19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

AB'ye taraftar olmak

Bu “AB’ne , AB vizyonuna taraftar olmak veya artık, ”Hayır” demek” konusuna açıklık getirmek zamanı geldi. Zira Türkiye konusunda kerametleri kendisinden ve Brüksel sevdalılarından menkul- AB Genişlemeden Sorumlu Ollı Rehn cenapları bu konuda CHP’yi suçlamış ve “CHP İkilem içinde!” demiş…Önce Rehn cenapları Türkiye’yi bilmediği gibi CHP ‘yi ne kadar bilir ki bu suçlamayı, hem de Orhan Pamuk’u ziyareti esnasında yapıyor. .Baykal haklı ;asıl ikilem içinde olan, kafası karışık AB’dir.”

Ben de, dünkü yazımda CHP’nin bu konudaki tavrını – hala “AB’ne taraftarız” demekte ısrar etmesini eleştirdim ve “artık bu işin amması, mamması yok” dedim. Gerçekten de, Sayın Baykal’ın, ve de diğer kurumların .. Rehn gibiler tarafından yanlış anlaşılan bu “ikileme” son vermeleri gerekiyor.

Aslında, bır dereceye kadar bu “ikilem” benim ve bizler için de varit idi. Kısacası vatanseverler ve milliyetçiler-ulusalcılar olarak, hepimiz, başında Avrupa Topluluğuna tam üye olmayı Avrupalıların lütfü değil , coğrafyamızın ve tarihimizin bize verdiği hak kabul ediyor ve talep ediyorduk.

Ve biliyoruz ki, AB kriterlerinde ve müktesebatında, hakikaten Atatürk’ün çağdaşlaşma ve Batılaşma hedefine denk düşen ve Avrupalılar dayattı diye değil , kendi kendimiz için yapmamız gereken reformlar da var. Ancak malum medyanın şimdiki “ artık Avrupalı olduk” naralarıyla değil!. Yani biz Afrika kabile devleti ve milleti miyiz ki, müzakere sürecine girince, misyonerler tarafından , Avrupalı “yapılacağız”?

Reformları , kendi başımıza yapamazmışız! .Aslında,daha AB nin “a” sı bile yokken Mustafa Kemal’in ilk 15 yılında reformları kendi kendimiz- milli çıkar ve değerlerimize göre, kendimize güvenerek ve “övünerek” yaptık….Eğer, şimdi, bundan sonra aynı şeyi yapamayacak kadar aciz içinde isek, önce bunun sebeplerini araştıralım , asıl sorumlularını bilelim ve hakikaten bu kadar aciz duruma düşmüşsek , ,demek ki, onurlu bır millet olarak yaşamak hakkını kaybetmişiz ……Örtün ki ölelim!

Bu konunun öte tarafı, gerçeği ; bugünkü AB ve Avrupa . Bizi tam üye kabul etmemek için aşık-derin tarihi ve güncel sebepleri var. Başta güçlü bır Türkiye ve Türk Ordusunu istemiyorlar…TC’'nin temel ilkelerini kabul etmiyorlar. Atatürk'ün ve düşüncelerinin – duvarlarımızdaki resimlerinin anlamını bile bilmiyorlar. Müzakere süreci esnasında Kriterler dışında dayatmalar yapacakları- “müktesebat haline gelen Avrupa Parlamentosu kararlarından ve Avrupalı liderlerin söylediklerinden belli. Sorulması gereken asıl soru bugünkü durumu ve liderleri vc gelecekteki lider ve siyasetçileri nasıl olacağı belli olmayan – veya belli olan - AB'nin kapısında ,daha doğrusu köpek deliği, önünde , hala “AB’ne taraftarız” diye beklemek zül değil mi? 

Bugün AB ve Avrupalılar bu; ilerde değişirler mı? Radikal olarak değişmeleri mümkün değil, ama bizi ,kendş kalıp ve maksatlarına göre değiştırmek değiştirmek isterler!

