Gelibolu tarihte çetin çarpışmaların aynı zamanda uluslar arası dostluk ve barış kültürünün filiz verdiği bir mekanı ifade ediyorken günümüzde rant savaşlarını yaşandığı bir yer olarak ün yapıyor.
Tarihi ve kültürel önemi gittikçe artan Gelibolu ulusal ve uluslar arası menfaat çevrelerinin de ilgisini çekerek özellikle turizm etkinliğinde artan hareketlilik karşısında pastadan en büyük parçayı kapmaya çalışanlar ve taşeronlarınca hukuksuzluğun, yasa dışılığın, illegali tenin akla gelebilecek her türlü girişimleri de dar alanda kısa paslaşmalarla sahnelenmeye çalışılıyor.
Birinci Dünya Savaşı'nın en kanlı çarpışmalarının yaşandığı Gelibolu Yarımadası'ndaki muharebe alanlarını, Anzak Koyu'nu, anıt ve çeşitli ülke şehitliklerini kapsayan bölgeye girişin ücretli olması için Türkiye'de yapılan hazırlıklara, Avustralya medyasının sert tepki göstermesi ile başlayan tartışmalar Avustralya'nın çeşitli gazetelerinde yer alan haber – yorumlarla, 'Atalarımızın mezarlarını para vererek ziyaret edeceğiz' denilerek, 25 Nisan'daki geleneksel Anzak Günü'nde yürürlüğe girmesi beklenen uygulama ağır dille eleştirildi.
Hobart Mercury gazetesi, "Gelibolu'da savaşa dönüş, Anzak mezarlarının ticarileştirilmesi planında ilk kurşunlar atıldı" başlığıyla verdiği haberde, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'ndaki tesislerin 15 milyon dolarlık bir proje kapsamında yenileneceği ve alana yeni anıtlar dikileceğini bildirdi.
Habere göre proje, Milli Park'a hafif raylı sistem, restoranlar ve bir sinema inşa edilmesini, ses ve ışık gösterileri için sistem kurulmasını içeriyor. Gazete, adını açıklamadığı bir Türk tarihçinin, "Gelibolu Disneyland'e benzeyebilir" uyarısına da yer verdi. Aynı gazete, paralı giriş uygulamasının Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu ve müttefikler arasında imzalanan, şehitliklerle anıtlara serbest erişim imkânı sağlayan antlaşmaya da aykırı olduğunu da ileri sürdü.
Haberin duyulmasıyla Avustralya Federal Hükümeti projenin boyutunu öğrenmek için araştırma talimatı verirken, bir başka Avusturalya gazetesi Advertiser ise, internet sitesinde okuyucularının uygulamaya tepkilerini yazmaları için özel bir köşe açtı.
Gelibolu'da Britanya bayrağı altında savaşarak dünya tarih sahnesine ilk kez Çanakkale Savaşı'nda çıkmış Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar tepkilerini bu şekilde ortaya koyarken Anglo-Saksonlara özgü uyanıklıkla menfaatlerini korumayı başardılar mı bilemiyorum, çünkü bir kaşık suda başlatılan fırtına neticesinde bizim hükümetten konu ile ilgili ne başta ne sonda herhangi bir açıklama gelmedi. Yani biz de olayı haber yapan ve sansasyonel bir biçimde hareket eden bölgedeki yabancı gazeteciler ve “içimizdeki Avustralyalılardan” öğreniyoruz ve öğrendikçe Gelibolu Tarihi Yarımadası üzerindeki çıkar odaklarını daha iyi tanıyoruz.
Eceabat’ta ikamet eden Avustralya’lı muhabir ya da televizyoncu ya da acemi tur operatörü Bill Sellars’ın aktardıklarına göre Milli Park görevlileri, Eceabat Kaymakamı ve Ankara’daki yetkili merciler giriş ücreti planını yalanlamayarak (aynı zamanda doğrulamayarak) Sydney Daily Telegraph editörünün ağzına sakız oldular. Allah’tan bu “uluslar arası kriz” karşısında imdadımıza yetişebilecek dostlarımız vardı. Hemen bölgede konukseverliği ile anılan otelci Enver Yılmaz’ın sorup soruşturarak Avustralya Ulusal Radyosu canlı yayınına bağlanması ve ANZAC’ları rahatlatıcı malumatları vermesiyle “giriş ücreti” tartışmasına geçici bir nokta kondu. Asıl ilginç olan ise “Çanakkale International Centre” adıyla faaliyet gösteren ve ömrü sadece iki ay süren derneğin bu durumu devleti yanlış yapmaktan çeviren önemli bir sivil toplum başarısı olarak aktarmasıydı.
Bu olay da başlı başına göstermiştir ki, faaliyet yürüttüğü sosyal çevrenin gerçek sorunlarıyla ilgilenmeyen misyonu ve vizyonu tam olarak belirlenmemiş, iletişim ve iş yapma ve ortak hareket etme yöntemlerini sağlıklı bir biçimde saptayamamış tek kişilik sosyal organizasyonların akıbeti fiyaskodur. Bölünme ve dağılma sancılarından sonra aynı irrasyonel söylemle bu defa “Troia International Centre” kimliğiyle re-organizasyonunu Çanakkale’nin şiddetli lodosuna “brainstorming” rüzgarlarını ekleyerek kurumsal olmaktan çok kişisel çıkarların ön plana geçeceği bir yapılanmayla yoluna devam etme niyetinde.
Keşke STK’lar bakımından oldukça zengin olan Çanakkale’nin ihtiyaçlarını temin etmede itici güç oluşturacak bir sosyal organizasyona başarı dileyebilsek ama maalesef elit emekli kesimin ve seçkin görevlerde bulunan rehavet ve inzivadan canı sıkılan kitlenin içerisinde bulunduğu sivil toplum yapılanmaları birer “entelektüel mastürbasyon” aracı olmaktan öteye gidemiyorlar.
Asıl değinmek istediğim konu ise Milli Park Müdürlüğü’nün açtığı Mihmandarlık ve Kılavuz Kursu ile ilgiliydi. Başvuru için değişik kriterler olmasına karşın en çok göze çarpan ise kursiyerlerin Çanakkale Turizm ve Tanıtım Derneği veya Çanakkale Şehitleri Tanıtım ve Araştırma Derneği üyesi olmaları gerektiğiydi. Neyse ki bu durum politik tehditlere rağmen duyarlı çevreler tarafından daha başındayken engellenebildi.
Her iki dernek şehitlikleri ziyaret eden tur gruplarına kanuna aykırı olduğu halde kaçak rehber temin etmekte olduğu ve " Profesyonel Turist Rehberliği" mesleği devletimizin kanun ve yönetmelikler ile belirlendiği halde nasıl yine devletin bir kuruluşunun buna karşı gelerek bir Mihmandarlık ve Kılavuz Rehber Kursu açmasının mümkün olduğunu göstermiştir.
Esasında Gelibolu’nun turizminden sağlanacak rant kavgasının olduğu her iki olay karşısında unutmamak gerekir ki kaçak turizm hizmeti kaçak tur – seyahat faaliyetlerini de yaratacak ve kontrol edilmesi güç bir ortam yaratacaktır. Bunun bedelini zor ekonomik şartlar altındaki Seyahat Acenteleri ve Profesyonel Turist Rehberleri ödememeli.