Robert Kolej’de, evinde pansiyon kaldığımız Ermeni Madam Lusi, toprağı bol olsun, bizlere çocukları gibi, şefkatle bakardı… Her akşam yoklama yapar; “Altemur geldi, Ahmet geldi, Üstün geldi” der ve “Tunç gene gelmedi”, diye endişelenirdi… O sıralarda tifüs salgını vardı. Madam Lüsi, akşamları “bit muayenesi” yapar, çamaşırlarımızı adeta etüvden geçirirdi… Onu, nasıl rahmetle -evet rahmetle- anmam!… Birçok Ermeni dostumu, kırk yıl Amerika’da yaşadıktan sonra, bana, kusursuz Türkçesiyle “Güzel Türkçemize ne yaptınız” diye çıkışan Arto Ayvazyan’ı… Cirit talimi yaparken yaralandığımda, beni sırtında hastaneye taşıyan hademe Kirkor'u nasıl şükranla hatırlamam! Kore savaşındaki silah arkadaşım, liyakat madalyası hamili Yedek Asteğmen Mahakı unutabilir miyim? Türk Kültürüne, musikisine hizmet eden Agop Dilacar’ı, Berç Türker’ı, Udi Hrant'ı, Bimen Şen’i nasıl unuturuz… Liste uzun…
”Tehcir” esnasında bazı yerel zorbalar tarafından, Ermenilere yapılan kötülükleri ve yüzlercesinin öldürmemelerini de inkâr edemeyiz. Ancak zamanın İttihat Ve Terakki hükumeti, daha savaş sona ermeden bu zorbaları -67 kişiyi- yargılayıp idam ettiğini, kim hatırlıyor?
ORANLARI KORUMAK
Bu olaylar -ortak acılar- hususunda “bütün oranları”, eşitlemek şart! Ermeni Diasporası ve şimdi onlarla birlikte, Ermenilerden özür dilememizi isteyen, yerli yardakçıları, Ermeni çetelerinin, Taşnakların Türklere yaptıkları mezalimi de kabul edip -telin ederler- özür dilerler mi?... Talat Ve Cemal Paşaların şehit edilmelerinden dolayı, özür dilemelerini bir tarafa bırakalım, haydi Erzurum’daki toplu mezarları da unutalım. Ama ben, Babamın bizzat yaşadığı ve bana anlattıklarını nasıl unuturum? Maraş’ta Babam “çetesiyle”, yanmış dumanları tüten bir camiye varmış… Fransız üniformalı Ermeniler kadınları, çocukları caminin içine doldurup yakmışlar… Babam bunu anlatırken gözleri yaşlı, “Bebelerin yanık tenlerini, hala ellerimde hissediyorum” demişti... Ve gene Babam, 1919’da ABD Kongresi tarafından, “Ermenistan Devletini” kurmakla görevlendirilen, Amerikan Generali James Harbord’u, Sıva’da, Mustafa Kemal’le konuştuktan sonra Karabekir Paşa ile de görüştürmek için Erzurum’a götürürken Generale Ermeni çetelerin yaktıkları, dumanları hala tüten Türk köylerini gösterir… General Karabekir paşayla da konuştuktan sonra “ikna oldum” der… Biz hala kendi yazarlarımız aydınlarımızı ikna edemiyoruz! Unutmadığım, canlı, bir hatıram da var: Erzurumlu hısımımız yaşlı bir hanım, bazen bizde kalırdı… Geceleri birden “Ermeniler geliyor” diye çığlıklarla uyanır, kaçmaya kalkardı…
Bütün bunları Ermeni Diasporası hınzır gibi bilir de itiraf etmez, özür dilemez! Bizim “fahri” Ermeniler, Hrant Dinkler de bilirler… Taksim Meydanında, günah çıkarma ayinleri yapanlar bilmez mi? Bu adamlar- bu kadınlar, “öldürülen Ermeniler” için ağıt yakarken, dokunaklı bildirgeler okurken, hiç olmazsa, Ermeni mezaliminde, katledilenler, ASALA’NIN alçakça öldürdüğü diplomatlarımız için, tek mum yakmazlar ve neden, bir dakikacık, saygı duruşunda bulunmazlar? Beklemek abes!..
Eğer, beni, bir TV kanalında, bu adamların, kadınların karşısına çıkarsalar Amerika’da TV programlarında Diaspora Temsilcilerine sorduğum gibi, onlara da, sormak isterdim… Şimdi buradan soruyor, köşe ve bucaklarından cevap bekliyorum: Ermenilerin hakkaniyet gereği, eşitlik olsun diye bile, cevap veremeyecekleri, özür dilemeyecekleri muhakkak… Ama “bizimkilere” sorarım:Bu ortak acıları, yaraları kaşımak, Ermeni Diasporasının ve Ermenistan'ın amaçlarına, çıkarlarına hizmet etmekten gayri neye yarıyor?... Türklerin, Türkiye’nin çıkarlarımıza yarıyor mu, yoksa zarar mı veriyor?
Şimdi, “farzı muhal”, abes ama düşünelim; gelecek 24 Nisan’da, iç ve dış baskılara boyun eğerek, milletçe – devletçe, Devletin-hükümetin en yüksek katlarından özür dilense… TBMM’de bu yolda karar alınsa, “Ermeniler haklıdır, ne isteseler yeridir” dense, Ermeni diasporası bizi “bağışlar mı? Yoksa “suçumuz” böylece, kendi itirafımızla sabit olunca, buna istinaden, İnsan Hakları Mahkemelerinde tazminat davaları açmazlar mı- Sigorta Şirketleri bunun üzerine atlamazlar mı? Ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde, Türkiye topraklarının Ermenilere verilmesi için kararlar alınırsa, oradaki Baş delegemiz, buna nasıl itiraz edebilir? Abartıyor muyum?… Hayır; sonra olacakların en azını, söylüyorum, asıl büyük kaybımız “milli onurumuzdur”, babalarımız - dedelerimiz mezarlarından bize lanet okurlar… Şehitlerin kemikleri sızlar…
Sizler, ey Taksin Meydanında toplanıp, “günah çıkarma ayinleri” düzenleyen kadınlar, erkekler; bütün bu olacakların farkında mısınız?
Ermenilerin amaçlarıyla, Kürtçülerin amaçlarının birleştiğinin, farkında mısınız? Umurlarınızda mı? Ve anlamıyor musunuz; asıl, en büyük kötülüğü bu devlete sadık Ermeni vatandaşlarımıza yapıyor, Türk - Ermeni düşmanlığını, kışkırtıyorsunuz!... Bunun vebalini, taşımaya hazır mısınız?
Sevgili Madam Lüsi, bir hata yaptığımızda bize, “Ayıpsınız” derdi… Ben de buradan bu güruha sesleniyorum: “Ayıpsınız”, hem de çok Ayıp!***
art bir niyet var kim ne olursa olsun eski defterleri karstirmak var kimki eski defterleri karistirirsa karistikca karisiklik var SIMDIKI ZAMANDA iki kisi bir olursa bir adami sucsuzda olsa ipe götürür var temcit pilavi gibi oldu bu is hadi buyrun burdan yeyin
Ülkemizin Batı emperyalistleri ile, onun yaltakçıları tarafından maruz kaldığı tehlikeler karşısında yıllardır yazdığınız uyarı makalelerinizi candan destekler, en derin hürmetlerimi sunarım.