ATATÜRK VE AB

Yazı ve yorumlarında bilgiçlik perendeleri atmakla ünlü Taha Akyol – son Lüksembourg olaylarından sonra – Atatürk’ün Avrupa Birliğine karşı olamayacağını iddia ediyor ve bizlerin bu konuda hep Mustafa Kemal’in reformların yapılması için “yabancıların planlarına ve nasihatlerine göre hareket edilmesinin , “ bağımsız bir millete yakışmayacağı” konusunda defalarca söylediklerini, kendisine göre tevil etmeye çalışıyor. Akyol- yakından bilirim- Mustafa Kemal’i düşüncelerini hiçbir zaman özümsememiş, içine sindirememiştir. Ancak bunu açıkça ifade etmeye de medeni cesareti yoktur. Mustafa Kemal’e söz rüşveti vermeye çalışır, yabancı kitap ve kaynaklardan mehaz göstererek Atatürk’ü, güya , anlatmaya çalışır. Yok Atatürk reformlar ve ekonomi konusunda, beş yıllık ilk planlar yapılırken ,Sovyet uzmanlara danışmış, yok, dışardan raporlar getirtmiş, vb….. Atatürk, dogmatik ve de peşin hükümlü değildi; tabıi kı İzmi İktisat Kongresiyle başlayan arayışlarında – herkese danışacak, raporlar isteyecekti, ama siz neticeye bakın; o Türkiye’nin kaderini, asla yabancılara teslim etmedi ve bu yöntemin bağımsız bir millete yakışmayacağını sonuna kadar söyledi. O’nun vizyonu Avrupa vizyonu değildi Batıya ve çağdaşlığa yönelen, ama TÜRK, Mustafa Kemal vizyonu idi!

Akyol, Lüksembourg’da ,güya “Türkiye’ye dostluk yapan “ İngiltere konusunda da yanılıyor. Nitekim okuyucuları da, haklı olarak ona soruyorlarmış; “ İngiltere’nin tarihimizde bize karşı,bunca oyunu ve kazığı varken ‘Nasıl Türk dostu İngiltere’ diye yazarsın” diye….Taka Akyol’un bu konuda cevabı ve duruşu da ,kendisi gibi zamana ve zemine göre, “konjonktürel.”

Bır defa genel olarak, büyük devletlerin ebadı dostlukları yok, ebedi menfaatleri vardır ve bu kuraklı her zaman en iyi uygulayan da İngiltere’dir. Bu gerçekçi tavrı için de İngiltere’yi kınayacak değiliz.Asıl kınanması gerekenler, kendi çıkarlarını unutanlar ve yabancılara inananlardır…. Dogrudur; Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşından sonra “Yurtta Sulh- Cihanda sulh “demiş ve öncelikle barış ve ülkesinin uzun vadeli güvenliği için Batıya yönelmiş, ski düşmanlarla hatta Yunanistan’la dostluklar ittifaklar yapmak isteniştir. Bu hem pragmatik politikanın gereği idi, hem de o sırada Kurtuluş Savaşında , bize-gene kendi çıkarları için yardım etmiş olan en Sovyet Rusya’nın Türkiye’yi “ ayı sarmasıyla” kucaklanmasına, ve peyk yapmasına karşı makul ve gerekli bir savunma idi. ..Batıya, Fransa’ya İngiltere’ye yaklaşmak ta, gene O’nun büyük ileri görüşüyle, Almanya’nın, İtalya’nın, Hitler’in, Mussolini’nin tehlikelerini , hatta Batılılardan daha önce fark etmesini sonucu, akılcı seçimi idi.

Ama, buna rağmen, mesela İngiltere, bu yaklaşımlara sonuna kadar direnmiş, “Yeni Türkiye” gerçeğine pek inanmadığı ve hatta bu yeni devleti önlemek istediği için ,Büyük Elçiliğini Ankara’ya taşımamış ve de Doğuda Kürt isyanlarını ajanları vasıtasıyla tahrik etmişti! …Taha Akyol bu arada, Atatürk’ün İngilizlere “dostluk jestlerinden” söz ediyor…Mesela, ülkemizi Yarı *resmi ziyaret eden Kral VIII Edward’ yapılan jestlerden! Bunlar da adı üstünde “jestlerdi”..Mustafa Kemal aynı jestleri ,ı kendisini ziyarete gelen diğer hükümdar ve devlet adamlarına da yapmıştı ama ince nokta da şudur; Onlar , hep Atatürk’ün huzuruna geldiler- O onların ayaklarına asla gitmedi! Hatta Atatürk, İngiltere’nin kendisine vermek istediği “dizbağı” nişanını da kabul etmemişti! Atatürk'ün akılcı vizyonuyla, şimdikilerin yabancılara ram olmak eğilimleri arasında büyük fark var!

İngiltere , bugün “Türkiye’ye dost” …çünkü Türkiye’yi en iyi tanıyor ve izliyor ve kendi petrol vb. çıkaklarını da iyi değerlendiriyor… ya yarın, konjonktür değişince?

Kendini bilen devletlerin Dostlukları ve siyasetleri , “konjonktüre” hatta “uzun süren konjonktürlere göre” belirlenmez ! Türkiye’nin de, ebedi ve kalıcı çıkarları vardır ve olmalıdır; yabancı “dostluklar” geçicidir,, bizim milli çıkarlarımız ise ebedi olmalıdır!

Yayın Tarihi : 11 Ekim 2005 Salı 11:55:58


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?