Gençliğimizde, 1940’lı yıllarda, ünlü bir film ve de şarkısı vardı; “Vadim O kadar Yeşildi ki!”…Bugünlerde de, “vadiler”, hem o kadar yeşil, hem de o kadar mümbit ki…
Amerikalı dostlarımız, diplomatlar ve komutanlar, “KURTLAR VADİSİ-IRAK” filminin Türkiye’de Amerikan düşmanlığını “ şekillendirmesinden”, tahrik etmesinden, endişe ediyorlarmış… Çok safça, yüzeysel bir düşünce; tavsiye ederim, önce Irak’ta hatta dünyada kendi yarattıkları “çakallar”, canavarlar “vadisine” baksınlar!
Sadece, Türkiye’de değil, bütün dünyada Amerikan düşmanlığını ateşleyen, Irak’ta direnişçilere güç veren, Saddam’ı aratan, Başkan Bush ve yönetiminin senaryosunun yazdıkları ve sahneye koydukları “ÇAKALLAR VADİSİ-IRAK” filmi, dizisidir… Dizinin, her yeni bölümünde, Amerikalıların, ABD ordusunun, Irak’ta, Ebu Gureyb ve Guantanomo cezaevlerinde, Gestapo’ya ve SS’lere rahmet okutan yeni yeni vahşet sahneleri görüntüleniyor ve belgeleniyor! Bunlar ortaya çıktıkça “Kurtlar Vadisi”ne, ne hacet!’.
Amerika’nın en büyük düşmanı kendisi; Bush ve yönetimi, Irak’a, hem de uydurma gerekçelerle saldırdıktan ve sonraki hoyratlıklarıyla, Amerika’nın, bunca yıl, bu kadar masraf ederek oluşturdukları sempati ve prestiji yok ettiler… Washington’un artık inanırlığı da kalmadı. Doğrusu, büyük başarı! Ben, Amerikalıları yakından tanımış, Kore’de de ABD askerlerini görmüş bir insan olarak, bunları anlamakta güçlük çekiyorum…
Bunları, herhalde, akıları başında Amerikalılar da görüyorlardır! Bu koşul ve ortamlarda – bu “çakallar-canavarlar vadisinde” ABD’nin, yönlendirdiği Irak’tan birlik ve beraberlik çıkması ve bir PAX AMEDRICANA – “Amerikan Barış Düzeni”- oluşması, BOP projesinin uygulanması beklenebilir mi? Kimse hayal kurmasın!’
VE KURTLAR VADİSİ
“Kurtlar Vadisi Irak” filmini de nihayet gördüm… Doğrusu, daha önce, bu film hakkında, gazete haber ve yorumlarına göre, kulaktan dolma ve biraz da ezbere düşünmüştüm... İlk düşüncem, Amerikan askerlerinin, subaylarımıza, askerlerimize kelepçe takıp, başlarına çuval geçirmeleri hoyratlığına, gereken mukabelenin, her nedense, zamanında, yapılmamış olması üzerine, ABD’den, sanal da olsa, bir “öç alma” olduğu şeklindeydi… Gerçekten de ben de sinemadan, Polat Alemdar ve arkadaşlarının, sonundaki başarılarından bir nevi mutluluk duyarak çıktım ve de düşündüm; bir zamanlar Vietnam’da, Vietkong’un elinden Amerikalı esirleri kurtarmasını alkışlarken, şimdi Türk kahraman Polat’ın, CIA’ci kötü adamı hançerlemesini, alkışlıyoruz. Bu Türk-Amerikan ilişkilerinin son zamanlarda, nereden nereye geldiğinin de bir göstergesi ve bu da, Bush iktidarının, büyük dış politika başarısı! Ancak daha derin düşündükçe, soruyorum; bu sanal öç alma yetti mi? Kızgınlığımızın bu filmle balkı “ufuneti” alındı ama o, gerçek acı olayı hemen unutmamız, bağışlamamız hele ABD’nin hala Kürdistan’ı desteklemesi karşısında, mümkün mü? Amerika ile iyi ilişkilerin, iki taraf için de, zorunlu olduğuna inanmış bir kişi olarak, esefle söyleyim ki, yara ve kızgınlık, “sanal öç almayla” geçiştirilemeyecek kadar derindir…