19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

30 Ağustos Bayram Müjdeleri

Dün Zafer Bayramı idi… “BÜYÜK ZAFER”in 88 Yıldönümü… Ordumuzun bayramı! Ama neyin bayramı? Ve bugün nasıl kutlanıyor? 88 yıl sonra bu zaferin anlamını genç kuşaklar idrak ediyor mu? Bu “bayram” Ankara’da, yurdun her yerinde kutlanıyor… Geçit resimleri, resepsiyonlarla. “Büyüklerimiz” ANITKABİR defterine Orduyu öven sözler yazacaklar… Ne kadar içtenlikle ve anlamını ne derece ye kadar idrak ederek?

Ankara'daki geçit resminde, Ordunun Hava Kuvvetlerinin, eğitim –silah ve teknoloji gücü sergilendi… Ya ruhu?

DÜRÜST OLANLAR

Acıdır, bu bağlamda, bu konuda, riyakârlık yapmayanlar ve kendi ölçüleriyle dürüst olanlar var; 30 Ağustosun önemini küçümsüyorlar. Manşet ve yazılarında Zafer konusunda tek satır yok! Orduya, Komutanlara saldırmaya pervasızca devam ediyorlar… Ordumuzun onurlu değerli ve kahraman askerleri, komutanları, en pespaye dedikodularla suçlanıyor, tutuklanıyorlar… Ergenekon Baş Savcısı ve savcıları Ordu Komutanlarını, generalleri ifadeye çağırdılar… Güçleri yeterse, şimdi emekli olan, General kurmay Başkanını – emekli Başkomutanı, İlker Başbuğu da, huzurlarına çağıracaklar! Gitmezlerse “polis marifetiyle” getirecekler… Bundan sadistçe zevk alıyorlar. Öyle ya askerlik yapmışlarsa, bir üstleri önünde “hazır ola” geçmişken, şimdi onları huzurlarına getirip, ordu düşmanlarını alkışlarıyla sorguya çekmek ne büyük zevk!

Ordunun “Başkomutanı” mevkiinde bulunan Cumhurbaşkanı, Ordusuna yapılan bu saldırlar karşısında, Sfenks gibi, sessiz. Merak ediyorum; “Orduyu hizaya getirmekle” övünen Başbakan ANITKABİR defterine bu başarısını yazacak mı ve Ankara’daki Geçit Resmini hangi duygularla seyredecek? Acaba, “bu gücü nasıl etkisiz hale getirir, böleriz, paralı milisler yaparız” hesapları mı yapar?

MÜJDELER OLSUN

Bu “bayramın” ilk müjdesi TSK’nin yanına – az sonra da yerine, “sivil milis teşkilatının” ilk işaretleri, tam şu sırada veriliyor; Adı ; “Entegre sınır yönetimi”. Sınır güvenliğinin askerden alınıp sivil otoriteye devrini öngören proje, Macaristan'da uygulanan yöntemle aynı olackamış… Başka ordular TSK’ni örnek alırken, bizim “yeni moda” Macaristan’dan. ”Sınır Birliklerinin" insan malzemesi nereden? “Profesyonel Paralı ordu” da aynı ruh kalacak mı? Böyle “Birlikler” kurulursa düzenli milli Ordu ile bu birliklerin askerleri arasında ayrışma olmaz mı? Ve bu paralı ordu, milletin ordusu mu, İktidarın ordusu mu olur?

Kısacası, bu projeler gerçekleşirse, Türk Ordusunun bildiğimiz anlamda bitirilmesi tamam olacak… Zaten maksat da bu… Hem, Ordudan intikam alacaklar, hem de Ordudan tamamen kurtulacaklar! Türk Ordusu da “YENİÇERİ Ocağı” gibi bu sefer, “Vakayı Şerriye” ile yerine, “ Nizam-ı Cedit” kurulacak… Gelecek Otuz Ağustoslarda “bayram” kalmışsa, geçit resminde, yeni paralı ordu, asker, bando takımları eşliğinde değil, sadece “Mehteran takımı” temposuyla bir sağa-bir sola- bir adım ileri- bir adım geri- geçerse şaşmamalı!

