Yönetmen Wolfgang Petersen Homeros'un hakkını vermiş. Çanakkale'de Troy filmi izleyici rekorları kırıyor. Ve milletimiz ilk defa İliada ve Troia efsanesi ile karşılaşıyor. Bir başka ilk de Turizm ve Kültür Bakanlığımızın Hollywood ile tanışması.
Bir hayli geç kalındı ama kaçan fırsatların götürdükleri ve başka ülkelerin Hollywood'u kullanarak götürdükleri görülünce uyanmaya başladılar. Troy filmine ilişkin yapılan yorumlarda hala tek satır Türkiye'den söz edilmiyor. Çünkü gösterimden önce yapılan girişimler yetersiz kaldı.
Troy filminin galası için uzun süre tartışmalar yapıldı, Troya Efsanesi’nin bizim topraklara ait bir efsane olduğunu galasının da mutlaka burada yapılabilmesi için gereken seferberliğin yapılması için onlarca yorum yapıldı. Gereken yerlere ve ilgili kişilere faks ve elektronik postalar gönderildi. Hatta bu misyon için Çanakkale'de bir dernek bile kuruldu.
Bu gibi tepkiler ulusal basına da yansıyınca Warner Bros yapımı 'Troy' filminin galasının Çanakkale'de gerçekleştirilmesi için uluslararası platformda çalışma başlatıldı.
Warner Bros, galanın Çanakkale'de yapılması durumunda ne gibi olanakların ve kapasitelerin hazır olacağına ilişkin Dışişleri Bakanlığı Kültür İşleri Genel Müdürlüğü'nden ayrıntılı bilgi istedi. Ancak yapılan girişimler yeterli olmadı ve filmin galası Türkiye’de yapılmadı.
Turizm sektörü de Troy filminin galasının nerede yapılacağından daha önemli bir konuyu gözden kaçırdı. Filmin çekimleri Malta, Meksika, Fas ve İngiltere'de yapılmıştı. Ayrıca Anadolu toprakları üzerinde geçen bir mitolojik destan için Aralık ayı içerisinde yapıcı şirket tarafından filmin sadece DVD'lerinin önyüzüne konulmak üzere mini bir belgesel yaptırıldı ve BBC ekibi kazı heyeti ile reportajlar hazırladı. Kültür Bakanlığı daha kararlı ve atak davranabilmiş olsaydı filmin bazı set mekanları Türkiye'de kurulabilir ve bu durumda gala için panik yaşamaya da gerek kalmayabilirdi.
Birde Hollywood işin içine girince, olay sadece sinemada noktalanmıyor. Filmin tanıtım, gala, medya bültenleri, hakında yapılan yan program ve belgesellerde tanıtımı desteklemeye devam ediyor.
Filmler ülke temasını sağlam biçimde işledikleri için film sonrası yan sanayi olarak da nitelendirilebilecek “sweeptakers” pazarı posterden, tişort’a, oyuncaktan, resimli romana kadar genişliyor ve o tema hakkında devamlı bir tüketici potansiyeli yaratılıyor. Elbette Hollywood yapımı filmler “şuraya gidin bakın süper mekan” diye seyirciye slogan atmıyor. Ancak Holywood yapımcılarının akılda kalıcı ve usta mekan kulanımları seyircinin üzerinde yıllarca izi kalkmayan bir etki bırakıyor ve bu mekan hakkında merak ve gitme isteği uyandırıyor. (http://www.turizmdebusabah.com/ 15.05.2004)
Hollywood’un yaptığı belki de aslında bilinç altına yönelik bir tanıtım olarak da adlandırılabilir. Filmi beğenen kitle filmden potansiyel turist olarak ayrılıyor. Filmden bahsederken etkileşimini yayıyor ve tanıtımı daha etkili hale getirebiliyor.
Potansiyel turist etkisi iki türlü çok güçlü olabiliyor. Sinema seyircisi o anda hemen karar verebiliyor bu en önemli etki. Bir diğeri de filmin hikayesinin geçtiği mekanla özdeşleşen seyirci kendini ait olmuş hissediyor. Etkileşim bu konuda daha büyük bir önem taşıyor. Seyirci havasına girdiği, kahramanıyla özdeşleştiği film mekanınıda olmak ve yaşamak için kendini hazır hissediyor. Belki de o mekanda anlatılan bir aşk hikayesi özlüyor ya da o mekanın romantizminde aşkını itiraf etmek istiyor.