“Havada bulut yok bu ne dumandır…/. Kışlanın önünde redif sesi var…”
Ordu denince, nedense, aklıma, dilimin ucuna ”Yemen Türküsü” gelir… Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’u dinlerken de gayri ihtiyari bu Türküyü düşündüm…
Bu, halk Türküsünün kaynağı, “Muştur” ama “yokuş olan yol”, koca bir İmparatorluğun ve Türklüğün yoludur ve Türk Ordusunu çağrıştırır; İmparatorluk döneminde, Mehmetler, sormadan sorgulamadan vatan hizmetine koşmuşlar, Yemen’de, Trabulus’da, Sina Çöllerinde ölmüşler ve cevap beklemeden sormuşlar “Giden gelmiyor – acep nedendir?" Diye.
Diyeceksiniz ki, ne işleri vardı bu Mehmetçiklerin , “o yâd ülkelerde”? Bu, büyük bir “Ordu-millet”- “millet ordusu” olmanın bedeli idi; o “gidenler” , bedelini, canlarıyla ödediler ve şehitlerini bağırlarına bastılar… Bu başka hiçbir millette olmayan “ruh” ve inançtır… Ve Türk Milletinin varoluşunun temelidir!
İmparatorluk gitti ama sonra düşmanlar hançerlerini anavatanın bağrına dayadılar. Ve Mehmetler Çanakkale’de-Sakarya’da, anavatan toprakları için, bu topraklara düştüler!
Şimdi de Subaylarımız Mehmetlerimiz aynı inanç ve ruhla, bu Türk Vatanını korumak için, sadece Güneydoğuda değil yurdun her bölgesinde bölücülere ve PKK’ya karşı amansız bir mücadele vermekteler.
KIŞLANIN ÖNÜNDE VE ÜSTÜNDE
Ne var ki, “kışlanın” üzerinde duman ve karabulutlar dolaşıyor… Dış düşmanlar yetmezmiş gibi, TSK, bugün, içerden de, mâlum “tarafların” saldırısı altında. Savaş, asimetrik - hem de çok asimetrik ve “yüksek –alçak” yoğunluklu – “ters orantılı” değil çapraşık orantılı… Saldıranların kuyrukları ve saldırı nedenleri “çakışıyor” Ortak hedef; “vesayet- mesayet” gerekçeleriyle, Türk Ordusundan tümüyle kurtulmak!
Son günlerde, tatlandırıcı içindeki zehirle yutturulmak istenen “profesyonel ordu” yani “Paralı askerler”. Zoraki “askerlik” kalkmalıyıymış… “Vicdani ret” olmalıymış… Ahmet Altan öyle diyor, mecburi askerlik görevi, başka hiçbir ülkede artık yokmuş… Ne İsveç’te, ne Hollanda’da vb. sorarlar; bu ülkelerin hiç biri Türkiye konumunda mı diye? İsveç hangi düşmanlar tarafından tehdit ediliyor? Azınlık “Laponların” teröristleri var mı? Ve bu ülkelerde Ahmet Altan gibi kendi ülkelerini, en zengin hazinesinden mahrum etmek isteyen yazarlar ve sözde aydınlar var mı?
Otuz Ağustos yaklaşıyor ya, malum gazeteler ağızları kulaklarına vararak, manşetlerinden taşırarak, Ergenekon Kapsamında sanık ve de tutuklu olan subayların terfi ettirmeyeceklerini, hatta resen emekli edileceklerini adları, sanlarıyla müjdeliyorlar… Bu ne kindir? “ihsası ret” değil - “ihsası ihanet”! Bu adamlar, Türk Ordusunun kıymetli cefakâr ve kahraman mensuplarının, böyle harcanmalarının, karayerlerine, ailelerine ve daha da öte, Ordunun maneviyatına nasıl darbe vuracağını düşünmezler mi? Sormak abes: Zaten Ordu ve mensupları hakkında, her gün servis edilen ve “tesadüfen”, Internet sitelerine düşen aile hayatlarına varıncaya kadar, en pespaye dedikoduları icat eden yayınların maksatları bu! Mesela, gene aynı ihanet sitelerine düşen başka alçakça bır iddia: “TSK’den ayrılan 50 subayın PKK’nın yönetim kadrosunu ele geçirdiği, açılım süreci başladıktan sonra kargaşa için eylemlere hız verdikleri” iddiası…
Başbuğ Paşa; “Böyle şeyleri düşünenlerin ben Türk kanı taşıdığını düşünmüyorum” dedi. Açıkça söylemedi, ama TSK’nin “taşeron” olduğunu söyleyenler için de, aynı hükmü vermek mümkün!
Bu yazımda, bir konuyu özellikle vurgulamalıyım: Paşa, “İrtica ile mücadele eylem planının" 12 Haziran 2009’da, “malum “ gazeteye polis tarafından servis edildiğini açıkladı. Acep nedendir? Bu münasebetle yetkili, yetkili makamlardan, öncelikle cevap vermeye, tenezzül buyururlarsa, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan sormak isterim… Kendileri, TBMM tutanaklarına da geçti; kendi emerindeki mekânlara yerleştirilen “yabancı uzmanlardan” haberi yokmuş… Acaba, o malum gazetelerde, her gün TSK’ne saldıran malum yazarların kendisine bağlı Polis Okullarında öğretim üyesi olduklarının farkındalar mı? Bu adamların, genç polislere, neler telkin ettiklerini, kısacası, bütün bunların Türk Ordusuyla, Türk polisini çatıştırmaya yaradığını düşünmez mi?
Orgeneral İlker Başbuğ, iki yıl sonra onuruyla emekli olacak ve üniformasını çıkaracak, ama bence bu üniforma gardıropta kalmaz. O ruh devam edecektir… Düşünülmesi bile acı ama bir ihtimaldir: Başbuğ Paşa da, diğer birçok şerefli asker gibi “Ergenekon Kapsamında” tutuklanabilir. Olmaz demeyin. Olmazlar oluyor! Sözün bittiği yerdeyiz! ***