21
Şubat
2026
Cumartesi
ÇANAKKALE

KAÇAK KAZILAR DEVAM EDİYOR

Yaşanan son ekonomik krizlerle birlikte, define arayanların sayısında da artışa oldu. Yoksul vatandaş, zengin olmak için artık define aramaya çıktı. Önceden gizli gizli yapılan bu iş, alınan Define Arama Ruhsatı'yla herkesin gözü önünde yapılıyor. Son 10 yılda 1630 kişi, 2001 yılı içinde ise 122 kişi define arama ruhsatı almış. Fakat, aranılan yerlerde şu ana kadar bir şey çıkmamış.
Bilinçsizce yapılan kazılar ve köstebek yuvası gibi lime lime edilen toprak...Hiç kolay değil kaçak kazının önüne geçmek. Anadolu'nun herhangi bir köyünde başlıyor 'define dedikodusu' ve fısıltı kulaktan kulağa yayılarak sonunda söylenilenlere herkes inanıyor. Ya sonra...Eline kazmayı küreği alan dere tepe, bağ bahçe demeden başlıyor kazmaya. Kimin umurunda kaçak kazı yapılmış, doğa tahrip edilmiş, başkasının arazisine girilmiş... Herkes kısa yoldan köşeyi dönüp zengin olmak istiyor. Ama arkeologlar, bilimadamları ve sağduyulu insanlar define aramak için yapılan kaçak kazıların ülkeyi maddi ve manevi zarara uğrattığını belirtiyorlar.
Kaçak kazılar devam ediyor, kalıntılar tahrip oluyor, üstelik kazılar inşaat işleri-harfiyat gibi nedenlerle yarı resmi bir hal almış durumda... Bir de bunlara bazı popülist belediye başkanlarının kaçakçılara davetiye çıkarır biçimde bilinçsizce medya organlarını kullanması eklenince bölgelerindeki tarihi eserler meta haline gelmektedir.Öte yandan müzelerdeki ödenek yetersizliği müzeleri kaçakçılar için bulunmaz bir nimet haline getirmiş.Tarihi eserler, kültür varlıkları bir bir elimizden kayboluyorken arkeolog bilim adamları ile "bilinçli" turizmciler olanlar karşısında çaresiz ve yalnız. Yetkililer ise duyarsız ve ilgisiz.
Örneğin,17 Temmuz tarihli Cumhuriyet'te Özgen Acar imzalı haber dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama haberi okuyan herhangi bir güvenlik yetkilisinin çoktan harekete geçmiş olması gerekiyordu. Haberde yeri tam olarak açıklanmayan ancak Türkiye'nin kuzeyinde bir inşaat temeli kazılırken bir çömlek içinde kurumuş çamur kaplı biçimde bulunan bronz sikkelerin tanesinin 37.5 dolara satıldığı yazıyordu. Daha ilginci de, bir gladyatöre başarısından ötürü verildiği düşünülen 11 Mayıs 330'da Büyük Konstantin'in İstanbul'u Roma Kenti ilan edişi anısına basılan sikkelerin adı bilinmeyen bir Türk müzesinden geldiği duyuruluyordu. Minesota'daki tarihi eser pazarlamacısı First Federal Mint tarafından satışa sunulan ve ilk defa rastlanılan 1300 adet sikkenin bu kadar ucuz bir fiyattan satılması da daha kaliteli sikkelerin daha yüksek fiyattan özel koleksiyonculara satıldığını gösteriyor.
Bu sayede tarihi eser tüccarları karlarını maksimize etmenin başarılı örneklerini sunarken diğer taraftan bilim insanlarımız sessiz, disiplinli ve çeşitli yoksunluklar içinde  çalışmalarını sürdürmektedirler. Mesela Çanakkale’de üniversite ile Amerikan Arkeoloji Enstitüsünün ortaklaşa yaptığı yüzey araştırmasının bilimsel sonuç raporu yayınlanma aşamasındadır. Diğer taraftan Çanakkale müzesi de halen Kemer'de  (Parion) kurtarma kazılarına devam ediyor. Troia kazıları geçen hafta başladı. Bölgede diğer kazı ve araştırmalar da gelecek ay başlayacaktır.
Bilimadamları, arkeologlar ve müze yetkililerine göre define arama ve tarih varlıklarının korunması konusunda düzeltilmesi gereken birçok yanlış anlayış vardır. Söz gelimi; Halk inanışlarından birisi de ülkemizle diğer devletlerin arasında define konusunda yapılan bir gizli anlaşma olduğudur. Topraklarımızda hangi medeniyete ait bir define yada eser çıkarsa o devlete iade edileceği yönünde gizli anlaşma yoktur. Ya da, Kaçak kazı yapana 'ihbar ödülü' verilmiyor diye bir inanış vardır. Fakat bu doğru değildir. İhbarcıya belli bir ikramiye verilmektedir. Eski eser veya define bulunduğunu ihbar edene o eserin değer takdiri üzerinden ‘İhbar Tazminatı’ ödenir. Bunlara ilaveten Türkiye’de bazı müzelerde hırsızlık olaylarının yaşandığını belirten bilim adamları bu duruma olarak ödenek yetersizliği yüzünden müzelerin personel ihtiyacını karşılayamamasını kaynak gösteriyor. Sorunun çözümüne ilişkin olarak da basının sadece olayların sonucunu değil, meydana getiren nedenleri de analiz etmesi ve kamuoyu oluşturması gerektiğini söylüyorlar. Haklılar. 
Bir de bu olayların arkasında bir zamanlar hayli koşturmuş olan gazeteci Uğur Dündar’ın bir sözünü anımsadım. Dündar, “Türkiye’de en bol ve ucuz iki şey; İnsan emeği ve Tarihi eser” demişti. O da haklıymış. Herkes haklı olduğuna göre haksız duruma düşmemek için şunu hatırlatmak gerekir:
Bilimsel çalışmalar ne kadar artarsa kaçak kazılarda o derece azalacaktır. Bu nedenle, maddi imkanı olan kurum ve kuruluşların bilimsel çalışmaları desteklemeleri gerekir.
 
 
 
Deniz Dönertaş
Yayın Tarihi : 24 Temmuz 2004 Cumartesi 16:24:43


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?