Başbakan Recep Tayip Erdoğan, AB konusunda ,”Onurumuzdan en ufak parça koparılamaz-onurumuzdan ödün vermeyeceğiz” buyurmuşlar… Şimdiye kadar, yıllardır, AB uğruna, milli çıkar ve değerlerimizden ve Kıbrıs konusunda “verilenler” ne idi? Bugün, “tarama sürecinin “bilim ve teknik “dosyası” formalite gereği “açılıp kapanacak” ve AB Bakanlar Konseyi müzakerelerin başlaması için “start” verecekken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, Lüksemburg’a gitmek için, .kıytırık Rum yönetimi Bakanının keyfinin olmasını beklemesi, “Onurlu” bir durum mudur? Aslında, daha 2004 Aralığında “Müzakereler başlıyor” derken ve 17 Ekim 2005’de de “başladı” diye zafer bayramı ilan ederken, Ek Protokol konusunun, yani liman ve hava alanlarının Rumlara açılmasının bir gün karşımıza getirileceği malûm idi. Hatta bu ve Rumlar hakkındaki koşullar 1999’dakı Helsinki Bildirisinde de yazılı idi!
Ama Hükümet, birçok konularda yaptığı gibi ,”günü ve zevahiri kurtarmak” .için, bu konunun askıda kalmasına razı olmuştu. İşte şimdi Rumlar bu koşulu, ilişkilerin normalleştirilmesi ve yönetimlerinin Türkiye tarafından tanınmasını dayatıyorlar… Konseydeki “iyi polisler” –İngiltere ve Avusturya- hatta bugün dostluk şarkıları söyleyen Yunanistan, Rumları ikna etseler Hükumet bunu da büyük başarı sayacak..Ama , bu koşullardan vazgeçilmeyecek ve gene dayatılacak. İş esastan bozuk ve “omur” kırıcı!
ONURUMUZDAN PARÇALAR
Onur kırıcı olan sadece bu da değil; Ünlü Joost Lagandjik cenapları, “AB yolu Diyarbakır’dan geçer” demiş. Güneydoğu- Kürt Sorunu çözülmeli diyor… Hatırlatalım bir zamanların Başbakanı, aslında AB Komiseri Mesut Yılmaz da böyle demişti ve ne o, ne de sonraki ve şimdiki hükümetler Avrupalıların Güneydoğu konusundaki “söz ve dayatmalarını “ “onur kırıcı” bulmadılar… Onurumuzdan “parçalar” değil “kayalar” götürüldü ve götürülmekte! Lüksemburg’da bugün yapılacak ve Gül'ün de, belki katılacağı Türkiye-AB Ortaklık toplamasında “ Şemdinli vurgusu” yapılacak bu olayın aydınlatılması talep edilecek, Savcı Ferhat Sarıkayanın meslekten ihraç edilmesi sorgulanacakmış! Ve tabii , “tutum belgesinde de başköşede TSK’nin durumu. Komutanların. Hükümetten icazet ve müsaade almadan konuşmamaları şartı, Ruhban Okulunun açılması, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bağımsızlığı” taleplerı de var… Kimse, bugün “onurdan “ söz edemler, bu adamlara Türkiye’nin sömürge olmadığını hatırlatmıyor Yoksa “onurun” anlamı mı değişti?
Biz, Atatürk döneminde yetişirken ve İsmet Paşa’nın Lozan’sa Düyunu Umumiye ve Kapitülasyonlara karşı verdiği başarılı mücadeleyi, Osmanlı döneminde “ Büyük Devletlerin” güya ıslahat diye, dayatmak istediklerini okurken, milli “ONURU”, başka türlü bellemiştik. …
AB’den sorumlu veya “sorunlu” .Devlet Bakanı Ali Babacan, müzakereler ve üyelik süreci konusunda, “Bu yolda, sıkıntılar , ,sorunlar olacaktır ama siz sonuna bakın!” buyurmuşlar. Bu e “ucu açık”, “ ince-uzun”, taşlar ve engebelerle dolu, Avrupalılar tarafından uzaktan kumandayla patlatılan mayınlar döşeli yolda, tökezleyerek ilerlerken, Başbakan: Dışişleri Bakanı ve Babacan “sonun” – sonucu hayırlı olacağını garanti edebiliyorlar mı? .En sonunda, Türkiye ‘yi bütün değer ve çıkarlarından arındırdıktan sonra, “yol buraya kadar, siz gerekenleri yapmadınız”,veya “bizim sizi hazmetmemize imkân yok “-, “halklarınız sizi istemiyor” derler ve “tam üyelik kalmadı, başka bir şey verelim” diye, Türkiye’yi
Kendilerine uydu yapmaya kalkarlarsa – ki muhakkak öyle olacak- Babacan efendi ve AKP ne yapacak? O zaman bu adamlar nerede olacaklar? Tutun kellerin perçeminden!
YANITSIZ KALAN SORULAR
Hiç yanıtını alamadığım sorular var: : Türk milletinin geleceğini var oluşunu on. On beş yıl boyunca bu “yollarda” bir takım Avrupalılara emanet etmek ne kadar doğru? Hükümetin Türk milletinin var oluşu ve geleceği üzerinde böyle bır kumar oynamaya hakkı var mı? Refah Partisi sözcüsü iken TBMM de aynı endişeleri, ateşli hitabetiyle, dile getirmiş olan Abdullah Gül, şimdilerde, neden ve nasıl bu kadar değişti, AB yoluna girdi? Başbakan nasıl değişti? Hidayete mi erdiler, yoksa amaçları ve bugünkü çıkarları mı bunu gerektiriyor?
Bu yolda, Avrupalıların oynadıkları oyunlara ve bütün onur kırıcı dayatmalarını Türkiye’nin milli şikârlarına ve “onuruna” ters düştüğü belli olduğu halde, “Avrupa yolunda” ısrar edenler ve AB’ne taraftar olalar –Türk halkı-, bu kadar gafil veya Aziz Nesin’im tabiriyle aptal olamayacaklarına göre “nedirler?” Kemdi amaçlarını yabancıların emelleriyle “tevhit” edenlere gafilden de öte ne demek gerekeceğini anlamak için, Mustafa Kemal’in "Gençliğe Hitabesini" okuyunuz…
AB Kriterlerinde, Türkiye’nin yararına olacak reformlar var, ve bunlar Mustafa Kemal’im işaret ettiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak hedefiyle aynı. Ama bu reformları, ancak, AB sömürge Komiserlerinin sopası altında, AB kapılarında bekleyerek mi yapmamız lazım? . Eğer öyle ise, “onurlu” bir ve bağımsız bir millet ve devlet olmak hakkını kaybetmişiz demektir.
Yayın Tarihi :
13 Haziran 2006 Salı 09:52:50