MAYIS ayı ilkbaharın –umutların- müjdecisidir, ama her nedense, bütün dünya tarihinde, bizim tarihimizde ,“netameli” bir aydır!
Gene Mayıs ayında, tesadüfen 27 Mayıs 2004’de, köşemde “Fay Hattı Kırılırsa” başlıklı bir yazıda, Başbakan Erdoğan’ın “ “müsademe rotasında” , ilerlemekte olduğunu ileri sürmüştüm. Sayın Erdoğan, bu yazımdaki ifadelerden dolayı beni dava etti ve tazminata mahkûm ettirdi. Ancak, son,17 ve 18 Mayıs olayları benim mahkûm edilmemle gerçeklerin değişmediğini gösterdi.. Erdoğan .”rotasında” devam etti..
Başbakan, rahmetli Mustafa Yücel Özbilgin’ın cenaze törenlerindeki olaylar konusunda “asla sokak şamatalarına prim vermeyeceğiz” demiş, aynı yollarında devam edeceklerini eklemiş! ... Eğer doğruysa ve 18 Mayıs takı içten tepkileri hakikaten “ sokak şamataları” olarak algılamışsa, bu olayların ve patlak veren toplumsal öfkenin anlamını hiç idrak edemediğini gösteriyor... Kafasını “kışkırtma ve komplo teorilerine” takmış... Hiddetini, tepkilerin devam etmesi gerektiğini ifade eden Orgeneral Hilmi Özkök’ten alıyor. Kendisi açsından ve ülke açısından kaygı verici bir durum!
Ola ki, Danıştay’a yapılan, aslında Türkiye'nin huzuruna ve rejime, hatta bu arada Sayın Başbakanın dediği gibi, İktidara ve AKP ‘ye karşı yapılmış bir saldırının arkasında, Türkiye’yi karıştırmayı amaçlayan, “haince" veya “uçuk –“uçta” veya “derin kapsamlı” bir “komplo” var; bu bugünkü iktidara karşı patlamaya hazır bir infialin bulunduğu hakikatini örtemez. Atatürk ün kurduğu laik Cumhuriyetin tehlikede olduğunu bizzat Erdoğan’ın ve Arınç’ın sözleri ve hareketlerinden algılamakta olan zinde güçlerin – gençliğin, kurumların tepkisi devam edecektir. Kontrol iktidarın elinden çıkmıştır!
ARINÇ DA.
TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç da bu gerçeği hiç anlamamış. O da, bilhassa 23 Nisan'daki konuşma ve hareketleriyle, bu gerginlik ve tepkilere zemin hazırlamıştır. Arınç, daha o mevkie geldiğinden beri, ağzı laf yapan, düzgün bir kişi, olarak muayyen bir hedefe doğru yürümekte. Bu hedef Çankaya’dır. Asıl, özellikle onun, bu kişiliği ve düşünceleriyle, Çankaya’ya çıkması daha vahim bir tehlikedir.
Bu tehlikeyi, ben daha 2002’de öngörmüştüm. Genel Seçimlerdeki AKP “zaferinden” hemen sonra, TBMM Başkanlığına seçilen Bülent Arınç, Ankara’da hava alanına, Cumhurbaşkanını teşyie başı türbanlı eşiyle gitmiş ve bu da hadise olmuştu Bu konudaki düşüncemi soran bir TV kanalına ,”bunun çok anlamlı ve tehlikeli bir işaret olduğunu, Arınç’ın tasavvurları hususunda mesajlar ve işaretler verdiğini” söylemiştim.
Sonra olanlar, hatta geçen ay ve bu ay olanlar söylenenler - Arınç’ın 23 Nisan “Çocuk Bayramı” törenlerinde, geleneğin aksine küçük bir çocuk yerine, İmam hatip öğrencisin, "Milli Görüşçü", bir delikanlıya TBMM kürsüsünden meydan okutması, sonra da “laikliğin yeni baştan tarif edilmesi gerekir” demesi, dünkü öfkeye sebep olan hareketlerdir! .
