20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Asıl Sorun, Asıl Engelleyenler...


Sabahattin Önkibar kardeşim yazmış. “...Engelli çocuklar Anıtkabir’e Atatürk’ü ziyarete götürülüyor... Kapıda bir anne tasnifi... Saçını örtenlere set, örtmeyenlere geç! Hayır, hayır, hayır! Hiç kimse bu fotoğrafı bana izah edemez... Atatürk’ü sevmenin ölçütü böyle bir şekilcilik olamaz.” Çok haklı; benim de içim cız etti.

SORUMLU KİM?

Sabahattin devam ediyor: “Evet, bugün Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım yaşasaydı da oğlunun kabrine gidemeyecekti... Keza saçını kapatan boşandığı eşi Latife Hanım da öyle!

Ama efendim devletin kuralları var demeyin!

Kabre gitmenin kuralını devlet belirleyemez.

Tamam, kamuda türban olmasın ve olmamalı... Bunda hem fikiriz... Ama kabir ziyaretinde böyle bir tasnif olabilir mi?”

Gene çok haklı... Ama bağışlasın mesele salt “şekil” meselesi değil! Sorması ve cevaplaması gerek; bu “şekilciliğin” hanımlarımızın, kızlarımızın baş örtülerinin, böyle acılara vesile olmasının asıl sorumluları kim? Bunlar oluyorsa, böyle acılar Anıtkabir önünde hatta mezarlıklarda yaşanıyorsa... Ve genç kızlarımız üniversitelere gidemiyorlarsa, bu engellerin asıl suçluları kim?

BAŞ ÖRTÜSÜ

Kayıtlara geçmesi için belirtmek gerek? Geleneksel baş örtüsü, son zamanlara kadar hiçbir yerde sorun olmamıştı. Mustafa Kemal, kıyafet devrimini yaparken, kadınların giysilerine, baş örtülerine dokunmamış “Onlar ne yapacaklarını kendileri bilirler” demişti.

Nitekim gelişmeler normal seyrini takip etseydi, kadınların bazıları, başlarını açacaklar, bazıları da baş örtüsü takmaya devam edeceklerdi ve bu mesele olmayacaktı! Olmadı da! Daha önce de yazdım, İstanbul Hukuk’ta okuyan baş örtülü üç sınıf arkadaşım vardı... Onların baş örtülerini yadırgamadık, kimse de karışmadı! Biri “imam kızı” idi. Daha sonra başlarını kendiliklerinden açtılar!
“Baş örtüsü” ne zamana kadar sorun olmadı? Bir kadın yazar bunu mesele yapana ve Erbakan da buna yapışana ve daha sonra da, Erdoğan, geleneksel “baş örtüsünü” değil, yeni moda “türbanı” , kendi siyasetlerinin “simgesi” yapana kadar!
İşte asıl bundan sonradır ki, devlet mekânlarında, Orduevlerinde, resmi resepsiyonlarda ve kamusal alanlarda, tuhaflıklardan öte, acılar yaşandı. Önceki gün, Anıtkabir önündeki gerçek trajedinin günahı da, kadınların baş örtülerini, siyasi simge ve araç yapanlarının boynunadır...

BAYKAL'IN ÇARŞAFI

Ve sorumlular sadece AKP vb. değil. Son zamanlarda maalesef Deniz Baykal da yarayı -çarşafı- kaşıdı ve “oy” toplamaya alet etti. Sayın Baykal maalesef ’Tek Parti Dönemi’ni kınarken, gericilerin bu konudaki iddialarına, herhalde istemeyerek destek oldu. Daha acısı “çarşafı” savunmakta AKP ile rekabete girdi! Şimdi bunu tevile çalışıyor ama boşuna!

Oysa Baykal’ın CHP Genel Başkanı ve CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal’in halefi olarak, İzmir’de önüne, CHP adayını desteklemek için “konu mankenleri” olarak getirilmiş kara çarşaflı hanımların çarşaflarına “altı ok” rozeti takmak değil, sokaklarımızda sayıları artan bu hanımları, gericiliğin simgesi “çarşafı” atmaya ikna etmesi gerekirdi! Ve işte o zaman, “politikacı” değil, gerçek “devrimci” devlet adamı olurdu!

BAYRAM VESİLESİYLE

Öbür gün, Kurban Bayramı. Çocukken -Atatürk Devrimlerinin en heyecanlı günlerinde de- büyüklerimiz, bayram namazına giderler, kurbanlar kesilir, fakire, fukaraya dağıtılırdı... Civardaki caminin imamına, özel olarak yaptırılan yastık gönderilir ve ölülerimize dua okuması istenirdi!

Yani bu dini vecibeleri yerine getirmek, devrimlere, “laikliğe” karşı olarak düşünülmezdi! Sonra ne oldu?

Ve Bayram sabahları; biz çocuklar toplanıp “baş örtülü” büyüklerin ellerini öperdik! Atatürk de, evimize geldiğinde, baş örtülü baba anamın elini öpmüştür! Doğru; anası Zübeyde Hanım, eşi Latife Hanım ve onunla birlikte anam ve halalarım da sıkma başlı ve baş örtülü idiler. Fotoğrafları duvarlarımda! Ama bu 1926’dan önce idi! Daha sonra, çok geçmeden hepsi ve sonra da dini bütün, baba anam, hiçbir baskı altında kalmadan, baş örtüsünü kendiliğinden çıkardı! Bilmem anlatabildim mi?

Yayın Tarihi : 6 Aralık 2008 Cumartesi 23:41:15
Güncelleme :11 Aralık 2008 Perşembe 10:33:49


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
S.A IP: 78.164.236.xxx Tarih : 7.12.2008 19:37:25

Millî Mücadele yandaşı olan ve de Kurtuluş Savaşı'nda mücadele veren ninelerimizin başörtüsü (Cumhuriyetimizi kösteklemeye çalışan Partilerin simgesi "türban" değil) var idi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile tanıştırmak için, çocuk yaşımda elimden tutup beni Anıtkabir'e götüren rahmetli annemin başörtüsü (Cumhuriyetimizi kösteklemeye çalışan Partilerin simgesi "türban" değil) var idi. Türbanın, Türkiye'yi ve Cumhuriyetimizi yok etmeye çalışanların "bir simgesi olduğu" artık açığa çıkmıştır. "Başörtüsü" her zaman için vatanperver, Cumhuriyetçi ve de Atatürk Milliyetçisi Türk kadınının simgesi olmuştur. Not: Türban takan sayın kardeşlerim lütfen, bu başlığın "nereden esinlenerek" örnek alındığını araştırsınlar !.. Ben bir ipucu veriyorum; "bu simge hıristiyan rahibelerinin kullandıkları bir başlık ve örtünme tarzıdır"