19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Bedelin ihaneti...

“Bedelin ihaneti”… daha doğrusu, “bedellideki ihanet” ve “ihanetin bedeli”!

AB- Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendjik, ordumuzu terörün provokatörü –tahrikçisi- ilan etti. Lagendjik terör ve bölücülük tehlikesi yaşamamış bir ülkeden. Hollanda ordusu da, sadece saray bekçiliği yapan, saçları sakallarına karışmış bir ordu. Bizim ordumuz hakkında hüküm vermeye hakkı, salahiyeti yok. Ama bu adamlara yargımızı yargılamak hakkını tanırsanız, en önemli milli çıkarlarımızı ve milli değerlerimizi – tepkilerimizi “utanç” verici olarak değerlendirmelerini ve böyle çizmeden yukarı ukalalıklar yapmalarını önleyemezsiniz!

Pamuk davasının görüleceği mahkemenin önünde milliyetçilerin taşkınlıkları yüzünden dünyadaki tepkiler üzerine, sanki yumruk ve yumurta atmak olayları o “uygar” demokratik ülkelerde de hiç görülmemiş bir şeymiş gibi aşağılık kompleksiyle kolektif utanç krizine girenler, fakat asıl Lagendjik’in sözlerine karşı tepki göstermeliler.

Ama göstermiyorlar!. Lagendjik’in bu küstah sözlerine Genelkurmayımız muhakkak gereken cevabı, gereken şiddetle verecektir. Ama asıl hükümetin de hem de Başbakan’ın bu densizlikten öte haddi aşan ifadelere hak ettiği cevabı vermesi gerekiyor. Tabii bu düşüncelere katılmıyorlarsa!. Ne var ki TSK'nın etkisinden kurtulmak, AKP İktidarının amaçlarının AB ve Yabancıların maksatlarıyla birleştiği konulardan biri.

BEDELLİ ASKERLİK

“Bedelli askerlik” yani bedel mukabilinde, askerlik görevini kaytarmak konusu da, gene bu maksatla, AKP’nin gizli gündeminde, Başbakan Erdoğan’ın Avustralya-Yeni Zelanda gezisi esnasında gündeme getirildi.
Öteden beri liboş asker karşıtları ve AKP‘liler, Genelkurmayın Bedelli askerliğin söz konusu olmadığını ve günün şartlarına ters düştüğünü ifade etmesine rağmen, “profesyonel ordu” yutturmacası ile bu bayat konuyu gene ateşe sürerler.

“Bedelli askerlik”, hele şu bağlamda, ama geleneklerimize göre yanlıştır. Bir defa Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Para veren askerlik görevini yapmayacak, parası olmayanlar yapmayacak; bu vatandaşlar arasına nifak sokar. Fakat daha önemlisi, ordumuzun geleneksel manevi anlamını -askerliğin, vazifeden öte, bir hak, bir gurur olduğu anlayışımıza, değerimize ters düşer. Ve maalesef askerliğin, adata aşağılanacak ve angarya sayılacak hale gelmesi, öyle telakki edilmesi de çok acıdır- tıpkı milliyetçiliğin de alenen aşağılanması gibi.

Bazıları “Bedelli askerlik hakkını istiyoruz” diyesilermiş. Oysa bizim zamanımızda, askerlik yapmak bir hak, yapmamak bir özür, bir ayıptı! Sakat ve özürlü olmadığım halde, beni askerlikten muaf tutsalardı intiharı düşünürdüm! “Ne, nasıl ve niçin, değişti?

ASKERLİĞİN DE “PAZARLANMASI” MI?

Bu bedelli askerlik konusunun başka bir boyutu var; AKP’nin Milli Eğitim Bakanlığı daha şimdiden “askerliğin da pazarlanması” için “çalışmalar” yapıyormuş ve bu maksatla da, bedelden gelecek paraların hesabını yapmış. Bu paralar eğitim için harcanacakmış… Böylelikle, ordu ile gençler karşı karşıya getirilmiş oluyor; "Biz sizin için istedik, ama görüyorsunuz Komutanlar izin vermiyorlar” diyecekler!.
Ve bu sırada “ vicdani retçilik” olayı var. Yani ülke tehdit altında iken, ”silah tutmaya ve vatan için savaşmaya “vicdanım” el vermiyor” demek, askerlik görevinden kaçmak, demokrasi ve ifade özgürlüğü gereği!

HAKKI DEVRİM’İN SATAŞMASI
Eski dostum ve fakat zamana ve zemine uyanlardan Hakkı Devrim, Pamuk davası dolayısıyla, bana sataşmış… Benim duruşma günü mahkemede bulunmamı - kendi tabiriyle “göstericiler arasında da boy göstermiş” olmamı kınıyor.. “a benim Altemur arkadaşım sana kalemin yetmez mi ki, kendini kaldırımlara vuruyorsun?” diyor.

Orada boy gösterdiğim ve protestoları ilke olarak desteklediğim, doğru ama kaldırımlara, protestocuları ve yumruk yumurta atanları teskin etmek, olası taşkınlıkları önlemek için indim!.

Hakkı Devrim , Türkiye’yi “ yargılamaya” gelen Avrupalıların, ve Pamuksever liboş yazarların Yaşar Kemal’in Altan kardeşlerin, Belge’nin, Oral Çalışlar’ın, Bayramoğlu vb. orada Pamuk yanında ve arkalarımda boy göstermelerine bir şey demiyor da beni kınıyor… Kendisine şu cevabı gönderdim.

“A benim- eski Hakkı arkadaşım; Orhan Pamuk'la ilgili yazında bana dokundurmuşun. Önce ben göstericilerin protestolarını, - ama yumruk ve yumurta atmalarını değil- tasvip ediyorum. Eğer yabancılar, Türk yargısını kapısına dayanıp, Türkiye’yi ve adaletini yargılamaya kalkışırlarsa- sağlı-sollu vatanseverlerin, milli tepkilerini göstermeleri de ifade özgürlünün gereğidir.
Ben de bu konuda tarafsız olamam, milletimin ve devletimin onurundan yanayım. Tarafım- ancak senin de, artık -zamana ve zemine uyarak, taraflı olduğun ve fakat yanlış tarafta olduğun gibi! Ancak olaylar hakkında sana bilgi verenler yanlış bilgi vermişler; ben göstericiler arasına onları yatıştırmak maksadıyla gittim. Bu gayretlerim esnasında bir yumurta da bana isabet etti! Orada bulunan herkes de bu çabalarını izledi, Kayıtlara geçsin diye yazıyorum.” Bakalım, eski dostum bu cevabımı ifade ve cevap hakkı özgürlüğü gereği, yayınlayacak mı?

ŞENER’İN SÖZLERİ

Meğer, bugünkü hükümetteki en aklı başında bakanlardan biri bildiği Devlet Bakanı Abdüllatif Şener de, Pamuk’un sözlerini yanlış bulmakla beraber “ama Pamuk gibi bir sanatçının yanlış konuşma hakkı da vardır” demiş… Bir sanatçının bilmediği konularda da yanlış konuşması belki mazur görülebilir ama herhangi bir sanatçının hatta büyük bir romancının, milletini aşağılamak ve tarihine ihanet etmek hususunda “dokunulmazlığı” olabilir mi?

Yayın Tarihi : 19 Aralık 2005 Pazartesi 11:41:55


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?