Arınç konusunda başka bir olayı hatırlatayım. Resul Tosun adlı bir AKP milletvekili askeri kurumların ve birliklerin Ankara dışına taşınması ve Muhafız Taburunun da TBMM yanındaki kışlasından çıkarılmasını önermişti… Arınç, Tosun’un hezeyanı konusunda, önce Genelkurmayın tepkisini ölçüsüz ve yanlış bulmuş. Aba altından sopa göstermiş; “TSK Meclisin Ordusudur ve gerekirse, Muhafız Taburunun çekilmesine karar vermek TBMM Başkanı olarak benim elimdedir” demişti... Arınç’ın bu sözlerini, Başbakan’ın düm uçakta Genelkurmay Başkanının sözlerine karşıü O’na “Biza baglısınız” uyarısyla birlikte düşünün ve “mim” kondu!
O, TBMM kürsüsünden laik Cumhuriyete adeta meydan okuyan “kendilerine engel okunamayacağını” bağıran gence 19 Mayıs'ta Çankaya’da Cumhurbaşkanının huzurunda, Atatürkçü bir genç cevap verdi; “Laik Atatürk Cumhuriyetini değiştirmek kimsenin haddi değildir”...Cumhuriyetin 83 yılında bu gereksiz kutuplaşmanın zemini kimler hazırlamışlardır? Sorumluluktan sıyrılamazlar!
Gene geçen yılın Mayıs'ında yazdığım bir yazıda,” İktidarla diğer kurum ve kesimler arasındaki ipler, gereksiz ve sorumsuz, söz ve hareketlerle her gün gerilmekte. Öylesine ki, insan, acaba İktidardakilerin, bunları, sinirleri ve sınırları sınamak için yaptıklarını düşünüyor” diye yazmışım ve olacakları o zaman görmüşüm! Kısacası tepkiler birden ve sebepsiz patlamadı!
Sayın Başbakan, 'Kürt sonunu' sözünden sonra alt kimlik, üst kimlik, anayasal vatandaşlık, konusunda her yeni konuştuğunda, biri biriyle çelişen ve 'sorunu' büsbütün daha karmaşık, içinden çıkılamayacak, hale getiren şeyler söyledi. Ama bir türlü “Ne Mutlu Türküm diyene” diyemedi, 'Ben Türküm' demekten ısrarla kaçınıp aksine, "Türkiye Türklerindir demek yanlıştır" dedi. Bu ifade ve inançlarıyla O’nun, Mustafa Kemal'in kurduğu cumhuriyetin bakanlığına değil Başbakanlığına yakışıp yakışmadığı düşünülmeye değer! Bu, bir oy çokluğu ve demokrasi meselesi olmaktan çıkar ve 'fay hattını' yükler.
“Fay hattı” ,nasıl kırılır" değil “ne zaman kırılacak?
ERDOGAN’IN KÖYLÜ KADINLARI VE SATI KADIN
Birkaç gün önce HÜRRİYET gazetesinin iç sayfalarında Meclise büyük bir gurup halinde getirilmiş, bir örnek turuncu renkli üniformalar giyinmiş, başları bir örnek sımsıkı türbanlı, Eskişehirli Köylü kadınların fotoğrafı vardı. Ertuğrul Özkök bu fotoğrafı Mecliste planlı bir türban gösterisi olarak algılanacağı düşüncesiyle birinci sayfadan yayınlatmamış! Ben TV’deki haberde, Başbakanın bu manzaradan pek rahatsız olmadığı izlenimini edindim ve doğrusu 2 Mayıs 1999’da Türbanla yemin etmek isteyen Fazilet milletvekili Merve Kavakçı olayını hatırladım. O’na ilk tepkiyi hemen o gün Meclis’te Bülent Ecevit göstermiş, Kavakçı’nın milletvekilliği sona erdirilmiş ve Fazilet Partisinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasında b Merve Kavakçı olayını hatırladım olay gerekçelerden birini teşkil etmişti.
Ve gene 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi üzerine Atatürk’ün milletvekili seçtirdiği Ankara’nın Kazan ilçesinden. “Köylü” “Satı Kadını” da hatırladım! Merhume “Satı Kadın'ın başı açıktı ve bir tayyör giyerdi. Sormak gerek; yetmiş küsur yıl sonra, türbanı (başörtüsünü değil), kim –kimler halkı bölen bir ayıraç yaptı?
Yayın Tarihi :
22 Mayıs 2006 Pazartesi 17:19:41