun, yine Kopenhag kriterlerinin tamamlanmasından geçeceğini unutmamalıyız. Çetin Altan’ın dediği gibi enseyi karartmamak lazım. Kıbrıs meselesi de çözümlenecektir, Türkiye AB üyesi de olacaktır, kötü hava koşulları da sona erecektir. Tek tehlike hatalardan ders almamak ve  "İşte gördünüz, Kopenhag kriteri diye, İnsan Hakları ve Demokrasi adına yasaları değiştirdik, başımıza neler geldi" mantığının ön plana çıkmasıdır. Bu tuzağa kendimizi düşürmezsek, Türkiye 11 ay sonra istediğini elde edecek ve Avrupa'daki yerini alma yolunda en önemli adımını atacaktır.
Başkalarının düşündüğü gibi dil, din, ırk farklılıkları ciddi sorunlar teşkil etmekten uzaktır.  En azından benim 2007’de AB tam üyeliğine hazırlanan Bulgaristan’da karşılaştığım manzaralar bu düşüncemi doğrular vaziyetteydi:
Bayram namazını Şumnu’daki tarihi Tombul Camiinde kıldıktan sonra Silistre’deki soydaşlarla bayramlaştık ve kesilen kurbanların etiyle pişenler Sünni, Bektaşi, Katolik, Protestan...dinli dinsiz, Bulgar, Türk, Pomak dostlarla aynı masanın etrafında yenildi, içildi. Sokakta bizi tanıyan Bulgar arkadaşlarımız bayramımızı tebrik etti, sağlık ve şans dilediler. Kamuda görev yapan Müslümanlar izinli sayıldı. Öğrencilere bayram tatili verildi.
Demek istiyorum ki, karşılıklı saygı ve hoşgörü ile çözümlenemeyecek hiçbir sorun yoktur. Duyarlılık ve sorumlulukla hareket edildiğinde kimse yolda kalmayacaktır. Elektriksiz şehirlerimizde ve zihinlerimizdeki Orta Çağ karanlıklarından kurtulmanın yolu Avrupa Birliği ile bütünleşmekten geçmektedir. O gün Avrupa’nın bayramı olmalıdır. Aslında, geriye çok az bir yol kaldı.
 
Deniz Dönertaş
Yayın Tarihi : 12 Şubat 2004 Perşembe 22:26:14


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?