OLACAKLAR

Bundan sonra olacakları da, tahmin edebiliyorum; “Yaş” kararlarının sivil yargıya tabi olmasıyla, Ordu içinde de sonu gelmeyecek davalar… Bu davaların yaratacağı iç çekişmeler ve huzursuzluklar… Ve zaten göze batan ve getirim iştihalarını kabartan, ordu arazilerinin Ordunun elinden alınması… Mesela, Kuleli Lisesinin ve de “Ordu evlerinin” otel yapılması… Emin olun, akıllarında, planlarında hep bunlar var; iplerin ucu artık onların elinde! Tahtakuruları kovuklarından, yavaş çıkacak, bel kemiğimizi kemirecekler. Güçleri yeterse!

KOŞANER’DEN IŞIK

Ama Yeni Genelkurmay başkanı Orgeneral Işık Koşaner Devir-teslim konuşmasında selefi Başbuğ’la birlikte son noktayı koydu:“Hiç kimseye, hiçbir meslek grubuna ayrıcalık tanınmamalı, bu hizmet hakça ve eşit şartlarda yapılmalıdır” dediler. Orgeneral Koşaner, “Bedelli Askerlik” konusunda, “Gündemimizde yok… Profesyonel paralı askerlik de yok:” dedi ve ekledi:“TSK’de Mehmetçiğin yerini alabilecek hiçbir alternatif yoktur. TSK’nin bazı unsurlarında, tecrübe gerektiren görevler için, sınırlı sayıda profesyonel personel görevlendirilmesi hiçbir şekilde ’profesyonel orduya geçiş’ demek değildir. ’Özel ordu’ tabiri ise son derece yanlıştır. Türkiye’de bir tane ordu vardır o da TSK’dir. Alternatifi yoktur ve olamaz. Vatan hizmeti herkes için hak ve ödev olduğuna göre hiç kimseye, hiçbir meslek grubuna ayrıcalık tanınmamalı, bu hizmet hakça ve eşit şartlarda yapılmalıdır.”

Bu kesin ifadelerden sonra, mâlum “taraf” ve çevrelerin, Koşaner Paşa hakkındaki hayalleri, herhalde düşüşe geçecektir… Ben, yeni Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Işık Paşayı yeni görevinde kutluyor - başarılar diliyorum ve Onun şahsında, Ordumuzun Bayramını, buruk duygularla kutluyor ve bu Bayramın “hayırlara” vesile olmasını unluyorum !***
 

Yayın Tarihi : 31 Ağustos 2010 Salı 10:21:21


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
uzun lâflara gerek yok, özü bu ! (DR. S.) IP: 88.231.70.xxx Tarih : 31.08.2010 23:56:53

GEÇMİŞTE Kİ UYGULAMALARINI  - ŞEREFLE -  GÖRDÜĞÜMÜZ "AK DEMOKRASİLER" YERİNE, BUGÜN "KARA DEMOKRASİ" ANLAYIŞI YERLEŞMİŞTİR. SAYIN BAŞBUĞ'YA "HAKKI OLAN PÂYENİN" VERİLMEYİŞİ DE, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÜNİFORMALARININ, VAHİDEDDİN  TARAFINDAN SÖKÜLMESİ GİBİ , BU GÜNÜN "KARA DEMOKRASİ"  ANLAYIŞININ BİR İFADESİDİR.  BAŞIMIZA NE GELDİ  İSE,  EMPERYALİSTLERİN ANADOLU'YU - HER AN - PARÇALAMAYA HAZIR BULUNDURDUKLARI "BARUT FIÇILARI" İLE, İÇTEKİ MUNAFIKLARIN ATEŞLEDİKLERİ  FİTİLLERİN  BİRLEŞMESİ SONUCU GELMİŞTİR !


K. Mükremin BARUT IP: 85.99.67.xxx Tarih : 31.08.2010 22:33:03

ÇIKMAZ SEVGİLİ ÜSTADIM ÇIKMAZ

Saygıdeğer üstadım; sivil siyasetçilerden nefretiniz, askere olan sevginiz, biz okuyucu kitlesinde hayranlık uyandırıyor. Hele köşe yazılarınızın yüzde yüzünün askerlerle ilgili oluşundaki kararlılığınız ayrıca saygı uyandıracak  boyutta.

