Bir ihanet ve fesat sacayağının büyük bacağı Çetin Altan, “Bayrak asmak ihtiyacı başlıklı yazısında ,”nedense” İstanbul’da “nedense” –Selimiye Kışlasının öncülüğünde çeşitli tepelere vb. büyük bayraklar –TÜRK bayrakları asmak ihtiyacının duyulmuş olmasından şikâyetçi. Yazısına benim tepkim kısaca: ,asıl. Türk bayrağından böyle açıkça rahatsız olanları ve de Türk Milliyetçiliğin yükselmesinden korkan Çetın Altan ve Murat Belge gibileri, meydanlarda –tepelerde, “sallandırmaya” şu sırada daha fazla gazla ihtiyaç olduğu!
Çetin Altan ve Mahdumları, yıllardır zaten, aynı nakaratı tekrarlar. “Hazineden geçinmelilerden" şikâyetçidirler… Köylü kaldığımızdan ve geri kalmışlığımızın ayrıntılarını sayıp dökerler ve bu böyle iken bayraklarla, milliyetçilikle, boş hamaset yapıldığını, asıl sorunların örtbas edildiğini iddia ederler! Sanki ilerlememizi milliyetçilik ve bayrak engelmiş ve “Hazineden n Geçinmeliler” , yanı askerler, de, Selimiye Kışlasına Türk Bayrağı asanlar da bu aymazlığın başını çekiyorlarmış.
Fakat bu ihanet sacayağının da sözde aydınların da asıl dertleri, başka ülkelerde görülmeyen bır sendrom - Türklüğe Türk milliyetçiliğine düşmanlıktır… Ger vesileyle, milletimizin simgelerini, büyük bır şevkle aşağılarlar.
Kürt sorunu konusunda Çetin Altan’a göre," Oligarşik yapıyı örseliyormuş ve “Hazineden geçinmeliler" ” (Komutanlar diye okuyun) “can havliyle” siyası milliyetçilik ve bayraklara sarılıyorlarmış!" ve bu, Murat Belge'nin de e “iddia ettiği gibi “ırkçı faşizme doğru yönelişmiş ve “o 35 metre uzunluğundaki, 150 metre karelik bayraklar çok doğal görünmüyormuş, 21 yüzyıl bilimsel bakışlara!
Çetin Altan ve şürekâsına, aynı atık suyolunda buluştuğu Murat Belge’ye vb belki de kökenleri dolaysısıyla olmayan ve gelişmemiş milli duyguları ve bayrak sevgisini arı telkin etmek çok güç, Milliyetçilikle bayrak uğruna seve seve ölebilmek duygusunu ve üstünlüğünü anlatmak çok güç. Ancak, eğer er bugün Köşelerinde de rahatlıkla yazı yazıyor. Bayrağa da karşı çıkabiliyorlarsa, as – bu sözde “büyük usta” bunu rahatlıkla pervasızca yapabiliyorsa, a, bu, o “Hazneden Geçinmelilerin” ve milletin, Türk milliyetçiliğinden ve Türk bayrağından güç alarak verdikleri mücadeleler sayesindedir! Eğer o mücadele olmasaydı İstanbul'da ve diğer yerlerde büyük tepelerde hatta minarelerden başka bayraklar sallanacaktı.
Başka demokratik ülkelerde bayraklarından ve milliyetçilikten, böyle edepsizce şikâyetçi olanlar. Her nedense pek yok. ABD de 11l Eylül Saldırısından sonra herkes Amerikan bayraklarına sarıldı ve Amerikanım her yerinde her boy bayraklar pıtrak gibi aylarca kaldı!
Bu gibi yazıların dolayı, bır yazımda Çetin Atlan! A ve oğullarına üç tokat atmaya aht ettiğimi, yazmıştım. Bir tokat kandı adıma, ikinci tokat TSK adına- üçüncüsü de Türk milleti adına… Ahdimi yeniliyorum-bu adamlara söz yetmez!
ÇETİNER’İN ARKASINDAN!
“Sapır sapır dökülüyoruz ” demiştik…Benim kuşağından –eski Baba-ı Âli’den bir taş daha koptu…Sevgili dostum,,Vatan gazetesinden ve Milliyet’ten kapı yoldaşım Yılmaz Çetiner’i de kaybettik. Uzun süredir çekiyordu: telefonda son konuştuğunda güçlükle nefes alıyordu…”Buluşalım” dedik. Artı ancak “öteki tarafta”!
Yılmaz’ın meslek ve kitap başarıları8nı sayacak değilim. Kılık değiştirerek, Tophanen batakhanelerinde cesaretle yaptığı röportajlarda, benim de, naçizane, desteğim vardı. O bunu ve benim, Vatan’da yazı işleri Müdürü olarak yazar ve muhabirlerin r imzalarını “göstermemi” hiç unutmadı. İyi bir dost, iyi bir kardeşti. Allah’tan ona rahmet. Sevgili eşine ve kızına başsağlığı ve sabır dilemekten başka elden ne gelir! Buluşmak üzere Allaha ısmarladık sevgili Yılmaz!
Yayın Tarihi :
4 Ağustos 2006 Cuma 13:48:10