21
Mart
2026
Cumartesi
ANASAYFA

Bugün 10 Kasım; Saat Kaç?


Bugün 10 Kasım 2008 – “O”-Gazi Mustafa Kemal Atatürk- öleli, 70 yıl olmuş. Ölümünden birkaç gün önce, komadan çıktığında, başının ucunda bekleyen babama, “Saat Kaç?” diye sormuş ve 10 Kasım sabahı, saat 9’u beş geçe gözlerini hayata ebediyen yummuş! Hayatı boyunca ve de, Cumhuriyetin ilanından sonra 10–15 yılda, çok şeyler yapmıştı, fakat daha yapacakları-yapmak istediği, çok şey vardı! Bunu şimdi daha iyi, anlıyoruz!

Bu sabah, öldüğü saatte, (umarım) bütün Türkiye’de anılacak! Yakın zamanlara kadar, 10 Kasım sabahları, 9.05’de sireniler çalar ve her yerde –okullarda ve sokaklarda, herkes, her şey dururdu! Bilmiyorum, bu devam ediyor mu?

BU SABAH!

Ve bu sabah “Devlet Ricali”, ANITKABİR’E gidip defteri imzalayacaklar! Bazıları, içtenlikle hasretle- bazıları, ise kerhen, göstermelik, adet yerini bulsun diye! Sağlı-sollu “Malûmlar”, “O”ndan “kurtulmanın”, yıldönümünü kutlayacaklar!

ATATÜRK öldüğümde, ben 14 yaşımdaydım, şimdi 85; “O”nu hep hatırlıyor, her 10 Kasımda acısını dündeki gibi duyuyorum… Bugün, Televizyonun önündeyim; Kanalların kiminde gerçek Atatürkçüler, “O”nu hatırlatmaya çalışacaklar… Bazıları, adet yerini bulsun diye beylik, alışılmış sözler söyleyecekler. Bazı sözde aydınlar da, rahat koltuklarından- gazete ve televizyonlarda, ahkâm kesecekler; “O” nun sözde zayıf taraflarını, hatalarını öne sürecekler!

Bir zamanlar 10 Kasım’larda Atatürk, gazetelerde, siyah başlıklarla anılırdı! Tabii “Atatürk öldü” diye, sonsuza kadar, matem tutulamaz! Atatürk öldü diye matem tutmak yerine “O” yaşadı diye 10 Kasım’ı “Atatürk Bayramı” ilan etmeli… Ancak şimdinin bol renkli gazeteleri manşetlerinde Atatürk’ü ansalar bile, korkarım ki Obama-manya, Atatürk’ü anmanın yerine geçecek!

Merak ediyorum; acaba “malûm” TARAF ve “malûm” VAKİT vb. Atatürk’ü bakalım nasıl anacaklar; “O”na ve dehasına ne kulplar takacaklar?

Ancak, bütün bunlar, Atatürk sevgisinin azaldığını, göstermez. Bütün bu değerler yozlaşmasına, vefasızlıklara rağmen, iç ve dış tehlikeler arttıkça, millet, özellikle gençler, “Atatürkü” arıyor ve “O”na sarılıyorlar! Bunu aldığım e-posta mesajlarından ve ATATÜRK hakindeki kitapların “yok” satmasından anlıyorum!

“MUSTAFA” belgesinde, Atatürk'ün, kendi heykellerini diktirdiği iddia ediliyor. Yanlış; İtalyan heykeltıraş Cannonica' yı kendisi davet etmedi; İsmet Paşa Hükümeti davet etti! Ancak, Mustafa Kemal Fotoğrafçı John Weimberg’i çağırdı ve eski “kalpaklı- bıyıklı” imajının yerini alacak fraklı fotoğrafını, bilhassa – devrimini, simgelemek için, çektirdi! “O” nun büyüklüğü şu ki, artık “kalpaklı Mustafa Kemal”le “Fraklı Atatürk”, milletin indinde, birlik! Çocuk “Mustafa” değil “Büyük” Gazi Mustafa Kemal var! İlerde “O”nun Türkiye’nin her yöresindeki heykellerini, okullardaki büstlerini yıksalar, ANITKABİR’İ etnografya Müzesine çevirseler de Onu yılamayacaklardır!

Atatürk ne demişti; “*Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir….” ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Ve “*Ne mutlu “Türküm” diyene.”

Evet; bugün 10 Kasım 2008; Türkiye’de saat kaç? Derin “komadan”, ne zaman uyanacağız? ***

Yayın Tarihi : 10 Kasım 2008 Pazartesi 10:09:11


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Alaşehirli Celâl IP: 88.231.88.xxx Tarih : 10.11.2008 23:41:58

Atatürkçü bir dostumla Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili sohbetim sırasında "Atatürk'ü Millî Mücadeleye başladığı ve Kurtuluş Savaşı'nı kazandığı öz ismiyle yani, "Mustafa Kemal olarak zikretmek" gerekir demiştim.. Dostum buna karşı gelerek şu hususu beyân etti: "-Yüce önderimizi, isminin tamamıyla anmak gerekir, sadece Mustafa ismini kullananlar ATATÜRK betimlenmesinde TÜRK kelimesi geçtiği için, Türk olmayanlardır" Bundan sonra, Ulu Önderimizi GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK olarak anmaya başladım. (Bu yorum bölümümü Can Dündar'a atfederim) Vatanımızı kurtamayı planladığı andan itibaren, bizlere bugünkü Cumhuriyetimizi sağladığı ana kadar mücadele vermiş olan ATATÜRK'ü ebedî yaşantısından -nafile- mahrum etmeye çalışanların "ayılmaksızın komaya girişleri" çok yakındır. (Bu yorum bölümümü bu günün siyasilerine atfederim)