“Uygarlık yolunda büyük yürüyüş başlıyor” …Geçen akşam 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel Ahmet Hakan’ın TV programında “Lüksembourg’da alınan netice Türkiye için zafer midir, hezimet mi?” diye sordu. El cevap; “Ne zaferdir , ne hezimet” …yanı ortada , ucu açık bir şey! Ben ekleyim; keskin virajlarla ve iki tarafı uçurumlu bır yolda yolculuk! Nefeslerimizi tutacağız ama ben Sayın Demirel gibi gönlümü ferah tutamıyor, ve “Haydi Hayırlısı” diyemiyorum.
Süleyman Bey çok sevdiğim ve saydığım bır insan, bilgili ve bilge bır devlet adamı. Daha başlarından beri, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak bu Avrupa yolculuğunun içinde. Süreci büyük bir vukufla anlattı. Avrupa’nın parçası olmanın Türkiye nın hakkı ve kaderi olduğunu söyledi ve Atatürk’ün hedefinin de, Kurtuluş Savaşından sonra eski düşmanları Batı devletleriyle anlaşmak olduğunu söyledi . Çok doğru, ama maalesef Avrupa’nın parçası olmak ve uygarlığın Avrupalılara ram olmak olmadığı ayırımını vurgulamadı ve Mustafa Kemal’in hep tekrarladığı , “Yabancıların, Avrupalıların nasihat ve reçetelerine göre reform yapmanın bağımsız bir millete asla yakışmayacağı uyarısını” ,muhakkak bildiği halde unuttu ve unutturdu. Yoksa Cumhurbaşkanlığını yaptığı bu devletin kurucusunun bu sözleri de , “düne” aitti ve bugün ise “bugün” ?
Sayın Demirel, girdiğimiz bu yolun tehlikelerini ve karşılaşacağımız güçlükleri ve dayatmaları da biliyor ama bunlar işin doğasından sayıyor. Diplomasiye güveniyor, ama sorarım ,bu belki on, belki de 15 yıl sürecek olan yolculukta , bugünkü ve kim ve ne olacakları meçhul iktidarlara güveniyor mu ve ası önemlisi, ne oldukları şu son günlerde ortaya çıkan Avrupalı lider ve politikacılara ve bunları izleyeceklere, şimdiden,- güvenebiliyor mu? Neticede AB bizi tam üye kabul etmezse veya daha ortada işi keserse , bu dünyanın sonu değildir dedi. Öyleyse bu tehlikeleri ve aşağılamaları göze alacağımız yerde, neden işin başında kendi yolumuza kendi değerlerimize ve çıkarlarımıza göre, bir takım ne idüğü belirsiz Avrupalının ağız kokularını dinleyerek ve aşağılamalarına tahammül ederek mi girelim. Atatürk’ün dediği gibi “Hangi bağımsız millet vardır kı bunu kabul etmiştir?
Bir bakıma, Süleyman Bey böyle konuşmaya mecbur, çünkü bu, ince , uzun ucu açık, çıkmaz yola girilmesinde, iyi niyet ve doğru sebeplerle de olsa, onun da payı ve sorumluluğu var.
BİR İNCİ , BİR İŞARET
HÜRRİYET gazetesinin inci gibi başlıkları devam ediyor.Dünkü manşet ; SUSTURAN CÜMLE …İngiliz Dışişleri bakanı Jack Straw ; Müzakereleri engellemeye çalışan Kıbrıslı Rumları ikna etmiş; “Israrımız sürerse Türk askeri adadan çekilmez ve KKTC tanınır" Bu cümlenin mefhum-u muhalifinden" çıkan anlam ; “Israr etmez, susarsanız, müzakerelerde Türk askerinin adadan çekilmesi ve KKTC'nin yok edilmesi mümkün olur” Ve ben, bu mantık zincirine davam edeyim, Genişlemeden sorumlu Komıser Olin Rehn’in dediği gibi, “Müzakereleri engellemeyin; , biz Türklere her istediğimiz ancak müzakere sürecinde yaptırırız!”
Bu mantığın ilk neticesini de Adalet Bakanı Cemil Çiçek Avrupalılara verdiği mesajla doğruladı; Heybeliadaki Ruhban okulunun bugüne kadar kapalı kalması yanlışmış ve “Okulu 24 Saatte açarız!" demiş…Evet sonra da Rum Patriğini Ökümenıklığini de tanırlar. Ve ilahare ilahere!
Ben “Haydi Hayırlısı” diyemiyorum ; bekleyelim hep birlikte göreceğiz ve günü geldiğinde de , perçemlerine, milletçe yapışacağız! !