20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Ahlak mı? Taassup mu? Riya mı?

Şu sırada eğer, sırasıyla Çankaya’da Ahmet Necdet Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı, Atatürkçü aydınlar ve yazarlar ve de Türk Ordusu olmasaydı, mevcut İktidarın sırtını AB’ne –Amerika’ya dayayıp TC’ni, köklerinden, nasıl değiştireceklerini tahmin edebiliyorum.


Mesela Türban konusunda, Türban’ın, kişisel bir inanç meselesi olmaktan çıkıp, laik Cumhuriyet’e ve Atatürk devrimlerine meydan okumak olduğunu görmeyen, görmek istemeyen aymazlar var, medyamızda da…!

Şimdi bunlar ve şeriatçılar, Cumhurbaşkanının Çankaya köşkünde oğlunun düğünün yapmasını mesele yaparak, akıllarınca, Çankaya’dan “gedik açmak” en azından, gene akıllarınca, Cumhurbaşkanını müşkül duruma düşürmek istiyorlar.

Rauf Tamer bile, Cumhurbaşkanını suçluyor…Cumhurbaşkanının TBMM Başkanı Bülent Arınç’ı, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü düğüne-“eşsiz” davet etmesine “Bu olmadı” diye karşı çıkıyor.…

Bu, Sayın Sezer’in “hukuki olmayan, siyasi bir tavrıymış!”


Evet, Sezer Başbakanı ve Gülü özel düğününe hiç davet etmeyebilirdi. Ama o zaman da tenkit edilecekti ; “bu olmadı” diye... Düğünü bir Otelde yapsaydı da, davet etmese veya “eşsiz” davet etse, bazıları gene tenkit edeceklerdi

Hem hepimizin başına gelmiştir; Böyle bir düğüne, iş ilişkilerimizden başka bağlantılarımızdan dolayı davet etmek zorunda olduğumuz ve kerhen davet ettiğiniz kişiler, hatta akrabalarımız olmuştur. Cumhurbaşkanının da Arınç’ı, Erdoğan’ı ve Gülü böyle “mecburen ve kerhen” davet etmesini, anlayışla karşılamak gerekir. Ama onların bunu ilke meselesi yapmalarına ve mazeret uydurarak bu nazik davete icabet etmemiş olmalarına, aynı anlayışı göstermek mümkün değil. .


GENE KAMUSAL ALAN

Çankaya kişisel düğünle Çankaya’nın kamusal alandan çıkmışmış. Ama her şeyden önce ve daha önemlisi Atatürk’ün kutsal mekanı olmaktan, henüz çıkmadı… O mekanda türbanlı Meclis Başkanı, Başbakan ve Bakan Hanımlarının bulunması O’nun ruhunu muazzep eder! Tabii, bu manevi anlama önem veriliyorsa!

Cumhurbaşkanı türlü güvenlik vs problemlerini düşünerek, Oğlunun düğününü Çankaya’da, tamamıyla kendi parasıyla, yani bütün masraflarını cebinden ödeyerek yapmıştır Bunda hiç yanlışlık yoktur. Ondan önceki Cumhurbaşkanları dönemlerinde de özel toplantı ve düğünler Çankaya’da ve Dolma bahçe Sarayında yapılmış ve yadırganmamıştı…Beyaz Sarayda ve Elyze Sarayında da yapıldığı gibi!


Ne var ki, o eski dönemlerde Türkiye’de türban sorunu yoktu, ve bir gün gelip Başbakanın ve Bakanların eşlerinin türbanlı olacakları akla bile gelmezdi.

Atatürk’ten bunca yıl sonra, türbanı Türkiye’nin, Devletin başına kim sardı ve niçin? Geleneksel başörtüsü problem olmamıştı ve Atatürk de bu konuda “Bunu Türk Kadınları kendileri hallederler” demişti ve nitekim Türban, muayyen bir zihniyetin simgesi ve meydan okuması yapılana kadar Türk kadınlar sorunu çözmeye daha 1926’da başlamışlardı.


“Türban” aslında, bir iffet ve namus meselesi değildir bu kavramların maksatlı olarak kullanılmasıdır. İffetin ölçüsü ve savunucusu bez parçalarına bağlıysa, yazık! Hem, Türbanın ve sımsıkı tesettür pardösülerinin altında, namusun ne kadar korunabileceği de başka bir soru.

ATATÜRK NE DEMİŞTİ?

Atatürk 1929’da şöyle diyor; “Bazı yerlerde kadınlar gördüm ki ; başına, bir bez, veya peştamal veya buna benzer bir şeyler atmışlar örtmüşler. Geçen erkeklere karşı, ya arkasını çevirip ve yere oturarak yumuluyor. Bu tavrın manası nedir? Efendiler, medeni bir millet anası. millet kızı bu garip şekillere, bu vahşi vaziyete girer mi? Bu hal milletimizi çok garip gösteren bir manzaradır ve muhakkak değiştirilmesi gerekir!”


Babamın anılarında okudum;. Bir gün Saray burnu parkında Gazi’nin karşısına, tepeden tırnağa, siyah çarşaflı, sadece gözleri görünen bir genç hanım çıkar. Gazi hanımı yanına çağırır, niçin böyle örtündüğünü sorar ve “Çıkar şu kara çarşafı” der. Hanım hiç tereddüt etmeden, “sana feda olsun Paşam” diyerek üstündeki çarşafı atar .

Acaba Başbakan Türkiye’yi ve devleti, bu baş belasından kurtulmak için “feda olsun” diye Türban bunalımına son veremez mi? Kendisinin ve Gül’ün hanımları, yabancılarla toplantılarda yabancı hemcinsleriyle karşılaşınca acaba hiç sıkılmıyorlar, mahcup olmuyorlar mı? Yabancı devlet adamları ve eşleri, Onları böyle acayip ve de, aslında, hiç de şık olmayan bu baş bağlarını ve tesettür kıyafetlerini, acaba- , “aman ne kadar hoş, bu hanımlar ne kadar şık ve prensip sahibiler” mi diyorlar, hayran mı oluyorlar? Ben biliyorum ki aslında çok garip ve eksantrik buluyorlar. Yabancı modacıklar da bu kıyafetlerden, türbanlardan ilham almıyorlar. Çoğu Müslüman ülkelerde de, hükümet ve devlet başlarının eşleri çoktan çarşafı türbanı atmışlar.


Evet ; iyi ki, Çankaya’da Ahmet Necdet Sezer var. O bu konuda hukukçuluk da, politikacılık da yapmıyor; Çankaya’nın onurunu, Laik Cumhuriyeti, koruyor. O olmasa ve dönemi sona erince, Çankaya’ya Arınç veya Erdoğan çıkarsa, korkarım, Atatürk’ün bir laiklik kalesi, içinden fethedilecek!

Yayın Tarihi : 16 Eylül 2004 Perşembe 17:31:38


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?