Seçimlere 69 gün kaldı. Bu, “spor toto-loto” oyunu değil, “Milli Piyango” çekilişi değil; Dışarıdan ve içerden birileri, başımıza ”toplu” tabancalarını dayamışlar varlığımızla “Rus Ruleti” oynuyorlar… 12 Haziran’da, seçim sandıklarında oyunuzla, TC Devletinin, Türk milletinin kaderini, “varoluşunu” tayin edeceğinizin -işin ciddiyetinin- farkında mısınız?
Bu seçimlerde, kaderimizi tayin edecek unsurlardan başta geleni şudur; hemen sonra yapılacak referandumla, Erdoğan ve iktidarı, Devletin şeklini, şemailini değiştirecekler, “milli iradenin ” yerine, “tek adamın” iradesini mutlak kılacaklardır. Şu sırada, ülkeyi düşmanlardan kurtaracak “Tek Adama” çok ihtiyacımız var, ama bu “tek adam” da, O özlediğimiz “tek adamın” dehası, vizyonu yok. Başlıca becerisi, “pazarlamacılık” ve ülkeyi kendi itirafıyla, ”pazarlamak”, üslubu da öfke ve şiddet!
“Başkanlık Sistemi” kabul edilirse, ülke, muhakkak, başka badirelere ve kargaşalara sürüklenecektir. ”Tek Başkanda” bunlara karşı gelecek basiret ve dirayet var mı? Aslında genel seçimler, ülkelerde, yeni başlangıçlardır; “beyaz “sayfalar açar, ama görünüş, gidişat o ki, önümüzdeki sayfalar “kara” olacak.
Kaderimizi tayin edecek diğer unsur, Güneydoğu/ Bölücülük/PKK sorunu. Erdoğan’da bu sorunu çözme basireti ve iradesi var mı? Şimdiye kadar yaptıklarına bakarsanız yok. Onun bu konudaki “açılımlarından” -zafiyetinden- cesaret alan bölücüler gittikçe azıyorlar. Ecelleri geldi, devletin temellerini kirletiyorlar. Ama önümüzde seçimler, Güneydoğu oyları var. TC Devletinin Başbakanı bunlara karşı gereken iradeyi, tepkiyi göstermek yerine, çözümü APO ve PKK ile pazarlıkta ve de, bir zaman, Peşmergelerinin postallarını verdiğimiz Barzanilerin desteğinde arıyor, tavizler veriyor!...
BDP Lideri Demirtaş açıkça, “çözümü Erbil’de aramayın” dedi… Çünkü onlar kararlılar, İktidarın zafiyetinden, TSK’nin saf dışı kılmasından cesaret alıyor, azdıkça “sivil itaatsizlik” –oturma- eylemlerine, kentlerdeki azgınlıklarıyla, amaçlarına “Büyük Kürdistan’a” emin adımlarla ilerliyorlar… Ahmet (neden–nasıl) Türk, açıkça tehdit etti: “Sivil itaatsizlik, oturma eylemlerinin maksadı; Mısır ve Libya’da olduğu gibi yabancıların müdahalesini sağlamaktır.”
DEMİRTAŞIN “ANDI”
Son azgınlık-küstahlık: BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ilköğretimde öğrencilere okutulan Andımızı boykot kampanyası başlattı… Diyarbakır il Milli Eğitim Müdürlüğüne dilekçe vererek, kızının, okulda “Andımız faaliyetine” katılmayacağını bildirdi. Boykot- başkaldırı yayılıyor. Bu “sivil itaatsizlikten” öte milletimizin değerlerine açık bir saldırıdır - çocuk oyunu - hamaset meselesi değildir. Çocuklarımızın ilkokullarda, her sabah tekrarladıkları metni, Maarif Bakanı merhum “Dr. Reşit Galip” tarafından yazılan, Mustafa Kemal tarafından onaylanan “ant”, içlerimize işledi, yıllarca yeni kuşaklara iman verdi. İnsanlarımız aynı imanla çalıştılar, dövüştüler. Bölücüler ve onları destekleyen, sözde aydın liboşlar, bu ”ant”ın kaldırılmasını bir engelden daha kurtulmak için istiyorlar. Bu küstahlığa asıl sert tepkinin Başbakan Erdoğan’dan –gelmesi- malum öfkesiyle, “beğenmiyorsanız cehennemin dibine gidin” demesi beklenirdi, ama onlar şu sıra “oy” peşinde. Şükürler olsun ki “tokat” gibi cevap, Danıştay 8. Dairesinden geldi. Demirtaş’ın “dilekçesini” Oy birliğiyle ret eden kararda, deniyor ki:“Türk kelimesi bir ırkın değil, milletin ortak adıdır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi ne olursa olsun herkesi kapsayan ve kucaklayan milletin ortak adı olup, aksi yöndeki davacı iddialarına itibar edilmemiştir.”
Ankara’da, hala “Yargıçlar” var! Erdoğan, sorumluğu sırtından atmış oldu. Onun yapamadığını Yargı yaptı. Umulur ki şimdi, yargının bu “tasarrufuna” karışmaz. Musibetten, nimet: “Yeni Anayasada” “Türklük kavramı” değiştirilmek istenirken, Danıştay’ın içtihat olacak kararı anlayabilenlere ders olur, İnşallah!...
MUĞLALI'NIN ADI
Seçim ufkunda başka karabulutlar da var. Başbakan, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’e Van’ın Özalp ilçesindeki Jandarma Kışlasından, merhum Mustafa Muğlalı Paşanın, adının kaldırılmasını, bölge halkına seçim cemilesi olarak emretmişti. Acaba “emir demiri keser” diye, sessizce kaldırıldı mı?
Demokrat Parti, 1950’de iktidara geldikten sonra, merhum Paşayı, Aynı oy hesaplarıyla, idam talebiyle, mahkemeye vererek, onuruna saldırmış ve Paşa kahrından ölmüştü… Sonra, zamanın Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, kışlaya Mustafa Muğlalı adını vererek, Paşaya ve dolayısıyla, Orduya, onuru iade etmişti. Şimdi Muğlalı adı seçim uğruna kaldırılırsa aslında sadece, Muğlalı Paşa’nın onuru değil, Türk Ordusunun onuru da darbe yiyecek. Ve en kötüsü, bölücüler bunu zaaf ve teslimiyet telakki edecekler. Yapmayın beyler, paşalar, unvanlar, makamlar, rütbeler, geçicidir… Seçimler gelir, gider. Ama Ordumuzun “onuru” giderse, bir daha, kolay yerine gelmez. Tekrarı yoktur, bu ölümcül oyunun! ***
Amerikalı Amiral M. L. Bristol, ABD Dışişleri Bakanlığına sunduğu raporunda, son gelişmeler konusunda şu bilgileri verdi: "Padişah Vahideddin'in bildirileri, Anadolu'da milliyetçi akıma girişenlere günahlarını affettirmek (!) ve Padişaha bağlılıklarına ant içmek için bir hafta süre tanıdı. Padişahın dinsel niteliğini kazanması için Anlaşıkların, Hilafet merkezi olan İstanbul'u boşaltmaları da istenecektir. İngiliz birliklerinin İzmit körfezindeki sayıları şimdilik 10 bin kadardır. İstanbul Hükümeti'nin ve Anlaşıkların desteğini alan haydut Ahmet Aznavur'un çok zor durumda olduğu anlaşılmıştır. (12 Nisan 1920 Pazartesi)
Kaynak: "Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye'nin Kurtuluş Yılları" Orhan Duru. s: 79 (devamı gelecektir)