Türkiye’nin, AB ile ‘sözde’ üyelik müzakereleri, aslında, havanda su dövmek! Fakat bu sırada,ortaya, iktidarın “laiklik” konusundaki durum ve tutumunu gösteren bir olay çıktı. : AB ile eğitin konusunda yapılacak müzakerelerin . “yol haritası” olacak “Pozisyon belgesinden” ,“ Türk Eğitim Sistemi laiktir” ifadesi, Devlet Bakanı Ali Babacan’ın talimatıyla, çıkarılmış… Gerekçe veya mazeret şu;” bu zaten Anayasa hükmü imiş, tekrarlanmasına gerek yokmuş… Tekrar nulursa, formaliteler yüzünde süreç uzayacakmış!”
Eğer belgeye, bu ibare başından, hiç konmasaydı, belki de Anayasa’da konuda genel bir hüküm bulunduğu için, dikkatleri çekmeyecek, sorun olmayacaktı. Ancak, anlaşılan, laik rejime bağlı bazı bürokratların , – Babacan’ın deyimiyle, “işgüzarlar”, ilave etmeye gerek görmüşler… Bu ibare, şimdi AKP’li Devlet Bakanı Babacan tarafından çıkarılınca anlam kazanıyor… Hele, gerek Babacan’ın, gerekse Başbakan’ın son zamanlarda Anayasa hakkında ve değiştirilmesi gerektiğini ifade eden sözleri hatırlanıldığında! Ortada ters bir “işgüzarlık” varsa bu da Babacan’ın “işgüzaelığı”!
AKP savunucularından Taha Akyol ,“Laikliğe odaklanmış bir Bakan ne olursa olsun, bu cümlenin belgede muhakkak yer almasında ısrar ederdi” diyor ve ilave ediyor : ” ama (Babacan) gibi “pragmatik” bır bakan, işin yürümesi. Sürecin uzamaması ı için,çıkarılmasını isterdi”…Akyol’a göre, “eğitim laiktir” ibaresinin pozisyon belgesinde yer almaması bir şey değiştirmezmiş, yani, belgede yer almaması caizmiş… Bunu kendi takkesine anlatsın! Caiz olmasına, belki caizdir de, bana, gene, Nasrettin Hocanın helâda sakız çiğnemenin caiz olup olmadığı sorusuna verdiği cevabı hatırlatıyor, Babacan’ın asıl maksadının başka olduğunu düşündürüyor! Belli ki, Babacan’ın maksadı hiç de öyle masumane ve “ pragmatik” değil; kökten! , .
Ama , Babacan galiba pek deneyimli değil… Politikada ve halkla ilişkilerde daha tecrübeli olsaydı “talimatının” hele şu sırada,başka türlü yorumlanacağını tahmin ederdi. … Tahmin edememişse basiretsiz, eğer etmişse ve ibareyi sonuçlarını bilerek çıkarttırmışsa, bu konularda ve “laikliğe” karşı gözü kara!
ESKİ DOSTLAR… YENİ DÜŞMANLAR?
NEW YORK TIMES Gazetesi Savunma Muhabiri Mıchael R.Gordon’un emekli General Bernard Trainor ile birlikte, Irak Savaşı hakkında yazdıkları COBRA–2 adlı kitapta, Türkler hakkında söylediklerini dehşet ve hiddetle okuduk! General’in, ülkemiz hakkındaki. Amerikan ordusunu tabiriyle, “Kışla koğuşlarının”, “ sinkaflı” küfürlerini tekrar etmeye hicabım mani… En yüksek mevkilere gelmiş bulunan ve savaşı planlayan, yöneten, Merkezi Kuvvetler, eski Komutanın, bırakınız bir müttefik ve sözde dost ülke hakkında, başka bır millet hakkında böyle konuşması kendi düzeyini gösterir…Falat, aslında bana acı veren husus, Türkiye ile ABD, TSK ile ABD Ordusu arasındaki ilişkilerin bu hale gelmesi! .
General Franks’ın, Tüerklere karşı kızgınlığı, herhalde, İkinci Tezkerenin TBMM'den geçmemesinden ve ABD ordusuna Irak'tan saldırırken güneyden geçit vermemiş olmamızdan ileri geliyor. Amerikan askerlerinin de subaylarınızın başlarına, bu yüzden çuval geçirdiler ve i, Pentagon’dan, o zaman, kızgın sesler yükselmişti... Pentagon’daki diğer generallerin ve sivil yöneticilerin, hatta Oval Ofiste Başkan Bush’un da hakkımıza iltifatlar yağdırmadıkları belli idi… Ama böylesine küfürler kabul edilebilecek gibi değil!
Bizde de bazıları, “ İkinci Tezkere’nin kabul edilmeyişini kınarlar ve Kuzey Irak’tan bu yüzden “dışlandığımızı , ” ,Kürt Devleti'nin kurulmasına olanak verdiğimizi iddia ederler… Oysa verilmiş sadakamız varmış: bu zihniyetteki insanlarla iş birliği yapmakla, Türkiye bir şey kazanmayacak, aksine çok şey kaybedecektik. Bır defa, Amerikalılar Güneydoğu’da ve bazı stratejik tesislerde yerleşecekler ve iç işlerimize karışmak imkânını kazanacaklardı… Fakat bu “işgale” yardım etmekle, sonra yapılmakta olan hoyratlara, işkence ve katliamlara da suç ortağı olacak, ama Irak’ın yeniden yapılmasında söz sahibi yapılmayacak ve gene de, Kürt Devletinin oluşmsına engel olamayacaktık. Ve şimdi de Amerikanın ve Koalisyon güçlerini saplandığı bu bataktan kendimizi nasıl kurtarırız diye düşülür olacaktık! .Diyorum ya, bizi Allah kurtardı!
AMERIKA VE BEN
Amerika ve Amerikalılar benim için çok hassas konular… Orada, aralıklı da olsa, yirmi yıl yaşadım, yüksek tahsilimi yaptım… Torunlarımız orada doğdu ve hala da orada yaşıyorlar! Çok düzgün, dürüst Amerikalı dostlarımız ve anılarımız var. Ben Kore de, savaş koşullarında, yiğit Amerikan askerleri tanıdım. Amerikalıları da iyi tanıdığımı sanır bunun için de genellikle severdim- .hala da sempatim vardır!
Anlamakta güçlük çektiğim şu; o Amerikalılar, Türkleri “kahramanların kahramanı” diyen generaller. O yiğit askerler, nasıl oldu da, bugün Irak’ta katliam ve işkenceler yapan, sivilleri öldüren - ve sonra da, General Franks gibi, Türklere küfür eden generaller oldular?
Bunlar, 11 Eylül sendromunun, paranoyasının neticeleri mi? Tek süper güç olmanın küstahlık ve şımarıklığı mı? Bır baştan kokma durumumu mu?
Gene de, dost ve müttefik kalmamızın gereğine inandığım Amerikanın ıslahı hal etmesini,kendi .kendisini. Bush, Franks gibilerden kurtarmasını bekliyorum. Ve hala. Da, Amerika’da, Amerikalılarda, bunu başaracak iradenin bulunduğuna inanıyorum...
Yayın Tarihi :
3 Haziran 2006 Cumartesi 12:47:46