Ege semalarında, Türk ve Yunan F–16 uçaklarının,“it dalaşında” çarpışma sonucu, genç üsteğmen pilotumuz paraşütle atlayarak, hamdolsun, kurtulmuş ve ne yazıktır ki, Yunan pilot ölmüş… Genç Yunanlının bu beyhude ölümüne üzülmemek mümkün değil…”Beyhude” diyorum, aslında “pisipisine”; ortada savaş halı yok ve bir güya NATO’da müttefik olan iki ülkenin uçakları, gençleri arasında bir“dalaşa” da gerek yok. Ama ne yazık ki, Ege kıta sahanlığı ve semaları konusunda Yunanlıların Ege’yi kendi denizleri ve semaları saymak inatları ve kışkırtmaları yüzünden, her an, böyle tehlikeli sonuçlar verebilecek “görünür kazalara” açık!
“İt Dalaşı” tabiri , Birinci Dünya Savaşından beri kullanıla gelen , “İngilizce “dog fight” deyiminin çevirisi. Ama ben gene de “it” sözünü, bizim uçak ve pilotlarımıza yakıştıramıyorum…Arada bır “dalaş” oluyorsa bizimkiler herhalde ülkelerinin çıkarlarını koruyan “kurtlar”dır.
TÜRK-YUNAN İLİKİLERİ
Bu vesileyle iki ülkenın ilişkileri tartışılacak…her şeyden önce bu olayın bu ilişkileri daha fazla germemesi ve gerçekler tespit edılerek sağduyu ile, daha fazla ihtilata meydan vermeden çözülmesi temenni edilir.ve de Ege sorunun mantıki yoldan, adilane çözüme baglanması da artık vacip olnuştur..Yoksa böyle ve çok daha tehlikeli “dalaşlar” kaçınılmaz olur!
Bır yazar : “Ege denizi aslında çıkarları aynı olan iki milleti ayıran deniz” demiş. Ne var ki, iki ülke, iki millet arasındaki sorunlar hep Yunanlıların, emelleri, karmaşık ve evhamları sonucudur.
Bır defa bir türlü, uzun bir dönem Türk egemenliği altında yaşadıklarını içlerine sindirememişler ve unutamamışlardır. Biz Türkler, mesela 1820 de Yunan İsyanı esnasında, Mora’da binlerce Türkün bır gecede öldürülmesini unutmuşuzdur… Sonra 1920 de Yunanistan’ın Bizans'ı, hatta eski Yunanı ihya etmek uğruna giriştikleri talihsiz “Anadolu Macerasını” ve o sırada Anadolu’da yaptıkları mezalimi unutmuşuzdur… Karadeniz’de Rum çetelerinin yaptıklarını unutmuşuzdur…
Ve “Yırta Sulh –Cihanda sulh” sözlerine ve Milli Misak Hudutları dışında emel beslememeye öylesine inanmışızdır ki, okul kitaplarında bu olaylardan ve Yunanlılardan adlı adınca bahsedilmemiş ve hatta o döneme ait sinema filmlerinde Yunan kelimesinin kullanılmasına devlet sansürü engel olmuştur… Dahası İstanbul’un fethinin 500. yıldönümünü, Yunanlıları “incitmemek” için, hafif anılmıştı. Kısacası, bizim kompleksimiz yoktur ama
Yunanlıların hala var ve bilirimsiniz ki, Ege sorunu konusundaki tutumlarının arkasında Türkiye’nin nüfusu arttığı-kendi nüfusları azaldığı için bizim Yunanistan üzerinden genişlemek emellerimiz olduğu korkusu vardır. Kıbrıs konusunda da, bütün ilişkiler de Türk düşmanlığını Rum Ortodoks kilisesi tahrik eder.
Hem düşünmek gerek Yunanlılar şimdi, neden Pontus olaylarını kaşıyorlar ve abideler dikiyorlar. ? Bakın birkaç yıl önce Giresun’da
Karadeniz havalisinde Türklere mezalim yapan Rum çetelerini temizleyken yiğit Topal Osman’ın adının, Giresun'daki Üniversiteye v
Verilmesi teklif edilince buna önce bazı “aydın” yazarlar Yunanlıları tahrik olur diye karşı çıkmışlardı. Bu zevat Türk-Yunan ilişkilerini birlete uzo-rakı içmek, sirtakı oynamak ve türkü çığırmakla düzeleceğini umarlar… Keşke öyle olabilse, ama ne yazık ki “dalaşın” öte tarafındakiler başka!
Yayın Tarihi :
25 Mayıs 2006 Perşembe 14:04:49