Ama artık eski günlerde değiliz. Köşe yazarlarının tahrikiyle, jakoben Cumhuriyetçilerin dolduruşuyla askeri darbe yapmaya özendiremezsiniz. Oradan size bir DARBE çıkmaz, çıkmaz sevgili üstadım çıkmaz.

Usta siyasetçi ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu. O; ki Kıbrıs meselesini, Türkiye ve Kıbrıslı Türkleri lehine ustalıkla çözmüş ve İnönünün bile takdirini kazanmış bir siyasetçi. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun. Tutuklu olduğu sırada, muhafızlığını yapan havacı teğmen tarafından acımasızca dövülmüştü. Siz bunları yakinen bilen birisiniz. O teğmen biraz vicdan sahibi ise, sanırım bir ömür boyu vicdan azabı çekmiştir. MAZLUMLAR CELLATLARINDAN ÇOK, AMA ÇOK DAHA UZUN YAŞARLAR.

Yassıada'da idam edilecekleri güne kadar işkence gören, Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın heykelleri; "DEMOKRASİ ŞEHİTLERİ"  olarak meclisin önüne ve ülkenin bir çok şehrine dikilecek. Siz ve ben görebilirmiyiz bilelem ama, bu iş olduğunda cellatlarının adı çoktan unutulmuş olacaktır. Bundan emin olun.

Ben isterdim ki; o günleri görmüş deneyimli bir yazarımız olarak, biz orta yaşlılara ve gençlere, onları anlatın. Yürekleri bu ülke için çarparken ve çalışırken kendilerini nasıl oldu da  ölümün eşiğinde buldular. BİZLERE BUNU ANLATIN.

Anlatın ki demokrasi gelişsin.  Anlatın ki kafalar sivilleşsin. Anlatın ki sivil siyastçiler, darbe telaşı olmadan daha bir cesaretle icraat yapsınlar.  Anlatın ki gerçek demokrasiye kavuştuğumuz günlerde,  adınız ülke tarihine altın harflerle kazınsın. Saygılarımla.


K. Mükremin BARUT IP: 85.99.67.xxx Tarih : 1.09.2010 01:37:56

YANLIŞ BİLGİ:

Gelibolu kahramanı Gazi Mustafa Kemal'in apoletlerini hiç kimse sökmemiştir. Bu birinci yanlış. İkinci yanlış ise "üniforma sökülmesi" lafı. Bu ikincisi herhalde bir dil sürçmesi olsa gerek. Askerin ancak apoletleri sökülür.

Üçüncü yanşış ise tarih bilgisinin eksikliği. O tarihte bunu, Mustafa Kemal'e bunu yapabilecek siyasi güçte bir oluşum ya da kişi yok. İstanbul İngiliz işgali altında. Zayıf bir hükümet. Kontrol altında bir padişah. Anadolu kendi başına kalmış. 

Gazi Mustafa Kemal o tarihte padişah tarafından ordu müfettişi göreviyle ve bir Osmanlı Zabiti olarak Anadolu'ya gönderilmiştir. Ulu Önder, burada ulusal kurtuluş mücadelesini örgütlemeye başlayınca padişah tarafından İstanbul'a geri çağrılmıştır.

Mustafa Kemal burada tarihi kararını verip; padişaha istifasını göndermiştir. Onun istifasından sonra, silah arkadaşları kendisinin emrinde olduklarını bildirmişler ve zafere kadar hep yanında olmuşlardır.

Atatürk; kurtuluş savaşını, sivil bir lider olarak sürdürmüştür. Büyük Millet Meclisinde de, asker vekillerin resmi görevlerinden istifa etmelerini istemiştir.  

Bu da onun; batı norm ve değerlerinde bir demokrasiye ne kadar açık olduğunu gösterir.  Her seferinde Türk ulusuna; "Muassır medeniyetler seviyesine çıkmayı"   hedef göstermiştir. Ama malesef demokrasimiz, seksen yılda dört askeri darbe ile kesintiye uğramış, ve demokrasimiz bir türlü patinaj yapmaktan kurtulmamıştır.

Kimi köşe yazarlarımız, ülke, vatandaş, açlık, yoksulluk sorunlarını unutmuş, tüm enerjilerini askerin özlük işleri savunmasına adamışlardır.