Suçlamalarla köşeye sıkıştırılmış olan siyasilerin klasik sendromudur; önce aldırmazlıktan gelirler, inkâr ederler, fakat muhalefetin, medyanın baskıları devam edince , “tencere, senin de dibin kara” teranesi başlatırlar ve daha sonra da, görgü ve alışkanlık düzeylerine göre, “üç nokta” koymaktan başlayarak, sövmeye girişirler!
Yarım yüzyıllık meslek ve devlet görevleri hayatımda, bunun çok örneklerini ve acı sonuçlarını görmüşümdür! Kısacası, bu tutum ve davranışların sonu, kaçınılmaz olarak, hüsrandır… Ne dünyada, ne Türkiye’de, hiç bir siyasi ve hükümet adamı, basını –medyayı- ve diğer erkleri, karşısına, böylesine almakla, kazanamamış, ama kaybetmiştir.
ASABİYİM BEN!
Bir de kuşatılmışlığın, parti disiplini adına “safları sıkıştırmak”, ”kelle” vermemek, kabadayılığı, sendromu da var… Kovboy filmlerinde, “Kızılderililerin” saldırısına uğrayan beyazlar kafilesinin, arabalarından daire teşkil edip, kendilerini savunmaları gibi!
Bugün, AKP ‘de bu sendromları teşhis etmek mümkün… Başbakan, artan suçlamalar karşısında, Unakuıtan’ın veya başka bakanların “kellelerini” ” vermemekte” direnirken, medyayı, bu suçlamaları, “bir şeyler karşılığında” yapmakla, itham etti. Medya ve mensupları, Erdoğan’ın, kendi deyimiyle bu “ağır sözlerini” kolay bağışlamayacak ve unutmayacaklardır… Daha önce de, Dışişlerli Bakan Abdullah Gül, medyanın “yabancı servisler tarafından manipüle edildiklerini” söylemişti. Bu sözlerin faturası ağır olacaktır.
İngilizlerin bir sözü vardır : “Yeter derecede ip verin; kendi. Kendini asar!” derler. Eğer Erdoğan asabiyetine hakım olamaz bu müsademe rotasında devam ederse olacak budur!
Maliye Bakanı Unakıtan ve ailesi hakkındaki iddiaların içeriği ve doğru olup olmadıkları bir tarafa ancak bazı pis kokuların geldiğini Nazlı Ilıcak gibi müzmin AKP yanlıları dahi itiraf ediyorlar. AKP Milletvekillerinin, Turan Çömez’in ve Fuat Çeçen’ın Başbakana yazdıkları gibi, iddialar. Henüz tam kanıtlanmamış olsa bile, bu durumda özellikle Maliyenin Başındaki bir Bakanın, AKP’ye ve iktidarına, artık ağır yük olduğu meydandadır. İddiaların sadece bir ikisi doğru olsa bile, şayiaların vukuundan beter olması, adının AK olmasında ısrar eden bir parti için büyük zaaftır. Bu durumda dünyanın neresinde olursa olsun “balonu” kurtarmak için “safra” atılır! Ve en sonunda da mecburen atılacaktır, ama irtifa kaybedildikçe, “balon”, -AKP ‘iktidarı-belki kurtarılamayabilir!
Başbakanın, iktidarının ve kendi siyasi geleceği pahasına, " Kemal Abisini" , bu derece korumasının sebebi, ,CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın dediği gibi, bu iddiaların kendi anlayış ve ölçütlerine göre, mahzur teşkil etmediği midir? Acaba , “Şifresi” de, dün gazetelerde yayınlanan tarikat sahnelerinde midir, diye, düşünüyor insan… Öyle ise durum daha da düşündürücü ve vahim!
Nihayet, Türkiye ve Hükümeti, şu sırada çok hayatı dış konularla boğuşurken “Unakıtan Konusunun” dikkatleri çelmesi. İktidarı gölgelemesi, büyük talihsizlik!