Çanakkale Çimenlik Kalesi Kumandanı ve İttihat Terakki Partisi Çanakkale Mebusu Konyalı Ahmet Kazım’ın 1 Ocak 1929 doğumlu, 7 evladından en küçüğü… Türkiye’deki sinema eğitimini başlatan MSÜ’nin en etkin üyesi – rejisör- Metin Erksan, Truva filmini beğenmediğini ancak yapımcıların sadece “Homeros’un İliada’sından ilham aldık” demelerinden ötürü takdir ettiğini anlatırken kendisinin de 1965’te geri planda Troia Savaşının olacağı bir film projesini düşündüğünü söyledi. Filmin adı: Truvalı Halime olacaktı. Allahtan bu filmin yerine Kezban Paris’te ya da Turist Ömer Uzay Yolunda gibi yapıtlar meydana getirildi de Türk sinemasının önemli bir kaybı olmadı. Fakat Brad Pitt’li “Truva” filminin baştan itibaren ifade ettiğim gibi milletimizin şu anda tapusu kendinde olan topraklarında geçen tarihi, mitolojik bir olay, batı söylem ve düşüncesinin temellerinin atıldığı, ayrıca Greko- Latin kültürün önemli bir öğesi olan bir eserle tanışması açısından oldukça önemlidir. Bundan ötürü film öncesi ve sonrasında devam eden tartışmaların bile faydalı olduğunu ve tartışa tartışa, doğru ve bilimsel bilgiye ulaştığımızı görüyoruz. Neler söylenmedi ki şimdiye kadar:
Filmin galası nerede yapılacak? Filmin yaratacağı tanıtım fırsatı neden kaçırıldı, sorumluları kimlerdir? (TBMM’de soru önergesi), Troialılar nereli? Türk mü? Akhilleus’un mezarı Çorum’da mı ? Çanakkale’de mi ? Adana’da mı? Hektor İntepeli midir? Kapalıçarşı’da Brad Pitt’in kostümünü sergilemek ayıp mıdır ? (Turizm ve Kültür Bakanı Mumcu esnafı azarlamıştı)
Ve Çanakkaleli’yi geceleri uyutmayan nihayi soru: Filmdeki Troia atını nerede sergilemeliyiz ?
Yanıtlar: a) Troia Antik Şehri b) 18 Mart Tepesi c) Cumhuriyet Meydanı
d) Çimenlik Kalesi e) Hiçbiri
Vereceğiniz yanıtları merakla bekliyorum ama isterseniz önce atı görelim de ona gore bir yer tayin edelim derim.
Şimdiye kadar hep doğmamış çocuğa don biçmeye kalkıştık. Ama geldiğimiz yer bir arpa boyu bile değil ve karşımızda hep kaçırılmış fırsatlar var ve hep sorumlusu kendimizken suçlayacak başkalarının arayışı içerisindeyiz.
Yapılan tartışmaları noktasal, bölgesel ve uluslararası olarak sınıflandıracak olursak Troia’nın nerede olduğuna ilişkin zaman zaman gündeme gelen konularda ne tür ilginçlikler yaşandığını anlatmak istiyorum.
Çanakkale’li tarih yazarı- araştırmacı Emel Ege’nin aktardıklarına gore İtalya'da yayınlanan bir dergide Troia'ya İskandinav halkının sahip çıktığı bildiriliyordu. Onlara göre gerçek Troia onlarda idi, savaş burada yaşanmamıştı, tüm kahramanların tümülüsleri de Finlandiya ormanlarının derinliklerinde bulunuyordu. Hatta fotoğraf bile koymuşlardı. Ege'deki tüm antik yer adları da İskandinavya'yı gösteren haritada bir bir yer alıyordu. Çanakkale Boğazı onlara göre Finlandiya'da idi. Buna ek olarak, geçtiğimiz hafta Troia’da sahnelenen “Troia’lı Kadınlar” oyununu birlikte izlediğim Yunanistan Turizm Bakanı Avromopulos’un müşaviri Stelios Lefkovits’in bana Troia Savaşının aslında Bergama’da geçtiğini söylemesi üzerine de birilerinin Troia'ya sahip çıkmak için tetikte beklediğini daha iyi anladım. Bunun yanında pek çok ülkeden binlerce insanın Troia’yı bildiğini, arkeolojik çalışmalardan ve bulgulardan haberdar olduğunu fakat hala bu yerin Çanakkale Boğazı girişinde, Anadolu’nun batı ucunda, hatta Türkiye’de olduğunu bilmediklerini görüyor, okuyor ve duyuyoruz. Ya biz, himayemizdeki değerler üstü kültür ve tarih varlıklarını tam anlamıyla tanıyormuyuz? Maalesef isimlerini dahi doğru dürüst bilmiyoruz. Evet, İzmir yönünde Troia, Çanakkale yönünde Troya, yol ayrımında Truva yazan bir yer olur mu? Olur, bal gibi olur. O zaman da Troia Savaşı İskandinavya’ya yaşanmış olur, Homeros doğma büyüme Finlandiya’lı olur, Troia aranmakta olan kayıp şehir Atlantis olur, biz de kendi “Truva”mızla yapayalnız, başbaşa kalırız. Halbuki tüm dünyayı kafamızda Türkleştirmek yerine, ortak kültürümüzün "Anadolulu" olduğunu kabul etmek hepimiz için en geçerli yoldur.
Homeros Anadolu’nun dört bucağından Troia yanında savaşmaya gelen düzenli orduları sırası ile anıyor. Bugün gelişmiş bazı Avrupa ülkelerinin kök bağları kurduğu örneğin Orta ve Doğu Karadeniz halkının ataları Paflagonya’lılar ile Alybe’liler (Alizon ordusu- Homeros, II.857) kendilerini Troia ile beraber Anadolu’nun ayrılmaz bir parçası sayıyorlardı. 1915’te Çanakkale Cehpesinde savaşan Anadolulu askerler de aynı duygularla bu savaşta da eski yerlerini almışlardır.
Tarihi anıt ve eserlerimize sahip çıkarak binlerce yıllık hayali satabilir ve ülkemizi ziyaret eden milyonları hayal kırıklığından kurtarabiliriz. Yeterki taş diye baktığımız nesnenin ve film diye seyrettiğimiz şeyin kendi tarihimiz olduğunu anlayalım.